"Hiçbir şey bilmeyen hiçbir şeyi sevmez. Hiçbir şey yapmayan, hiçbir şeyden anlamaz. Hiç bir şeyden anlamayan insan değersizdir. Oysa anlayan hem sever, hem her şeye karşı duyarlı olur, hem de görür. Bir şeyde ne kadar çok bilgi varsa, o kadar büyük sevgi vardır. Bütün meyvelerin çileklerle aynı anda olgunlaştığını sanan kişi, üzümleri hiç tanımıyor demektir." Paracelsus.

Bilim adamları sevgi güdüsünün doğumla birlikte başladığını söylemektedirler. Bu durum sevginin kaynağını ortaya koyma açısından önemli bir başlangıç noktasıdır. Bu noktadan hareketle sevginin ilk insanın var olmasıyla beraber başladığını söylememize katkı sağlayacaktır. Sevgi belli bir olgunluğa erişmeden rastgele herkesin tadabileceği bir duygu değildir. Çünkü gerçek alçak gönüllülük, gözü peklik, inanç ve disiplin sevgide doygunluğa erişilemez. Bundan dolayıdır ki sevme yetisi ele geçirilmesi zor bir başarı olarak kalır. Ama bütün bunlara rağmen kişi sevebilmek ve sevgiyi tatmak için tüm uğraşlardan kendini alıkoymamalıdır.

Sevgi tesadüflere bırakılmayacak kadar önemlidir. Bu anlamda sevginin elde edilmesinde eğitimin büyük bir katkısı olacaktır. Bunun içinde öncelikli olarak sevgiyi öğretecek ama öğrettiği kişileri öncelikli olarak sevebilecek kişilere ihtiyaç duyulmaktadır. Bunun yanı sıra sevgiye ihtiyaç duyan ve onu elde etmek isteyen kişilerinde bir çaba sarf etmesi gerektiğini bilmesi gerekmektedir.

Sevgi öğrenilmeli sevmeyi bilenden. Sevgi duruma ve mekana göre farklılık gösterir. Ama bir gerçek vardır ki sevgi ve sevginin biçimi öğrenilir. Bunun içindir ki insanlar gördükleri sevgi kadar severler. Sevginin yoğun olduğu yerde bir birini seven insanlar yetişir. Bunun içinde çocukların bir arada uzun süre kaldıkları okullardaki öğretmenlerimize büyük görevler düşmektedir. Özellikle geleceğimiz olarak nitelendirdiğimiz yeni nesillerin yetiştirilmesinde, sevgi dolu insanlar olarak geleceğe taşınmalarında, öğretmenlerin etkileri büyük olacaktır. Tabi ki bu sevginin öğretilmesinde tek etken öğretmen değildir. Özellikle içerisinde yer aldığı aile başta olmak üzere çevre ve arkadaşlarının da bu sevginin oluşmasında ve yayılmasında etken olduğunu unutmamak gerekir.

Bir dönemde güzel yaşamak isteyenlere insanı nedir güzel yaşatan diye sorulduğunda, bu insanların verdiği cevap "sevgi"dir olmuştur. Sevgi Nedir? Tanımlanabilir mi? Yoksa yaşanılarak mı öğrenilir? Bu sorulara tutarlı bir yanıt vermek sanıldığı kadar kolay değildir. Bilim adamları, düşünürler, sanatçılar sevgiyi değişik biçimlerde tanımlamışlar, ya da açıklamaya çalışmışlardır. Sevgi bir başka insanın etkin bir şekilde içine gitmektir. Zorlama olmadan, yalnız özgür olduğunda yaşanabilen, insan gücünü somutluya bilen bir eylemdir. Sevgi, kişinin kendi bütünlüğünü, bireyselliğini koruyarak gerçekleştirdiği birliktir. Sevgi, insana özgü dünyadan bir şeyler vermektir, bunlarla ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgidir. Sevgi, kolların her zaman açık oluşudur. Sevgi için kollarınızı kaparsanız, kendiniz dışında tutacak hiçbir şey kalmadığını görürsünüz. Sevgi, tutku gibi zehirlisi olmayan, herkesin yetiştirdiği sıradan bir çiçektir.

Sevgi dilimizde en önemli ve en çok kafa karıştıran kelimedir. Hem dünyevi, hem de dini düşünürler sevginin yaşamımızda merkezi rol üstlendiği konusunda hem fikirdir. Hepimize "sevginin çok ihtişamlı bir şey" olduğu ve "dünyayı döndüren sevgi olduğu" anlatılır. Binlerce kitap, şarkı, dergi ve filme bu sözle lezzet katılır. Çok sayıda felsefi ve dini sistem sevgiye önemli bir yer vermiştir.

Psikologlar, sevildiğini hissetmenin, insanın birinci derecedeki duygusal ihtiyacı olduğunu sonucuna varmıştır. Sevgi için dağları denizleri aşar, çölleri yürüyerek geçer ve anlatılmayacak güçlüklere katlanırız. Sevgisiz, dağlar aşılmaz, denizler geçilmez, çöller dayanılmaz ve zorluklar yenilmez olur. Eğer sevgi sözcüğünün hem geçmişte, hem günümüzde insan yaşamının her yönünü işlediği konusunda anlaşabiliyorsak, bu sözün çok kafa karıştırıcı bir söz olduğu, konusunda da birleşiyoruz demektir. Onu bin türlü kullanırız. "Sosisli sandviçi seviyorum" deriz. Bir saniye sonra "annemi seviyorum" deriz. Yüzme, kayak yapma, avlanma gibi faaliyetleri sevmekten bahsederiz. Yiyecekler, arabalar, evler gibi objeleri severiz. İnsanları; annemizi, babamızı, oğlumuzu, kızımızı, ninemizi, karımızı, kocamızı, arkadaşlarımızı severiz. Hatta sevginin kendisini severiz.

Şimdiye dek, çağlar boyunca genel olarak "sevgi güçsüzlük", buna karşılık "acımasızlık, duygusuzluk, hileci, otoriter olma ise güçlülük" olarak benimsenmiştir. Oysa sevgi en büyük güç, ötekiler ise güçsüzlüktür; çünkü sevgiden sevgi, yani hoşgörü, paylaşma, içtenlik, doğruluk, erdem, adalet vb. doğup gelişir, seven kişi, sevdikçe ne kadar az sevdiğini anlayabilir, daha çok sevmek için duygularını zenginleştirmeye, tutarlı olarak değiştirmeye doğru yönelebilir. Sevdikçe hoşgörülü olmayı, sevincin, acının, sıkıntının, yokluğun, varlığın, bilginin, erdemin paylaşılmasını, adaleti öğrenebilir.

İnsan sevince güzelleşir. Sevmek, her açıdan bin bir renkte çiçeklenmektir. Sevmeyen yani kin, nefret, korku, acı, doyumsuzluk içinde bulunan kişi hastadır. Pek çok psikolojik ve bedeni rahatsızlıkların temelinde, sevgisizliğin yattığı söylenebilir. Sevmeyen, sevilmeyen, başkaları ve toplum tarafından benimsenmeyen kişi, bütün silahlardan daha tehlikelidir; çünkü her türlü tutarsız davranışın kaynaklarından biri de sevgisizliktir. Böyle biri, yalnızlığa ve tutarsızlığa itilmiştir. Bir başka değişle, her bakımdan köşeye sıkışmıştır. Bu durumda olan bir kişinin yapamayacağı tutarsızlık yoktur diyebiliriz. Nitekim insanlık tarihinde, özellikle de çağımızda sevme, sevilme, benimseme, gereksinimleri karşılanmayan milyon ve milyarlarca insan vardır. Koşullar böyle devam ederse, insan büyük kıyımın, yani kıyametin hazırlayıcısı ve uygulayıcısı olabilir.

Sevgi ferman dinlemeyen bir duygudur; çünkü sevgi bilişsel ve baskın olarak da duygusal özellikleri içerir. Onda çıkar, korku, yalan, küçültme, saygısızlık yoktur. Tersine geniş bir hoşgörü vardır. Tutarlı ve bilinçli bir düşüncenin üstüne konulmuş baskın ve yoğun bir özveridir. Anlayış, yüceltme, koruma, savunma, salgı ve acıyı, sıkıntıyı, üzüntüyü, erdemi, sevinci yani mutluluğu paylaşma vardır.

Sevginin, iyi, güzel, dürüst, hoşgörülü, erdemi, adil, sevecen olma, kişiye, doğaya bir çıkar düşünmeden kendini adama, karşılık beklemeden verme, başkalarının kendilerini gerçekleştirmesine yardım etme, seçenek sunma, insanları kırmama, üzmeme, onları sömürmeme, her türlü maddi ve manevi değeri adilce paylaşma, özgür olma, bencil olmama vb. gibi boyutları vardır. Yani sevgi, insan olmanın, insanca yaşamanın yolunu bulma ve uygulamadır. Yalnız bilmek yetmez. Bilen kişi, bildiklerini yapmıyorsa, onda sevgi tümüyle oluşmamıştır. Sevgiden sadece haberdardır.

Sevgide yalan, kandırma, dolandırma, sömürme, öç alma, kin duyma, varlıkları araç olarak göre ve kullanma, küçük görme, aşağılama, öldürme, cezalandırma vb. gibi duygulara yer yoktur. Seven; sevdiğini olduğu gibi kabul eder; yani onu dışlamaz; ama tutarsız davranışlarını değiştirmesi için ona yardım eder ve yol gösterir. Her durumda sevdiği kişinin yanındadır. Bütün beynini, yüreğini, yani varlığını ona açmıştır; çünkü sevgi iki vücutta zengin bir ruh, düşünce, görüş, duygu oluşturmaktır. Bir açıdan her iki vücudun, duygu ve düşüncelerini, yani özelliklerin koruyup; aynı zamanda kendilerini gerçekleştirerek, bir olmalarıdır. Bir olma, parçadan (kesretten) kurtulup bütüne; birliğe (vahdete) ulaşmalarıdır bir bakıma. Sevgi bir kişiye, bir varlığa yönelik olduğu gibi, diğer insan ve varlıklara karşı da olabilir. Kişi önce kendini, daha sonra anne, baba, kardeş, ulus, insan ve varlıkları sevmelidir. Yalnız kendine, ya da bir varlığa, ulusa karşı duyulan sevgi, cılız kalır; büyüyüp gelişemez. Sevgi vermektir, istemek değil. Sevgi, iki insanın gönülden ve gönüllü bağlanışıdır. Gönül, bir kişinin sığınağı değil sevenlerin birlikte paylaştıkları ve güçlerini geliştirdikleri bir barınaktır.

Sefa İle…