0
Dış kaynaklı Gezi İsyanı komplosuve 17-25 Aralık Paralel Darbe teşebbüsleri ile beraber bir kez daha anladık ki, şayet bir lider hangi millet ve dinden olursa olsun, ülkesini ve milletini küresel köpekbalıklarına yem etmiyorsa; ona vurulacak damga her dönem DİKTATÖR olmuştur. Bu, Halkla İlişkiler'de "Dark/Black PR (kara propoganda)" olarak bilinen kavramdır. Yaftalayan kazanır.
İlk Osmanlı İslam Halifesi YAVUZ SULTAN SELİM, Portekizlilerin Mekke ve Medine işgal planını boşa çıkarmak için Safevi ve Memluk iktidarlarını yıktığında hemen "Burnundan kan damlayan Sultan" (Hammer Tarihi) ilan edildi. Cennetmekan Sultan II. ABDÜLHAMİD, Filistin'i siyonistlere vermeyeceğini ilan ettiği anda "Le Sultan Rouge" (Kızıl Sultan) olmuştu bile. Ardından tahttan zorla indirildi, Selanik'e sürgüne gönderildi. Yaftayı bastılar ve biz torunları bile O'nu okul kitaplarında 33 yıllık müstebit saltanatı olan Kızıl Sultan olarak okuduk. Ülkeyi tek parti tiranlığından milletinin desteğiyle kurtaran MENDERES, diktatör ilan edildi. Ardından asıldı. Bu ülke hayrına kim bir iş yapmışsa DİKTATÖR yaftası yedi. Merhum ÖZAL ve ERBAKAN Hocamız da buna dahildir. ÖZAL zehirlendi, ERBAKAN Hoca, darbeyle hükümetten uzaklaştırıldı, geç yaşına rağmen ev hapsi yattı.
Şimdi ise ABDÜLHAMİD-MENDERES-ÖZAL ve nihayet ERBAKAN çizgisinden gelen Cumhurbaşkanı ERDOĞAN'a 13 yıl içinde içte ve dışta millet ve ümmet namına yaptığı hayırlı hizmetlerden dolayı bu iftira atılıyor.
Peki Cumhurbaşkanımız hakikaten bir DİKTATÖR mü? Yani; "bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış bulunan bir Dictatura – The Dictator – El Dictador – Der Diktator – Diktatori – Diktadorea – Diktatoren – Yr Unben - An Deachtóir – İl Dittatore – Zalim – Cebbar – Zorba – Tiran – Despot – Müstebit ve Gaddar mı?
Bu sorunun cevabını yazının devamında maddeler halinde şöyle arayalım:
ERDOĞAN, DİKTATÖR olsaydı eğer…
- Başbakanlığı döneminde, Varoş bir ilçenin varoş bir semtinde Subayevleri'nde değil bir Sultan Sarayında oturur ve hatta orada ölürdü,
- Bunca mutlak güç elindeyken en büyük projelere her ilde, her ilçede adını verdirirdi, 3. Köprü'nün tartışılan adı, çılgın Kanal İstanbul Projesi'nin, Marmaray'ın adı uluslararası koduyla RTE olurdu,
- İstanbul'a gelen biri, RTE Havalimanı'na iner, RTE Bulvarı'ndan geçip, RTE Caddesi'ne ulaşır, RTE Mahallesi, RTE Sokak'ta taksiden iner, ücreti; üzerinde RTE resimleri bulunan banknotlarla öderdi,
ERDOĞAN, DİKTATÖR olsaydı eğer…
- Memleketi olan Rize'nin adı RECEP, oturduğu ilçe Üsküdar'ın adı TAYYİP, hatta zamanla ülkenin adı ERDOĞANLAND olurdu,
- Seçime, referanduma, plebisite gitmez; milletvekillerini, belediye başkanlarını, valileri, elçileri, yaşadığı sarayından atardı,
- AK Parti İl Başkanı aynı zamanda vali, belediye başkanı ve hatta emniyet müdürü olurdu,
- Dış mihraklı böyle bir eylemde hemen elebaşılar toplanır Gezi Park'ındaki ağaçlara asılır, katılanlar çalışma kamplarına gönderilirdi,
- Bu eylemlerin hiçbir temsilcisi ile 1 dakika bile görüşmezdi,
- Şimdi kendisine hakaret eden, çemkiren manken, şarkıcı, sanatçı bozuntusu kim varsa hepsi, sarayının müdavimi olur, sofralar kurulur, yataklar açılırdı,
- Her şehirde kendisine benzeyen çocuklar, manevi kızları ve oğulları olurdu,
- İyi bir avcı olurdu, haftalarca sürek avlarına, safarilere çıkardı,
- Saraylarında aslan, kaplan, kartal, maymun beslerdi,
- Transatlantik büyüklüğünde, ismini taşıyan yatı olur, sirenini duyunca kaçacak delik aranırdı,
- Kaldığı saraylarda, konaklarda gelsin tangolar, gitsin valsler olurdu,
- Her yerde heykelleri, resimleri, kitabeleri, hitabeleri olurdu,
- Milli Marş ona uygun olarak yeniden yazılırdı,
ERDOĞAN, DİKTATÖR olsaydı eğer…
- TAYYİBNAME isimli bir ideoloji kitabı yazar, hepimiz onu ezberlemek zorunda kalırdık,
- Takımlar RTE Kupaları için mücadele eder, atlarımız RTE koşularında çatlardı,
- Dünyada ve Avrupa'da başarılı olamayan takım ve sporculara dayak atılır, hapis cezaları verilirdi,
- Katıldığı uluslararası toplantı binalarının bahçelerine kıldan Türkmen otağları kurdurur, temaslarını orada yapardı,
Üç eksik beş fazlasıyla DİKTATÖRLER bunları yapagelmiştir, tarihin ilk zamanlarından beri. Şimdi bu madde madde yazdıklarımızdan bir tanesi bile Cumhurbaşkanımızda var diyebilen varsa, o kişide ya Allah korkusu yoktur, ya büyük bir müfteridir.
Şehir Hatları'nda vapur kaptanlığı yapan bir baba ile halktan bir kadının oğlu olan Cumhurbaşkanı, yukarıdakilerden hangisini yaşatmıştır toplumuna? Benim görebildiğim kadarıyla hiçbirini.
Zaten ERDOĞAN, DİKTATÖR olsaydı eğer…benim bu yazım daha evvelden sansür heyeti tarafından görüleceği için yayınlanamazdı, yayınlansa da MİLAT Gazetesi kapanırdı.
İKİ DOĞU ve İKİ BATI'nın Rabbine emanet olun…