Hillary Clinton, “Geldik, gördük, öldü” dediğinde Kaddafi paramparça edilmiş bir vaziyette yerde yatıyordu. Tekmeleye tekmeleye öldürdüler onu.
Çünkü Kaddafi, Orta ve Batı Afrika'daki 14 ülke tarafından kullanılan Fransız kontrolündeki sömürge para birimi CFA Frangı'na alternatif yeni bir para birimi üzerinde çalışmalar yapıyordu.
Çünkü petrol gelirlerini halka doğrudan yansıtan politikalar izliyordu. Onun döneminde eğitim, sağlık, elektrik ve konut gibi temel hizmetler vatandaşlara büyük oranda ücretsiz veya çok düşük maliyetlerle sağlandı.
Yeni doğum yapan annelere doğrudan nakdi yardım sağlanıyordu. Bu miktar ortalama 5.000 Dolar arasında değişiyordu.
Nüfus artışını ve aile yapısını teşvik etmek amacıyla yeni evlenen çiftlere yüksek miktarda (yaklaşık 60.000 dinar) faizsiz hibe veriliyor ve ardından her doğan çocukla birlikte ailelerin aldığı aylık düzenli sosyal yardımlar da artırıyordu.
2000'li yıllarda Libya, Afrika kıtasının en yüksek insan gelişmişlik endeksine ve kişi başına düşen milli gelirine sahip ülkelerinden biri konumundaydı; okuryazarlık oranları ciddi oranda artmıştı.
2011 yılında adına Birleşik Koruyucu Operasyon dedikleri NATO müdahalesi ile devrildi. Yakalanıp linç edildiği esnada etrafındakilere sadece; "Ben size ne yaptım?” diyebildi.
Gerisini Hillary Clinton’dan dinleyin!
Peki, ne değişti?
Bugün iç savaşlar ve siyasi krizler nedeniyle GSYİH'de sert dalgalanmalar yaşanıyor. Genel refah seviyesi düştü. Altyapı büyük hasar gördü. Sağlık kuruluşlarının ve kamu hizmetlerinin önemli bir kısmı işlevini yitirdi.
Bankacılık sistemindeki güvensizlik ve bölünmüşlük nedeniyle ülkede ciddi bir likidite (nakit para) krizi ve yerel para biriminde değer kayıpları yaşanmaktadır.
Kaddafi, 2008 yılında Arap Birliği Zirvesi’nde şöyle bir konuşma yapmıştı; "Amerika Birleşik Devletleri, Irak'ı parçaladı ve hepimizin gözü önünde Saddam Hüseyin'i astı. Aramızda hiçbir fark yok, hepimiz aynı durumdayız. Sıra her birinize gelecek, sizin için de gelecekler! Bir yabancı güç gelir, birimizi vurur, biz de sadece seyrederiz. Birlik olmalıyız, birlikte hareket etmeliyiz.”
O konuşurken Esed gülüyor diğerleri de limon dişlemiş gibi Kaddafi’nin suratına bakıyordu.
Neticede adım adım yok edildiler… Geriye kalanlar da halkları pahasına, Amerika’ya yalakalık yapmak suretiyle başlarına herhangi bir şeyin gelmeyeceğini ümit ediyorlar.
Bakınız bugün dünya petrol rezervlerinin 835.9 milyar varillik kısmını oluşturan % 48.3'ü, Orta Doğu'da yer almaktadır.
Sadece İran, Ortadoğu'nun Suudi Arabistan ve Irak'tan sonra üçüncü büyük petrol üreticisi konumundadır.
Bu kadar zenginliğin içinde hala birbirlerinden nefret etmeyi becerebiliyorlar! Oysa Amerika ve İsrail tam da bunu istemiyor mu?
Sünni ittifak ile Şii ittifakı birbirine kırdırıp kendi nüfuz alanlarını genişletmek emperyalistlerin bilindik bir projesi değil midir?
Her seferinde Müslümanlar bu tuzağa neden düşüyor? Oysa Amerika ve İsrail için sizin Sünni ya da Şii olmanızın bir önemi var mı?
Netanyahu, “İran sonrası yönümüzü Sünni dünyaya çevireceğiz ve eksenimizi genişleteceğiz” demedi mi?
Biz onların gözünde Şii ya da Sünni değiliz. Sömürülecek birer nesneyiz. Anlayın artık bunu!
On yıldır Amerikan silahlarıyla çocukları öldürülen Yemenlileri, birer nefret objesi haline getirirseniz bundan kim kazançlı çıkar?
Kısacası sizler kendi aranızda çatıştıkça, mezhep ya da parti kavgası yaptıkça yani dirençsiz ve zayıf kaldıkça onlar hâkimiyetini daha fazla arttırıyor.