0

Kişinin kendini baltalamasından aşk doğar.

Gece. Kahve. Cam kenarı hüznü; can kıyısı sessizliği… Önümde, yaprakları sararmaya başlamış bir defter… Bu sarılık bana, ömürlerinin hülasasını yerlere döken ağaçların sallanışından ziyade, eski bir sarrafın elinde salınan altın işlemeli tespihin kıymetini hatırlatıyor… Ellerim… Onlar da dakikalardır gözlerimi kuyusunda bekleten kelimelerin üzerinde dolaşıyor…

Ya sen yoksan da sadece Allah varsa. (İbnul Arabî)

Rüya bütün çektiğimiz… (Ahmet Arif)

Önemli tutulan, uğruna büyük kavgalar verilen, fedakarlıklarda bulunulan her şeyin bir çırpıda boşluğa asıldığı an… Ruhumu nokta kılıp sahralara bırakıveren iki derin kıymet bu iki cümle. Cümle ihtişamına rağmen yalnız, yağmur görünümüne rağmen yangın… Sanki gün, içimdeki malayani kalabalığı arıtmak, manevî boşluğu bir nefes edasıyla doldurmak için dizayn edilmiş; çok şükür!

"Başkaları için sıradan olan bizim adımıza aykırı olabiliyor. Bu, bizim değil tabi bulunduğumuz İslam okulunun yüksekliğinden" dedi Hucurat Suresi'ni yorumlarken tefsir hocamız; ardından ekledi; "edep için okur ve duaya durulur; "Allah'ım beni ve hane halkımı edeplendir."

Her hayrın başı edep, hayırla gelen her güzelliğin mihrakı… Sükûtu besleyen, insanı yücelten, sabrı ziyadeleştiren, kula Mevlasını özleten rahmet membaı… Onun devreden çıktığı yerde şeytan kişiye yoldaşlık ediyor; fütursuz diyaloglar, hercai tartışmalar, neticesinde kalp darlıkları, mutsuzluklar, bunalımlar, geçim ve ikbal kaygıları ile muzdarip gönüller artıyor… Yitirilen edep kulu, yokluktan zahiri çokluğa sürüklerken maddeden örülü bir varlık uçurumunun eşiğine bırakıyor. Yitirilen edep kula, fani dünyada bir kum, bir damla mesabesinde yer tuttuğunu unutturarak maddeye dair iştiyak çıtasını yükseltiyor. Gerek ferdî, gerek toplumsal buhranlar da bu hakikatin temas ettiği yerde başlıyor.

Sadrıma, "Bir taşın pırlanta olması için darbe alması gerekiyor" diye fısıldadı Hatice Konyalı tasavvufî motifleri işlerken… Ardından, üzerinde sayfalarca durabileceğim bir tümce düşürdü gönül ırmağıma; "Kişinin kendini baltalamasından aşk doğar." Alınan her darbeden sonra incinme gerçekleşiyor; incinen inceliyor. Edep, incinmeyle gelen incelmelerden sonra kuruyor benliğimize otağını… Bir edep ki sessizliğe davet etsin; boş sözden, kötülükten alıkoysun dilimizi. Bir edep ki kulu, Mevla'sı ile hemhal eylesin, ondan gayrısına açtırmasın ağrısını… Bir edep ki çoğalırken azalışımızı, azalırken çoğalmaya çevirsin… Bir edep ki iki büklüm tutarken huzurunda hissettirmesin elimizi, kolumuzu, can yangınlarımızı…

Öyle büyük bir edep dileyelim ki Mevla'dan, şekerin çayda erimesi gibi eritsin benliğimizi kudretinde…

Selam ile…

Nuray Alper