0
ABD seçimleri "demokratik" bir ortamda yapıldı. Hem de o kadar "demokratik ki", seçimi daha az oy almasına rağmen Trump kazandı. Kazandı kazanmasına da, bu sefer özgürlükler ülkesinin her yanında "demokratik kitlesel" eylemler baş gösterdi. Güvenlik güçleri de sözüm ona bu "barışçıl gösterilere" o kadar "orantılı" müdahale etti ki şaşarsınız. Jop'ların üzerine "yumuşak sünger çekmeler mi dersiniz, şekerden kurşunlar mı"…!? O nedenle ölüm ne demek, bir tek kişinin burnu bile kanamadı bu gösterilerde…
Takdir edersiniz ki buradaki hadiselerin tamamı tersiyle kaimdir. Tıpkı kamuoyunda dolaşan "Trump'da gelse, dünya hiçbir şey değişmez" sözü kadar ironiktir yani. Niye mi? Çünkü Cumhuriyetçi Başkanın seçim vaatlerini gerçekleştirmesi, bazen doğrudan bazen de müteselsile tüm dünyada hissedilir bir etki bırakacaktır kesinlikle. Sadece seçim öncesi dillendirilen; göçmenlerin sınır dışı edilmesi, Çin ile ticari ilişkilerin sınırlandırılması, Suriye ve Irak politikaları bile başlı başına bir değişimin habercisi değil mi zaten?
Anlayacağınız dünyada boy gösteren milliyetçi akımların, brexit ile devam eden ve en son da Trump'la neticelenen bir serüvenini izliyoruz. Lakin Trump seçmenini yalnızca ırkçı olarak görmek, yerinde bir yorum sayılmayacaktır. Zira ABD'nin uzun yıllardır uyguladığı serbest ticaret anlaşmalarının sonucu olarak, sanayileşsizleşen ve sefil bırakılan bölgelerin Trump'ı desteklediği bir gerçektir. Belki bu seçmenlerin ekseriyeti bağnaz olabilir ama bunlardan daha fazlası, iyi bir iş ve iyi bir geçim arzusu duymalarıdır.
Aslında Trump'ın Çin ile ticari ilişkiyi sınırlama vaadinin altında da bu olgu yatıyor. İki ülke arasındaki 600 milyar dolarlık ticaret hacminin, ABD'deki sanayi üretimini kısıtladığı ise herkesçe biliniyor. Nihayetinde bu ticari anlaşma, ABD'ye işsizlik olarak geri dönüyor doğal olarak. Diğer bir ifadeyle ABD, dünya sisteminde rekabet ettiği Çin'i, finansal desteğiyle kendisi yaşatıyor da diyebiliriz. Tabi buna ABD demek yerine, ABD içerisindeki küresel efendiler tabiri kullanmak daha gerçekçi bir tespit olacaktır. Hani demokratları destekleyen, Trump karşıtı kitlesel eylemleri finanse eden, Orta Doğudaki oyunu kuran ve terörü finanse edenler var ya, işte onlar.
Hülasa, paranın rotasını ABD'ye kırması, ileride ekonomisi bozulan Çin'i yeni arayışlara sevk edebilir. Bu yeni krizler, ittifaklar ve yeni dengeler demektir. Bununla beraber Avrupa'nın yüz bin göçmeni almaktan bile geri durduğu bir ortamda, Amerika'nın üç milyon göçmeni sınır dışı etmesi, dünyaya ciddi bir külfet yükleyecektir. Mursi'nin asılmaması karşılığında Sisi ye kredi veren batının, bunu sırf Mısırlı Mültecilerin ülkelerine geri dönmesi adına yapması ise durumun vahametini özetlemiyor mu sizce de? Yine ABD'nin Irak ve Suriye politikalarını, bundan böyle örgütlerden ziyade merkezi idarelere bağlanmasının da farklı yansımaları olacaktır.
Fakat "üst akıl", ABD'de hep kendine bağlı başkanlar seçmiştir malumunuz. Yazdıkları senaryoyu uygulamayanlar da çeşitli operasyonlara maruz bırakılmıştır. Aynı Trump'a yönelik sergilenen gezi benzeri eylemler ve İngilizlerin The Guardian gazetesinde çıkan suikast haberlerindeki gibi. Kaldı ki Trump tarafından iyi ilişkiler kurulacağı söylenen Putin' in, 2017 de kaybedeceği gibi bir anda yapılan haberler, aba altından sopa göstermekten başka ne olabilir ki? Bu noktada Amerika'daki taraflar, masada muhakkak anlaşacaklardır. Yani ileriki dönem Trump'ın bazı söylemlerinde 180 derece bir dönüş görürseniz şaşırmayın. Lakin ne olursa olsun Amerika'da safların hiç olmadığı kadar ayrışması, oyunun sonuna yaklaşıldığının resmidir. Zira üst akıl Trump'ı ne kadar da ehlileştirse de, "alışmış kudurmuştan beterdir" bir kere.
O cihetle çiçeği burnunda başkanın, dış politikada devletimizin işine gelen bir takım söylemlerine şimdilik ihtiyatlı davranmalıyız. Bakalım FETÖ'yü bize teslim edecek mi? Yoksa sınır dışı edeceği göçmenlerle birlikte deporta mı tabi tutacak? Kısa vadede kanaatimizi, asıl bu konu belirleyecek.
Vesselam…