0
15 Temmuz darbe girişimiyle devlette ciddi bir travma yaşanması söz konusu. Bireyler, topluluklar travma yaşayabilir fakat devletlerin travmatik modda olması hayatı içinden çıkılmaz hale getirir. Nereye gitsek karşımıza bir şekilde görevden alınmış birilerinin yakını çıkıyor. Ve en çok dillendirdikleri şey görevden alınan kişinin ne FETÖ ile ne de herhangi bir terör örgütü ile bağlantısı olduğu. Bunun ne kadar doğru olduğunu elbette bilecek durumda değiliz. Suüstimaller olabileği gözden kaçmamalı. Fakat Afyonkarahisar'ın bir köyünde öğretmenlik yapan bir kişinin FETÖ veya PKK sempatizanı olma gerekçesiyle görevden alınması kimseye fayda vermez. Darbe girişiminden bu yana bu yapı darmadağın edildi. Okulları, dershaneleri, finans kurumları kapatıldı. En önemlisi bugüne kadar devlet desteği ile büyüyen bu yapının ardında devlet desteği de kalmadı. Öyle çok bilmişlerin 'Ak Parti hükümeti Fetullahçılara her türlü imkanı verirken düşünseydi' dediği gibi değil. Bu örgütlenme kırk senelik devlet desteği ile palazlandı. Ha! 'devlet desteğiyle palazlandılar' sözüne balıklama atlayanlar için de şunu söyliyeyim; devlet desteği ile palazlanan daha çok kişi, kişiler, örgütler de biliriz biz...
Devletin önemli noktalarında bulunan paralel yapıya mensup kişileri temizlemek, finans kaynaklarını kesmek bu yapı ile mücadelede yeterli.
'Falanca tarihte onların okulunda okudun, onların gazetesini aldın, onların sendikasına üyeydin' diyerek alt kadrolarda görevlerden alınmalara gitmek bu yapıyı bir halk hareketi haline getirmek demek. Sadece devlette kadrolaşma geleneği olan bir örgütü halk hareketi haline getimek istiyorsanız o başka…
Türkiye'de kendi adamını, ideolojik yoldaşını kayırmak, öne çıkarmak gelenektir. Her kesim bundan şikayet eder fakat fırsatını bulur bulmaz aynı metoda kendileri de başvurur. Kürdistan'da HDP'li belediyelerin kadrolara ideolojik bağlılarını doldurduklarını biliyoruz. Şahsen ben buna göz yumulması taraftarı olmuşumdur hep. Benim literatürümde bu pozitif ayrımcılık olarak yer bulur. Kürtler Cumhuriyet tarihinde çok ezildiler, bırakın birazda onlar kadrolaşsın derim. Dağda fakir Türk ve Kürt çocuklarına tetik çekmekten iyidir. Öyle ya, zengin Türk ve Kürt çocukları savaşmıyor. Onlar clublarda viskilerini yudumluyor savaş çığırtkanlığı eşliğinde.
Darbe girişimin ardından Kürdistan'da bazı belediyelere kayyum atanması ile oluşan genel havada bazı belediye başkanlarının belediye çalışanlarına karşı tutumları hoş değil. Ceylanpınar Belediyesinde sırf HDP döneminde işe alındığı için bir mühendis bayanın yıldırılmak amacıyla iki erkekle araziye gönderilmesi, çölde bir kulübede bir ay kalmaya mecbur edilmesi Doğru Yol Partisinin tarzı olabilir fakat Ak Partinin değil…
Ak Partiyi 14 senedir hükümet yapan, hedefini 2023 olarak belirleyen tarz ötekileştirmeme çabasıdır.
Bütün engellere rağmen...
Eski Türkiye'nin eğitim sistemi ile yeni Türkiye'yi kurmak
Türkiye'de merkezin dışında kalan kesimlerin bir araya gelerek eski kötü alışkanlıklardan kurtulup yeni Türkiye'yi kurma hayaline sivil hükümetin oluşturulması ile hiç olunmadığı kadar yaklaşıldı. Bu hayalin gerçekleştirilmesi kontrollü bir geçişle sağlanılmaya çalışıldı. Kontrollü geçişler devrimsel geçişlerden iyidir. Toplumsal altüstler yaşanarak ulaşılan hedefler çoğu zaman istenen sonuçları vermiyor. 14 senelik mücadelenin sonucunda atılan bir çok önemli adıma rağmen eski Türkiye'nin dinamikleri mevcudu koruma konusunda her türlü yönteme başvurarak 'hükümetler kurulur, devrilir fakat sistemin kendisi ve sahibi değişmez' mesajını vermesini bildi. Eski Türkiye'nin gücünü en çok hissettirdiği alan eğitim.
Uluslararası arenada geçerliliği kalmamış eğitim anlayışı aynen devam ediyor. Bu anlayışla yetişmeye devam eden nesillerden daha çok darbe sevdalısı çıkacaktır.
Eğitim insan hakları, özgürlükler çekirdekte olacak şekilde yeniden dizayn edilmeli, müfredat yeniden yazılmalı. Sahte kahramanların yüceltildiği, İttihatçı geleneğin dayatıldığı bir anlayışla yeni Türkiye'yi kurmak imkansız.
Taksim meydanı boğazla buluşmalı.
Türkiye'de şehirler kabus gibidir.
Alt yapısı yetersiz, yeşil alanı yok denecek kadar az ve işlevsiz, spor alanları umursanmamış şehirler topluluğu bir bütün olarak Türkiye'yi oluşturuyor. İş bilmez belediye başkanları, mimarlar, mühendisler şehirleri mahvetmek için yarış halindeler. Siyasi partilerimizin hiç birinin bu konuda özgün bir çaba içine girdiği görülmedi henüz. Türkiye'nin muhalefeti, ilginç bir şekilde aynı zamanda hükümeti, şehircilik konusunda girişimlerde bulunmuyor değil. TOKİ projelerini bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor.
Şehirlerin kentsel dönüşüm projelerine tabi tutulması bu hükümetin ülkeye yaptığı en büyük iyilik.
Gezi faşist ayaklanmasına gerekçe gösterilen Taksim Meydanı projesinin içeriğinde bulunan Atatürk Kültür Merkezi binasının yıkılmasına faşistler karşı çıkıyor. Hükümet ise bu çirkin binayı yıkıp yerine göz zevkine uygun bir opera binası yapmak niyetinde.
Her iki düşüncenin de boş olduğunu söylemek zorundayım. Taksim meydanın yeni bir binaya ihtiyacı yok. Opera binası da başka bir yere yapılsa kıyamet kopmaz. Kentsel dönüşümün devam ettiği Fikirtepe'de boş bir araziye modern bir opera binası yakışırdı doğrusu.
Opera severlerimiz de bu fikre sıcak bakacaklardır...
Atatürk Kültür Merkezi binasının ise tez elden yıkılması icap etmekte. Sadece bu çirkin bina değil, boğaza kadar, tarihi eserler hariç tüm yapılar yıkılarak Taksim meydanı ile boğaz arasındaki engeller kaldırılmalı.
'Ben belediye başkanıyım' diyen böyle bir proje ile gelmeli ki 'evet sen gerçek bir belediye başkanısın' diyebilelim.
Siyasi partilerin belediye başkan adaylarını yetiştirmek amacı ile bünyelerinde akademiler oluşturması, burada plan ve projeler üretebilme becerisi taşıyan potansiyelin açığa çıkarılması gerekmekte. Maalesef bunu yapabilme yetisi sadece Ak Partide gözükmekte.
Sağ olsunlar diğer partilerimizin bu kulvarda iddiaları pek yok.
Onlar mesailerini iç savaş çıkarmak çabasıyla harcıyorlar.
Söylenmese eksik kalırdı
" Hêz, ne ji kapasîteya fîzîkî, ji vîna ku naditewe tê."
"Güç fiziki kapasiteden değil, boyun eğmeyen iradeden gelir."
-Gandhi-