ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında 14-15 Mayıs 2026'da Pekin'de gerçekleşecek zirve son yılların en kritik diplomatik görüşmelerinden biri. 8 yılı aşkın bir sürenin ardından liderler seviyesinde ilk kez yapılacak bu görüşme yalnızca iki büyük güç arasındaki ticaret sorunlarını ya da Tayvan gerilimini değil ABD'nin küresel liderlik kapasitesinin geleceğini de ilgilendiriyor. Daha da önemlisi, zirve İran merkezli savaşın giderek derinleştiği, küresel ekonomide kırılganlığın arttığı ve ABD'nin uluslararası meşruiyetinin ciddi biçimde sorgulandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Pekin zirvesi Washington'un Çin'le rekabeti nasıl yöneteceğini anlamak açısından kritik önemde olacak.

Washington-Pekin hattında yeni dönemin dinamikleri neler?

Trump'ın ikinci başkanlık döneminde Çin'e yaklaşımı eski ABD Başkanı Joe Biden dönemindeki ideolojik çerçeveden belirgin biçimde farklı. Biden yönetimi Çin'i liberal dünya düzenine meydan okuyan sistemsel rakip olarak tanımlıyor ve mücadeleyi demokrasi-otoriterlik eksenine oturtuyorken, Trump Çin'i daha çok ekonomik ve jeostratejik bir rakip olarak görüyor.

Hindistan 2047'ye kadar 'tam entegre bir askeri güç' olmayı hedefliyor
Hindistan 2047'ye kadar 'tam entegre bir askeri güç' olmayı hedefliyor
İçeriği Görüntüle

Trump açısından mesele yeni bir soğuk savaş yürütmek değil. ABD'nin ekonomik ve askeri üstünlüğünü koruyacak daha avantajlı pazarlık koşulları oluşturmak. Bunu da mevcut sistemin ABD'den çok Çin'e fayda sağladığını düşündüğü bütün kurumsal norm, platform ve mekanizmalarını işlevsiz hale getirip, diğer ülkelerle olduğu gibi Çin'le de ikili pazarlıklar üzerinden yapmaya çalışıyor. Görünen o ki, bire bir müzakerelerde ABD'nin daha güçlü bir konumda olacağına ve bu şekilde herkesi daha kolay baskı altına alabileceğine inanıyor.

Aslında bu ziyaretin arka planını anlamak için geçen yıl ekim ayında Güney Kore'nin Busan kentinde gerçekleşen Trump-Şi görüşmesine bakmak gerekir. O görüşmede taraflar fiilen bir 'ticari ateşkes' ilan etmişlerdi. Gümrük tarifelerinin daha fazla artırılmaması, belirli teknoloji alanlarında kontrollü işbirliğinin sürdürülmesi ve ekonomik gerilimin tamamen kontrolden çıkmasının önlenmesi konusunda geçici uzlaşı sağlanmıştı. Trump, Pekin'de gerçekleşecek görüşmelerde bu geçici ticari ateşkesi uzatmak isteyecek.

Trump, ABD'de ticaret savaşlarının beklenen sonucu üretmediğini görüyor. Hayat pahalılığı, tedarik zinciri sorunları ve yüksek maliyetler Amerikan kamuoyunda rahatsızlık yaratıyor. Kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimleri yaklaşırken Trump yönetimi ekonomik istikrarsızlığın daha fazla derinleşmesini istemeyecektir. Trump, Pekin'e yapısal sorunları çözmekten çok mevcut gerilimleri yönetilebilir seviyede tutmayı mümkün kılacak pragmatik işbirliğini devam ettirmek için gidiyor.

Zirvede hangi başlıkların öne çıkması bekleniyor?

Pekin zirvesinin en hassas başlıklarından biri Tayvan olacak. Şi açısından Tayvan yalnızca jeopolitik bir mesele olmanın ötesinde Çin milliyetçiliğinin ve rejimin meşruiyetinin merkezindeki konu. Çin yönetimi Washington'dan Tayvan'a yönelik siyasi ve askeri desteği azaltmasını isteyecek. Diğer taraftan Trump, Biden döneminden farklı olarak Tayvan'a faydacı ve işlevsel bakıyor.

Özellikle Trump yönetiminin Tayvan'a yönelik yaklaşık 11 milyar dolarlık silah satış paketini yavaşlatması ve ikinci aşamada gündeme gelen yeni paketi Pekin ziyaretinden sonraya bırakabileceği yönünde verdiği işaretler bölgede Amerika'ya karşı ciddi güven erozyonu doğurdu. Trump'ın Şi ile yapacağı görüşmelerde Tayvan'a silah satışı konusunu Çin'le yürütülen müzakerelerin bir unsuru olarak düşünecek olması bile Washington'un geleneksel çizgisinden sapma olarak değerlendirilecek. Bu durum Tayvan'da olduğu kadar Amerika'nın bölgedeki geleneksel müttefiklerinde de ciddi güvenlik kaygısı yaratıyor. Trump, Tayvan'ın kendi savunmasına daha fazla kaynak ayırması gerektiğini düşünüyor. Trump'a göre Washington'un güvenlik desteği otomatik değil, Tayvan'ın kendi savunma kapasitesini ciddi biçimde artırmasına bağlı olmalı. Bu yaklaşım Washington açısından maliyet azaltıcı görülüyorsa da Tayvan'da 'Amerika gerektiğinde bizi yalnız bırakabilir' korkusunu güçlendiriyor.

Benzer kaygılar Avrupa'da da hissediliyor. Avrupa Birliği (AB) ülkeleri Trump'ın Çin'le doğrudan büyük güç pazarlığına dayalı bir ilişki kurmak istemesinin transatlantik ilişkilerin kalitesini aşındıracağını düşünüyor. Avrupa açısından asıl mesele tarafların Çin politikalarının ne derece uyumlu olup olmadığından çok Amerika'nın güvenilir bir lider olarak kalıp kalmayacağı.

Tam da bu noktada İsrail/ABD-İran savaşı, Trump'ın Pekin'e giderken elini son derece karmaşık hale getiriyor. Amerika Çin'den İran üzerinde baskı kurmasını ve Tahran'ı Washington'la anlaşma yapmaya zorlamasını beklerken Çin adeta ayak sürüyor. İran savaşının uzaması kısa vadede sıkıntılar çıkartıyorsa da orta ve uzun vadede Çin'in işine geliyor olabilir.

Savaşın ekonomik maliyetleri ABD açısından giderek ağırlaşıyor. Artan askeri harcamalar, stratejik mühimmatların erimesi, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve küresel ekonomik belirsizlikler Amerikan ekonomisini zorluyor. Dahası İran savaşı Amerika'nın küresel meşruiyetine ciddi zarar veriyor. Washington artık birçok ülke tarafından uluslararası hukuku dikkate almayan, normlardan ziyade kaba güç siyasetiyle hareket eden, öngörülemez ve güvenilmez bir süper güç olarak algılanıyor. Üstelik savaşın uzaması küresel enerji ve gıda krizini derinleştirirken, küresel güney ülkelerinde Amerika'ya yönelik olumsuz algıyı artırıyor. Bu da Çin'in uzun vadeli jeopolitik hedeflerine hizmet ediyor.

Zaten bu zirveyi anlamlı kılan asıl unsur da içinde bulunduğumuz zamanın ruhu. Trump'ın Çin'e son ziyaretini yaptığı 2017'nin dünyasıyla bugünkü dünya aynı değil. Son dokuz yılda Amerika'nın küresel itibarı, normatif çekiciliği ve uluslararası sistem üzerindeki yönlendirici kapasitesi belirgin biçimde aşındı. Trump'ın ikinci başkanlık döneminde izlemekte olduğu dış politikaysa ABD'nin hem Avrupa hem de Asya'daki geleneksel müttefikleriyle arasını açıyor. Bu durumun orta ve uzun vadede Çin'in işine yarayacağı kesin. ABD'nin liderliğinin uğradığı meşruiyet kaybı, müttefikleriyle yaşadığı gerilimler ve Küresel Güney ülkeleri nezdindeki itibar aşınması, Pekin'in kendini alternatif küresel lider olarak sunmasını kolaylaştıracak. En büyük rakibi hata üstüne hata yaparken, Çin niye buna engel olsun?

Sonuç olarak Pekin'de gerçekleşecek Trump-Şi Zirvesi, Amerika-Çin rekabetinin sona erdiğini değil yeni bir aşamaya geçtiğini gösterecek. Zirvenin amacı ikili ve küresel sorunlara kapsamlı çözümler bulmaktan çok taraflara zaman kazandıracak geçici ve kontrollü bir işbirliği ortaya çıkarmak olacak.

[Prof. Dr. Tarık Oğuzlu, İstanbul Aydın Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanıdır.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: AA