Anıtkabir’e bakarken aklımdan geçenleri yazı konusu yapayım, dedim.

Sorumluluğu adeta insanüstü vasıflar yüklenmiş birinin sırtına yükleyip rahat etmek.

Birileri ululamak, birileri de kötülemek için gerçeklerle zıtlaşmakta, bir vefat etmiş üzerinden kavgalarını yürütmekte.

Onun duyguları yoktur, insanoğlu hatalıdır ama onda hata yoktur, hata gibi görünen şeyleri bile aslında bilinçli olarak, bir stratejinin gereği olarak yapmıştır.

Ya da o tümden hatalıdır.

Her şeyi yanlıştır.

Sağlığında da üzerinden ne menfaat kavgaları üretilmiştir.

O kişi kalabalıklar içindeki yalnızdır aslında.

Milyonlarca alkışlayanı, öveni vardır; niceleri etrafında pervanedir, gazetelere manşet, dergilere kapak olan efsanedir ama…

Mutsuzdur.

Tedirgindir.

En yakın bildiği, “dâvâ arkadaşı” bildiği, “dost” bildiği insanlar tarafından hançerlenmekte, zemini oyulmaktadır.

İnsan tercihlerinde hatalar yapabilmektedir ve O da bir insan olduğu için tercihlerinde hatalar yapmaktadır.

Güvendiklerinin kefil oldukları insanlar yanlışlara bulaşabilmektedir.

Bunu görüp değişim yaptığında da gelenlerin çoğu gidenlerin çoğunu aratmaktadır.

At izleri ile it izleri iyice birbirlerine karışmıştır.

Bir yerlere getirdiklerinden bazıları ihtiraslarının esiri olmuş, akla ziyan zenginlikler üretilmiştir.

Böyle işlere tahammül edemeyenler, karakterleri yetim hakkına el uzatmaya müsaade etmeyenlerin çoğu mücadelenin sonuç vermeyeceğini düşünerek köşelerine, mağaralarına çekilmektedir.

Kötü para iyi parayı, kötü esnaf iyi esnafı kovmaktadır.

Ortadakilerin çoğu ahlâk dersi vermektedir ama dillerinden ahlâkı düşürmeyenlerin işlerine gelen haksızlıkta sakınca görmemektedir.

İşler bir kişinin, birkaç kişinin düzeltebileceği kadar karışmış, ilişki ağları “at izi ile it izi birbirine karıştı” sözünü hak edecek kadar birbirine geçmiştir.

İçeride rekabet artmıştır, “kahraman”ın yol arkadaşları birbirlerinin ayağına çelme takmaktadır.

Bu ortamda durup dinlenmeye vakit yoktur, uyumaya vakit yoktur, nefes almaya bile vakit yoktur.

İnsanoğlu etten, kemikten ve büyük oranda da “su”dan bir varlıktır.

Tahammülü bir yere kadardır.

Ne yazık ki…

Halden anlayan çok azdır.

Birileri düşmanca saldırmakta, birileri de alabildiğine överek mesaj vermeye çalışmaktadır.

Bütün saldırıların ve övgülerin üzerinde toplandığı kişi çok mutsuzdur.

Birileri sürekli olarak birilerini kötülemektedir, kötüleyenin kötülenenden daha iyi olduğuna dair hiçbir belirti de yoktur.

Karakterleri “kötüleme” yarışına girmeye müsait olmayanlar, evet, köşelerine çekilmektedir.

Mağaralarına çekilmektedir.

Büyük mücadelelerle, düşmanlarla çarpışa çarpışa, doğrularıyla hatalarıyla, milyarlarca insanın gıpta edeceği makama gelen lider, anlaşılmak istemektedir.

Ne var ki ortalıkta görünenlerin çoğunun O’nu anlamak gibi bir derdi yoktur.

Gösterdikleri dertleri ile gerçek dertleri arasında büyük farklar vardır.

Makam, mevki verilenler kendisinden sonrasının hesaplarını yapmaktadır.

Lider yorgundur.

Üzgündür.

Kırgındır.

Ve kendisinden sonra neler olabileceğini tahmin edebilmektedir.

İsmi üzerinden büyük kavgalar yapılacak ve kişiler bu kavgalarda kendilerine maksimum menfaat sağlayacaklarına inandıkları yerde konumlanmayı hedefleyecektir.

Bu ortamda olmak istemeyenler de kabuklarına çekilecektir!

*

Bunları Anıtkabir’e bakarken düşündüm.

Bana 25 yaşıma gelene kadar Atatürk hakkında çok şeyler anlatılmıştı.

Sonradan, başka camialarda bambaşka şeyler anlatılmıştı.

Farklı kaynaklardan farklı Atatürkler okumuştum.

Atatürk ya göklere yükseltiliyor ya da çok olumsuz ifadelerle anılıyordu söylem sahipleri tarafından.

Bugün geldiğim noktada her ikisinde de çok büyük abartılar olduğunu görüyorum.

Atatürk bir insan.

Bir Lider.

Güçlü sezgileri olan, ortalamanın üzerinde vasıfları olan bir insan.

Nihayetinde insan.

İçinde bulunduğu şartlara göre hareket etmeye çalışmış, manevralar yapmış.

Bazen doğru yapmış, bazen de yanlış.

Kimileri onun doğrularını görmemeyi çıkarlarına uygun bulmuş, kimileri de yanlışlarını…

Ona gerçekten sevenler menfaat ilişkilerinden uzak kalmış, istismar edenler kendi çıkarları için çalışmış.

*

Anıtkabir’e bakarken, aklımdan “Kendisiyle bir konuşabilsem!” düşüncesi geçti.

Kendisini alabildiğine ululayanlarla, alabildiğine kötüleyenlerin hiç de hoşuna gitmeyecek şeyler söylerdi herhalde.

*

Doğruları söylediği için dokuz köyden kovulur…

Yerine geri dönerdi herhalde!

Böyle düşündüm.

Ve…

Cumhuriyetimizin kurucusuna “abartısız” bir dua gönderip yoluma devam ettim dostlar.