Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu’nu Kırşehir Neşet Ertaş Kültür Sanat Merkezi’nde edip, Kırköy Mesire ve Piknik Alanı’na geçiyoruz. Yaklaşık 70 bin metrekarelik alan hem dezavantajlı grupların üretim yapacakları ve eğitim alacakları bir yer, hem de mesire ve piknik alanı olarak projelendirilmiş. Mekanın içine adım atar atmaz, “bu alanda hayat var” diyoruz. Yeşillikler içine bir tohum gibi serpilmiş bungalov evler kimyasal boya değil, doğal çam kokuyor. Hem ciğerlerimiz, hem de gönlümüz açılıyor. Emeği geçenlere bir kez daha teşekkürler...
***
Kırşehir’de yeni bir günün şafağı sökmek üzere Big Thermal Spa Resort Otel’in penceresinden öyle bir ses sızıyor ki, (ki, ben İstanbul’da bir batında en az 3 ilâ 4 ezan sesi duyan birisi olarak) âdeta efsunlanıyorum. Gecenin mahmurluğunu, uykunun tatlılığını bir kenara bıraktırıp, “Hayye ale’s-salâh” (haydi namaza), “Hayye ale’l-felâh” (haydi kurtuluşa), “es-Salâtü hayrün mine’n-nevm” (namaz uykudan hayırlıdır) çağrısına kulak kesilip her şeyin sahibi yüceler yücesi Allah’a sığınıyorum. İstiklâl Marşı’nda ne diyordu merhum Âkif, “Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli, / Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli...” Allahım bizi vatansız, bayraksız, ezansız bırakma...
***

JAPONYA’NIN DOĞAL GÜZELLİĞİ KIRŞEHİR’E TAŞINDI...
Bulutlu ve serin bir sabahla birlikte artık Kırşehir’in en büyük ilçesi olan ve ceviziyle ağızları şenlendiren yaklaşık 50 kilometre uzaklıktaki Kaman’a doğru yol alıyoruz.
Japonya dışındaki en büyük Japon Bahçesi olan Mikasanomiya Anı Bahçesi, Altes Prensi Mikasa’nın anısına 1993 yılında yapılmış ve Prens Mikasa’nın katılımlarıyla açılmış. Bahçede yapay bir şelale, Japonya’dan getirilen renkli sazan balıkları bulunan iki adet yapay gölet, Japon Feneri ve yapay tepecikler bulunuyor. Ayrıca Japon Kirazı, Japon Salkım Söğüt, Japon Elması, Japon Eriği ve Japon Ayvası gibi Japon ağaç ve bitki örnekleri ile birlikte yerli ağaç ve bitkiler de yer alıyor.
Kırşehir'in Kaman ilçesindeki bu botanik bahçesinin içinde Kalehöyük Arkeoloji Müzesi yer alıyor. Çağları aşan buluntuların sergilendiği müzeye giriş Dr. Sachihiro Omura Sergi Salonu’yla başlıyor. Dr. Sachihiro Omura demek, Kalehöyük’e adanmış bir ömür demek. 1972 yılından beri Türkiye’de yaşayan ve 1985'ten itibaren Kalehöyük'te kazı başkanlığı yapan arkeolog Dr. Sachihiro Omura, yalnızca bir bilim insanı değil; insanlığa, kültüre ve dostluğa adanmış bir ömrün temsilcisi olarak 20 Mayıs 2025 tarihinde hayata veda etti. O şimdi Kaman’da eserleriyle yaşıyor.
*
KIRŞEHİR’İN DERİN TARİHİNE VÂKIF OLMANIN YOLU...
Bu arada Kırşehir’in Bağbaşı Mahallesi’nde bulunan 15 bin metrekarelik alana sahip, envanterinde yaklaşık 9500 adet eser bulunan Kırşehir Müzesi’nde 8 milyon yıl öncesine ait fosiller ile Kırşehir’in yaşam döngüsünü anlatan eserler ve mimarî mirasa ait örnekler sergileniyor.
Bitmedi!.. Müzede, Erken Tunç Çağı, Hitit, Frig, Roma, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Dönemine ait eserler ile Kırşehir ticaret kültürüne, esnaf teşkilatının kurucusu olan Ahi Evrân-ı Velî’ye, Kırşehir yemek kültürüne, inanç izlerine, dokumacılık, giyim kuşam kültürü ve gündelik yaşam ile ilgili eserlere ve Abdallık kültürünün önemli temsilcilerinden Muharrem ve Neşet Ertaş’a yer veriliyor.
Kırşehir’in derin tarihine vâkıf olmanın yolu bu müzeyi ziyaretten geçiyor.
***
VAKİT, “BİZİM YUNUS”U ZİYARET VAKTİ...
Kaman’ndan sonra Kırşehir Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda Vali Murat Sefa Demiryürek’in öğlen yemeği davetine icabet ettikten sonra “Bizim Yunus” adına yaptırılan camii, türbe, külliye ve Çilehâne ziyareti için hareket ediyoruz...
Yaklaşık 20 kilometre sonra Kesikköprü köyüne ulaşıp, Kesikköprü Kervansarayı ve Kızılırmak’ın altından coşkun coşkun aktığı tarihî Kesikköprü’yü geçip, Kırşehir’e bağlı Ulupınar’ın sınırları içerisinde 1267 metre rakımlı Ziyarettepe’deki sarp kayalıklar üzerine sonradan yapılmış külliyeye doğru yavaş yavaş ilerliyoruz. Zirvenin bir yarısı Kırşehir’e diğer yarısı ise Aksaray’a aitmiş.
Türbe, yaklaşık 25 kilometre kuzeyindeki Hacı Bektâş-ı Velî ve 10 kilometre güneyindeki Tapduk Emre Türbeleri ile üçgen oluşturuyor. Mihmandarımız Kırşehir İl Kültür ve Turizm Müdürü Mustafa Doğan, Hacı Bektâş-ı Velî, Yunus Emre ve Tapduk Emre üçlüsü arasında geçen olaylar silsilesini en ince detayına, boğazı kuruyana kadar anlattıkça anlatıyor. Şehir efsanesi gibi dolaşan bazı mesnetsiz bilgileri çürütüyor.
Hikâye, kıtlığa maruz kalan Yunus’un ovadan topladığı bir miktar alıçla Hacı Bektâş-ı Velî’den buğday istemeye gidişiyle başlıyor. Yunus’u huzura kabul eden Hacı Bektâş-ı Velî, “Ey Yunus ne istersin, buğday mı verelim nefes mi?.. Buğday mı, himmet mi?..” sorusuyla imtihana tabi tutulan Yunus, hamlıktan pişmeye, pişmekten yanmaya duruyor... Sonrası malum...
*
Yunus Emre Camii’nde mescid namazı kılıp, hemen yan taraftaki Kırşehir’e ait alanda bulunup Aksaray tarafında inşa edilen türbesine taşınan Yunus’a dualar ediyoruz. “Bizim Yunus”un ruhu şâd oluyor. “Ölen bedenmiş, âşıklar ölmez” sözünün sahibi huzur içinde bizi dinliyor...
Ziyarettepe’nin zirveden aşağıya, Aksaray ili sınırları içerisindeki Reşadiye köyündeki Yunus Emre Çilehânesi’ne doğru yol alıyoruz. Vakit darlığından dolayı Çilehâne’nin yanıbaşından geçerek Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesine yöneliyoruz...
Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra (aynı gün içinde Kırşehir, Aksaray ve Nevşehir vilayetlerini arşınlıyoruz) Hacı Bektâş-ı Velî’nin külliyesine varıyoruz...
Heyecan dorukta...

BU MAKAM, GÖNÜLLERİN AŞKA GELDİĞİ MAKAM...
Kırşehir’den bahsederken ne demiştik, erenler makamı... Öyle bir makam ki, erenlerin harman olduğu, gönüllerin aşk ile dolduğu makam...
Erenler hû!..
Bu makam; Hacı Bektâş-ı Velî’nin makamı... Bu makam; pirler, kırklar, Balım Sultan’ın makamı... Bu makam; Üçler Çeşmesi’nden (Allah (c.c.), Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Allah’ın arslanı Hz. Ali’yi (r.a.) simgeleyen akan ab-ı hayat suyunun ruhlara hayat verdiği erenlerin harman olduğu makam... Bu makam; asırlarca verdiği meyveyle ağızları bal eyleyen, Balım Sultan’ı gölgeleyen “Karadut” ağacının rayihasını içine çekenlerin makamı...
*
1209 yılında Horasan’ın Nişabur şehrinde doğan, Ahmet Yesevî’nin ocağında pişen Hak ve hakikat aşığı Hacı Bektâş-ı Velî, Anadolu Selçuklu yurdu Sulucakarahöyük’e yani şimdiki adıyla Hacıbektaş’a hicret eylemiş, erenlerin harman olduğu yere... (Hacı Bektâş-ı Velî, İran, Irak, Arabistan ve Suriye üzerinden Anadolu’ya gelmiş; Antep, Antakya, Maraş, Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat ve Kırşehir’den sonra Sulucakarahöyük’e yerleşmiş.)
13’üncü asırda kendine yurt kıldığı beldede Alevî-Bektaşî inancının fikir ve isim öncüsü olan, öğretileriyle gönüllere taht kuran âlim ve mutasavvıf Hacı Bektâş-ı Velî, “Eline, beline, diline sahip ol” düsturuyla çağları aşarak günümüze kadar ulaşabilmiş bir ulu çınar... Bu çınarın gölgesinde “incinsen de incinme” ve “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” öğretisi öyle bir yankılanıyor ki, barış içinde yaşamayana, bir ve beraber olmayana aşk olsun...
1271 yılında vefat ettiği yer olan Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesindeki dergâhı, 30 Kasım 1925 tarihinde TBMM’nin 677 Sayılı Kanunu’yla diğer tekke ve zaviyelerle birlikte kapatılmasına kadar erenlerin kendini bulduğu, hamlıktan pişmeye, pişmekten yanmaya evrildiği yer olmuş...
İnkıtâya uğradığı tarihten sonra uzun süre fetret dönemi geçiren dergâh; Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan restorasyon projesi dahilinde 1957-1964 yılları arasında onarılarak, 16 Ağustos 1964 tarihinde T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından müze olarak hizmet vermeye başlamış.
Hacı Bektâş-ı Velî Külliyesi (Dergâhı); Nadar Avlusu’yla, Çatal Kapı’sıyla, Üçler ve Aslanlı Çeşmesi’yle, Meydan Havuzu’yla, Meydan Avlusu’yla, Aşevi Köşkü’yle, Mihman ve Meydan Evi’yle, Balım Sultan, Resul Bâlî ve Güvenç Abdal Kümbetleri’yle, Kırklar Meydanı ve Hacı Bektâş-ı Velî Türbesi’yle ve Nevşehir Hacı Bektâş-ı Velî Üniversitesi’yle çağlar ötesinden günümüze ulaklık yapıyor.
***
GÜLŞEHİR, MOĞOL ZULMÜNE MARUZ KALDI
Daha önceki yazılarımızda Kırşehir’in tarihçesinden ziyade, bu şehirle bütünleşen çok önemli şahsiyetlere yer vermiştik. Bugün ise tarihin izinden yürümeye devam ederek çok yönlü olarak derinlemesine bir analiz yapacağız...
İç Anadolu Bölgesi’nde, Kızılırmak nehri havzası içinde bulunan Kırşehir, çevresinin verimli toprakları, nehrin sağladığı imkânlar ve buradan geçen ticaret yolları sebebiyle her dönem önemini korumuş.
İlk yerleşimi M.Ö. 3000’lere kadar uzanan ve o dönemden beri birçok uygarlık ve medeniyete ev sahipliği yapan Kırşehir, Hititler döneminde Akua Saravena (Su Şehri), Frigler-Persler döneminde Katpatukya (Kapadokya-Güzel Atlar Ülkesi), Roma döneminde Makissos, Bizans döneminde Justinianapolis ve Anadolu Selçuklu döneminde şanına şan katarak Gülşehri adını almış. Uçsuz bucaksız bozkırın ortasında yükselen bu şehre Osmanlılar zamanında ise “Kır Şehri” denmiş. Kır Şehri zamanla halk dilinde “Kırşehir” olmuş. (Diğer bir rivayete göre de Aksak Timur’un Anadolu’ya gelişinde kendisine karşı koyan halkı göstererek “kırın şehri” dediği, daha sonra bunun Kır Şehri olarak değiştiği ve bugünkü ismini aldığı değişik kaynaklarda ifade ediliyor.)
1243’de yapılan Kösedağ Savaşı’ndan sonra Moğolların Anadolu’ya hakim olması üzerine Gülşehri’ne vali olarak atanan Cacaoğlu Nureddin, Moğollara karşı barışçı bir siyaset güderek burayı imar ve ihya etmiş.
Bu dönemde, Türk-İslâm kültürünün en önemli merkezlerinden biri hâline gelen Gülşehir, Türk dilinin öncüsü Âşık Paşa, Gökbilim Medresesi’nin kurucusu Cacabey, Ahilik Teşkilâtı’nın kurucusu Pîr Ahî Evrân Velî, Osmanlı Devleti’nin manevî mimarı Şeyh Edebâlî, Süleyman Türkmanî, Ahmedî Gülşehri, Hacı Bektâş-ı Velî gibi Türk-İslâm şair, düşünür ve mutasavvıflarını yetiştirmiş. Bunlarla birlikte Gülşehir ve çevresinde yaşayan Tapduk Emre ve Yunus Emre gibi gönül erenleri Moğol İstilası’na karşı büyük bir mücadele vererek Türklüğün Anadolu’ya yerleşmesini sağlamış.
Daha sonra çeşitli beyliklerin egemenliği altına girerek sık sık el değiştiren şehir, Sultan 2. Murad zamanında Osmanlı Devleti’nin yönetimine girmiş. 19’uncu yüzyılın ortalarında önemini yitiren Kırşehir, Konya Eyaleti’ne bağlı Sancak, 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında ise önce Konya vilayeti Niğde Sancağı’na bağlı kaza, daha sonra da Ankara vilayetine bağlı Sancak durumuna getirilmiş.
Millî Mücadele döneminde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Paşa’ya 5 gün ev sahipliği yapan Kırşehirliler, Kurtuluş Savaşı’nda da 210 şehid ve 87 gâzîyle tarihe ismini altın harflerle yazdırmış.
Tarihi boyunca iniş çıkışlar yaşayan Kırşehir 1924’de il olmuş, 1954 yılında ilçe statüsüne alınarak Nevşehir iline bağlanmış. (Sebebini Osman Bölükbaşı bölümünde belirtmiştik.) Tarihler 1957’yi gösterirken “yiğit düştüğü yerden kalkar” şiarı mucibince verilen mücadeleler sonucu tekrar il statüsünü kazanmış.
***
KIRŞEHİR’İ EN KOLAY TANIMANIN YOLU...
Bozkırın insanları nüktedanlık, hazır cevaplılık, söz sanatı, gelenek ve görenekleriyle dikkat çekiyor. Kırşehir’le ilgili biraz potporiye ne dersiniz... Kadîm gelenek ve göreneklerin harman olduğunu, yerel sözcüklerin atasözüne dönüştüğünü, bozlakların halaya karıştığını okuyunca eminiz çok hoşunuza gidecek...
*
Şayet Kırşehir’i iyi tanımak istiyorsanız Şemsi Yastıman’ın “Memleket Hasreti” şiirini lütfen bir okuyuverin. Karakurt, Obrukdağ’ı Mağarası, Terme ve Kırşehir Kalesi efsanelerini ağzı açık dinleyiverin...
*
Acer, alma, bıldır, bibi, böğür, cavlak, cazı, cıncık, culuk, çekmek, cömçe, elekçi, essah, fingindek, gada, Gırşâr, gövde, havas, ilağan, kösengi, mıh, nörüyon, örk, öteberi, soyka, teres, ümük, velesbit, zaar ne demektir, öğreniverin...
*
“Adam yanıla yanıla âlim, pehlivan yenile yenile galip olur”, “Ağustos’tan sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez.”, “Boşboğazı Cehenneme atmışlar, ‘odunum yaş’ demiş.” atasözlerinden ibret alıverin...
*
“Ozanlar Diyarı”nın ozanları Âşık Musa, Âşık Said, Âşık Seyfullah, Âşık Hasan, Muharrem ve Neşet Ertaş, Âşık Boyacı, Şemsi Yastıman, Çekiç Ali ve Âşık Dursun’dan buram buram aşk, hasret, gurbet, sıla, keder kokan; yürek yakan bozlaklarını dinleyiverin...
*
Ağırlama, Yanlama, Hayrani, Avşar, Üç Ayak, Hoplama, Kıvrak, Mavilim ve Hasan Dağı Sekmesi’yle halaya duruverin...
*
“Deresi zemzem akar, Bahçeleri gül kokar, Kırşehir’i bilmeyen, Yaban ellere bakar” gibi mânilerle kalp kırmadan içinizdekini döküverin...
*
“Yaşlı teyze şehrin göbeğinde, kırmızı ışıkta yürüyerek karşıya geçerken trafik polisi, ‘Dur teyze nereye gidiyorsun?..’ diye seslenir. Durup trafik polisine ters ters bakan teyze sinirli bir ses tonuyla, ‘Sana ne, kaynımın evine gidiyom’ cevabını verir.”
*
“Mahkemede şahitlik yapanlara para verildiğini duyan bir Kırşehirli sabah evden çıkarken hanımına, ‘Ben bahçeye gidiyom, mahallede dövüş-kavga olursa beni şahit yazdırmayı unutma!..’ diye tembih eder.” espirileriyle gülümseyiverin....
İşte Kırşehir, işte geçmişten geleceğe uzanan gelenek, görenek, sosyal ve kültürel hayat...
Kırşehir’i anlatmaya devam edeceğiz, inşallah...