Uçurtmanın İpi, Emame Akman Harmancı’nın Aralık 2025’te Dergâh yayınlarından çıkan ilk göz ağrısı. Güzel bir kalabalığın ortasında, yüreğime dokunan ince bir yağmur edasıyla bırakıverdi yazarı elime kitabı. Sözü bölmese de içimdeki kelimeleri durduran yağmur sessizce çekildi, mor bir menekşe kaldı benimle.

Emame Hanım’ın üzerinde ince bir ip bulunan mor, sade kapak tasarımına sahip eseri 101 sayfa ve on yedi öyküye ev sahipliği yapıyor. “Hayat arkadaşım Taner’e” ithafıyla başlayan kitabın ilk metni “We Need To Talk”, Jessica ve Harun merkezinde gurbet, Gazze, aşk, uzaklık gibi motifler etrafındaki parçaların birleştirilmesiyle oluşuyor. Bu sebeple tek teması yok öykünün. Alışılagelenlerin dışındaki tavır, tasarım aşamasında da kendini öne çıkarıyor zira metnin ortasına iliştirildiği düşünülen sayfa son uçta kavuşuyor manasına, okura köprü işlevi gördüğünü fark ettiriyor.

Kitaba adını veren ikinci öykü “Uçurtmanın İpi”, zahiren anlatıcının bütün dikkatini yönelttiği Sena’nın serüveni ise de her anlamda ona bakanın gözyaşı, umudu, dileği, hüznü, sevinci. Sena açısından bakıldığında geleneğin dayattığı sıradan bir nişan merasimi ile başlayan süreç arka planda çekildiği fark edilmeyen gizli bir sevdaya ev sahipliği yapıyor. Öykü okurunu, kendini Sena’nın sınırlarından taşmasına adayan bir nişanlının fedakârlık örneği ile karşı karşıya bırakıyor. Sena bu gizli âşığın göstergeleri ile büyüyor ve ruh özgürlüğünü duyumsadığında ilk onun ellerini bırakıyor. Bu durak bana Sadî-i Şîrâzî’nin “ok atmayı öğreten sonunda hedef olur” söylemini hatırlattı. Bence öykünün tek handikabı aşkı için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan nişanlının görüldüğünü hissettiği son uçta, ışığı yakalamayı değil uçurtmanın ipini bırakmayı tercih etmesi. Bu belki de yazarın öykü içinde şiir tesis etme arzusundan ileri geliyor.

Uçurtmanın İpi okuruna rengârenk bir içerik sunuyor ve bunu bir sesin en farklı tonlarını bir araya getirmek suretiyle yapıyor. Emame Hanım’ın üslûbu düşünceyi zorlayan uzun cümlelerden ve ağır betimlemelerden kaçıyor. Sade. Buna rağmen yer yer lirik. Üstelik yazar edebiyatını gündemin, çağını parçalayan acıların dışında tutmuyor. İlk öyküde ele alınan Gazze kitapta yer yer kılık değiştirerek karşımıza çıkıyor. “Siyahın En Ortası” adlı metin savaşı ve savaşın insanlar üzerindeki tahribatını göçle, kaçışla, mecburiyetle ama umutlu, mutlu bir nihâyetle işliyor. Keza “Saman Balyalarının Günahı” da arkada bırakıldığı zannedilen acıların kişinin yakasını bırakmayan etkilerine odaklı. Kadının merkez alındığı öykü toplumun ve özellikle kadınlığın aşina olduğu acılardan… Öyküde tecavüz üstü kapalı işlense de anlatımdaki gerçeklikle içine çekiyor okuru. Saman balyalarının meydana getirdiği bulantı bir ruh irkilmesiyle birlikte okurda da onun midesine hitap eden bir gerçeklikle görünüyor. Kitabın en etkilendiğim çalışmalarından biri şüphesiz “Seyfi'nin Altın Renkli Kör Yılanı”. Bir ah öyküsü olan metin kadın mağduriyetine, onların ziyan edilen hikâyelerine bakarken yer yer fantastiğin sınırlarında geziniyor. “Paşa Çok Üzülür” çocuk psikolojisinin derinliklerine inen, Türk aile yapısını anneanne ve dede üzerinden okuyan gözlemci bir öykü. Çocukları sadece ruh durumlarıyla değil, onların dışa yansıyan tutumlarıyla da mercek altına alan bir gerçekçilik taşıyor.

Eserde algının sınırlarını keşfe çıkan, muhayyileyi zorlayan öyküler de yok değil. “Ankara Ekspresinde Zaman” zaman kavramı üzerinde yoğunlaşırken karakter Münir Bey’e dair rüya, alzhiemer ya da halüsinasyon” gibi çıkarım kapıları açıyor. “Bir Oyun Oynayacağız Sizinle” adlı metin de öyküde sık gördüğümüz rüya teması üzerine inşa edilmiş. Buradaki hadise rüyanın korkuya uzanan elleri; kâbus ve ortamın tüm gerginliğini yumuşatan mizahî bir yaklaşım. Otobüs yolculuğunun ihtiva edildiği dakikalarla heyecanı dorukta tutan ilginç bir metin bu... “Buharlı Bir Yaz Rüyası” ise sakin ama derin bir koyda yaşanan kazanın iki kardeş üzerindeki tesirine eğiliyor ve öykü, beklenmedik bir şekilde nihayetleniyor.

“Mayıs Neşesi, İstanbul Kıpırtısı” iç monoloğun mahsulü. Hızlıca akan öykü yine bir sürpriz sonla karşılıyor okurunu, bir dilemma ile baş başa bırakıyor. Bu son, bir yandan karşılıksız olduğu düşünülen sevgi ve fedakârlıkların tılsımını bozarken diğer yandan uzaklara ulaşan ve insanı hiç bırakmayan “anne eli” üzerine düşünmeye davet ediyor. Ayrılıkların ve devam edegelen hırçınlıkların parçalayamadığı “Yakılmak Üzere”; yoksul dünyalarına rağmen umutlu, heyecanlı, sevinçli hanelerin ifadesi “Murti”, anlatımının güzelliği ile insana munis bir bahar izlediğini hissettiren “Eskizde Kadın” ve duyguları canlı yatalak bir kadının ruh tasvirinin yapıldığı son uç “Agâh, Ihlamur Ağacı ve Bahçıvan” kitabın kısa ama yoğun parçalarından…

Sevgili Emame Hanım’a kıymetli armağanları için teşekkür eder, Uçurtma İpi’ne yol açıklığı dilerim.

Selam ile.