Dün Kırşehir’i Kırşehir yapan kadîm şahsiyetlerle birlikte etimolojik geçmişinden bahsederek seyahatimize es vermiştik. Bugün ise coğrafî, tarihî, dinî, ekonomik, sosyal ve kültürel zenginliklerine yer vererek devam edeceğiz.
Haydi Bismillah...
Kırşehir doğu ve güneydoğuda Nevşehir, güneyde Aksaray, kuzeyi Kırıkkale, kuzeydoğu ve doğuda Yozgat ve batıda Ankara ile çevrili olan Kırşehir, termal yönden zengin kaynaklara sahip bir coğrafyada yer alıyor. 6 bin 570 kilometrekare yüzölçümüne, Kırşehir (Merkez), Akçakent, Akpınar, Boztepe, Çiçekdağı, Kaman ve Mucur ilçelerine, 242 bin 777 nüfusa sahip olan Kırşehir, her geçen gün biraz daha gelişerek, dağlarıyla, ovalarıyla, vadileriyle, akarsularıyla, göletleriyle, ormanlarıyla, şifa fışkıran jeotermal sularıyla, yeraltı şehirleriyle, kaleleriyle, camileriyle, medreseleriyle, pîrleriyle, erenleriyle, abdallarıyla, gelenekleriyle, tarihiyle, kültürüyle, turizmiyle, gastronomisiyle, ekonomisiyle, sanayisiyle geleceğe emin adımlarla ilerliyor.
*

“YER ALTI ŞEHİRLERİ”NİN BAŞKENTİ: KIRŞEHİR
Höyüklerle birlikte Kırşehir’de Hristiyanlığın hızla yayıldığı Roma dönemine ait, ibadet ve sığınma amacıyla yapılmış 15 civarında irili ufaklı yer altı şehri tespit edilmiş. Medrese Mahallesi’nde hâlen giriş bölümü ile birkaç odası gezilebilen, Kapadokya Bölgesi’nin en büyük yer altı şehirlerinden biri olduğu sanılan Kümbetaltı Yer Altı Şehri; yerden 7 ilâ 8 metre derinlikte, yumuşak kayalara oyularak yapılan 42 odalı ve içinde dehlizler, ahırlar, ibaret yerleri, gizli yollar, geçitler ve havalandırma bacaları bulunan 4 bin 795 metrekarelik Mucur Yer Altı Şehri; Kırşehir merkezine 58 kilometre uzaklıktaki Dulkadirli İnli Murat köyündeki M.S. 4 ilâ 5’inci yüzyıllarda bölgede yaşayan Hristiyanlar tarafından kaya zeminin oyulmasıyla yapılmış üç ana mekan ve bu mekanlara açılan, 10 odadan oluşan, 14 kapısı bulunan Dulkadirli İnli Murat Yer Altı Şehirleri’nin yanında daha birçok yer altı şehri keşfedilmeyi bekliyor.
*

100’ÜN ÜZERİNDE HÖYÜK TESPİT EDİLMİŞ
Kırşehir’in tarihin her döneminde yerleşim yeri olarak kullanıldığını gösteren kanıtlardan birisi de içinde barındırdığı çok sayıdaki höyükler. Yapılan araştırmalar sonucu 100’ün üzerinde höyük tespit ve tescil edilmiş. Bunlardan daha önce de bahsettiğimiz M.Ö. ile tarihlenen ve günümüze kadar kesintisiz yerleşim yeri olarak kullanılan Merkez Kale Höyük; Kırşehir ili Kaman ilçesine 9 kilometre uzaklıktaki Çağırkan’da bulunan ve yapılan kazılarda içinde Hitit ve Firik uygarlıklarına ait 100’lerce esere rastlanan Çağırkan Kale Höyük; Mucur’da, Çiçekdağı’nda, Kaman’da daha onlarcası bulunan bu höyükler keşfedildikçe elde edilen geçmişe dair bulgular herkesi hayrete düşürüyor. Kırşehir’in batısında Kızılırmak kıyısında baraj çalışmaları sonucu bugün sular altında kalan Savcılı Dokuz Köyü Aktepe Höyüğü’nde bulunan yaklaşık 30 ton ağırlığında ve granitten yapılmış 4 bin yıllık İki Öküz Başlı Hitit Kabartma Heykeli-Sunağı, Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi'nin girişinde ziyaretçilerin yoğun ilgisini görüyor.
*
KIRŞEHİR KALESİ’NDEN EZAN SESİ YÜKSELİYOR
Cacabey Meydanı’ndaki Cacabey Sarraflar Ve Kuyumcular Yeraltı Çarşısı’nda ufak bir gezinti yaptıktan sonra gözümüzü Kırşehir Kalesi’ne dikiyoruz. Yolun karşısına geçip sarrafların albenili vitrinlerini seyreyleye seyreyleye, Uzunçarşı’nın envai çeşit ürünlerle dolu dükkanlarının tezgahlarında Kaman Cevizi araya araya dik merdivenleri tırmana tırmana Kırşehir Kalesi’ne çıkıyoruz. Bizi karşılayan kadîm Kırşehir Kale Höyük Alâeddin Camii-Ulu Camii’nin mihmandarlığı eşliğinde Kırşehir’i seyre dalıyoruz. Kalede camiye eşlik eden ulu ağaçların serinliğinde, gözlere şifâ yeşilliklerin arasında oturduğumuz yerden tayy-i zaman eyliyoruz.
*
Yığma tepe üzerine 4’üncü yüzyılda Bizans İmparator I. Justinianus tarafından yaptırılan ve Kırşehir’in ortasında akan Kılıçözü Çayı’nın yanındaki Kırşehir Kalesi, yaklaşık 30 metre yükseklikte ve 10 dönümlük bir alanı kaplıyor. En son, Eretna Devleti’nin veziri iken kendi devletini kuran Kadı Burhâneddin’in Osmanlılara karşı tamir ettirdiği kaleden günümüze hiçbir şey kalmamış. Halk arasında veciz bir ifadeye dönüşen, “Kale’de evi, Kındam’da bağı olmayana kız verilmez” sözü bir dönemler burada evlerin bulunduğunu ifade etmekle birlikte, bugün kalede sadece 1230 senesinde Sultan 1. Alâeddin Keykubad tarafından yaptırılan Kırşehir Kale Höyük Alâeddin Camii-Ulu Camii (1893 yılında tamamen yıkılarak Mutasarrıf Arif Bey tarafından yeniden yaptırılmış) ve bir çok insanın eğitim gördüğü tarihî Kale Ortaokulu bulunuyor(muş).
*
Çayağzı’nın güneyindeki dağın en yüksek noktasında yapılmış olan ve hâlâ varlığını koruyan Çayağzı (Cemele) Kalesi; Kaman’a 12 kilometre uzaklıkta Ömerhacılı’nın Baran Dağı’nın sarp ve dik bir tepesinde bulunan Roma ve Bizans dönemlerinde kullanılan Ömerhacılı Kalesi; Bizanslılar döneminde yapıldığı sanılan ve Kırşehir merkez Kızılca köyünün doğusunda bulunan şehrin en büyük kalelerinden olan Keçi Kalesi; tarihi Etilere kadar uzanan ve Bizanslılar tarafından kullanılan Kaman ilçesi yakınlarındaki Kuş Kalesi uzun bir dönem uygarlık ve medeniyetlerin hüküm sürdüğü, insanların kendini güvende hissettiği, hayat sürdüğü yerler hâlâ kadîm izler taşıyor.
*
“ŞELALELİ CAMİİ” ÂDETA CENNETİ BAHÇESİNİ ANDIRIYOR
Anadolu Selçuklu Devleti döneminde Sultan 1. Alâeddin Keykubad tarafından 1230 yılında yaptırılan Alaaddin Camii; Selçuklu Sultanı ve 2. Kılıçarslan oğlu 1. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Nureddin Cibril Bin Cacabey tarafından 1271-1272 yıllarında gözlem evi medrese olarak yaptırılan Cacabey Camii-Cıncıklı Camii (Medresesi) ve Cacabey Türbesi; Ahilik Teşkilâtı’nın kurucusu Ahî Evrân Velî adına 1482 yılında yaptırılan zaviye-tekke, türbeden oluşan ve bugün cami olarak hizmet veren Ahi Ervân Zaviyesi; yapım tarihinin 13’üncü asra ait olduğu düşünülen Lala Camii (Lale); Osmanlı Devleti dönemi yapısı Kapucu Camii; 1864 yılında Hüseyin Bey tarafından yaptırılan Çarşı Camii; 1910’lu yıllarda kerpiçten küçük bir mescid olarak yaptırılan ve ihtiyaca cevap vermeyince yaklaşık 10 yıl önce yenilenen, Bakara Sûresi'nin 22’nci ayetindeki anlatımdan ilhamla Azeri mimarlar tarafından iç mimarisi planlanan, kıblegâhında şelalesiyle, duvarlarında kavaklarla, çiçek ve çit resimleriyle, semayı andıran kubbesindeki gökyüzü figürleriyle, nûr saçan ahizesiyle, zemininde toprak ve çimen görünümlü halılarıyla, dış cephesinde ise devasa “Allah” ismi celâliyle âdeta “Cennet Bahçesi”ni andıran Yenice Mahallesi’ndeki Mehmet Mermer Hamidiye Camii (Şelaleli Camii) Kırşehirlilerin cem olduğu besmelelerle, hamdelelerle, selvelelerle Rablerine yakınlaştıkları ibadethâneler olarak varlıklarını sürdürüyor.
*
“ULULAR MECLİSİ” DUA BEKLİYOR...
1240-1250 yılları arasında Mengücekoğlu Muzaffereddin Behram Şah adına eşi tarafından yaptırılan Medrese Mahallesi’ndeki Melikgazi Kümbeti; 1266 yılında dönemin ileri gelenlerinden Hoca Aka Maatır tarafından Fatma Hatun adına yaptırılan Medrese Mahallesi Kümbetaltı’daki Fatma Hatun Kümbeti; 1333 tarihinde Ertana Veziri Alâeddin Ali Şâhruhî tarafından yaptırılan Aşık Paşa Mahallesi’ndeki Âşık Paşa Türbesi; 1272 yılında yaptırılan ve camii içerisinden merdivenle inilen Cacabey Medresesi’ndeki Cacabey Türbesi; 1481 yılında Fatih Sultan Mehmed’in kayınbiraderi Dulkadiroğlu Sultan Alaüddevle Bozkurt Han tarafından Ahi Ervan Camii’nin sol tarafına yaptırılan Ahî Evrân Mahellesi’ndeki Ahî Ervan Türbesi; Şeyh Süleyman Türkmani ile aynı soydan gelen sekiz kişiye ait sandukanın bulunduğu İmaret Mahallesi’ndeki Süleyman Türkmani Türbesi; içinde dört sanduka bulunan İmaret Mahallesi’ndeki Muhterem Hatun Türbesi misafir ettikleri “Ulular Meclisi”ni ziyaret edenlerden bir dua, bir Fatiha bekliyor.
*
HRİSTİYANLIK DÖNEMİ ESERLERİ KİLİSELER
Kırşehir Merkez Taburoğlu Köyü yakınlarında bulunan 10 ilâ 11’inci yüzyıllarla tarihlendirilen Bizans dönemine ait Üçayak Kilisesi; Akçakent ilçesi Hacıfakılı köyü içerisindeki Bizans dönemi özelliği gösteren Hacıfakılı Kilisesi; Mucur ilçesi Aksaklı köyü içerisinde kaya kilise olarak inşa edilen, yer altı şehri ile birlikte bir bütünlük oluşturan ve turistler tarafından sık sık ziyaret edilen Aksaklı Kilisesi; Mucur ilçesi Altınyazı köyü içerisinde, Hristiyanlığın ilk yayılma dönemlerine tarihlendirilen ve köyün altında bulunan yer altı şehri ile bir bütünlük oluşturan Altınyazı Kilisesi; Mucur’un doğusunda, Bizanslılar döneminde volkanik kayalara oyularak 20-30 odadan meydana gelen Manastır ve Keşiş Sarayı bölgedeki Hristiyanlık dönemine ait ipuçları veriyor.
*
TARİHÎ KONAKLAR GEÇMİŞİN İZLERİNİ TAŞIYOR
1925 yılında Kırşehir Muhasebe Müdürü Hacı Bey tarafından yaptırılan Yenice Mahallesi’ndeki Hacıbey Konağı; 1938 yılında Enver Ekinci tarafından taş ve tuğladan Kayabaşı Mahallesi’nde yaptırılan Ağaların Konağı; Kırşehir ev mimarisini yansıtan en iyi örneklerden birisi olarak Kayabaşı Mahallesi’nde yaptırılan Bekir Efendi Konağı; 1926 yılında Kasaros Usta tarafından iki katlı olarak Kalehöyük eteklerine yapılan Sülükçülerin Konağı bütün yorgunluklarına rağmen ziyaretçilerinin hayran hayran seyretmesine sebep oluyor.
***
BOZKIRIN KEŞFEDİLMEYİ BEKLEYEN SAKLI GÜZELLİKLERİ...
Binlerce yıldır çeşitli uygarlıklara sahne olan Kırşehir, bütün bu zenginliklerinin yanında eşsiz doğal güzellikleriyle de dikkat çekiyor. Kışları soğuk ve kar yağışlı, yazları sıcak ve genellikle kurak geçen karasal iklime sahip Kırşehir, Kervansaray, Armutlu, Kırlangıç, Kızıl, Köpekli, Çiçek, Aliöllez, Baran, Kargasekmez, Cemele, Naldöken, Hüyüklü Tepe, Emirburnu, Buzluk, Topakkaya, Armutlu, Büyük Uyuklu Dağları’yla; halk arasında “Çöl” ya da “Seyfe Ovası” olarak adlandırılan Malya, Çoğun (Çuğun), Güzler, Hamamözü, Değirmenözü, Acıöz, Manıöz Ovaları’yla; Kenar, Tatarilyas, Kuytuluk, Körkuyu, Çardaklıbel, Yalnız, Mezar, Göbek, Laleli, Güllüdağ, Ekizağıl ve Aksakal Yaylaları’yla; Türkiye'nin en uzun ve önemli vadisi olan Kızılırmak, Kılıçözü, Deliceırmak, Kaman Vadileri’yle; Sivas'ın İmranlı İlçesi'nin doğusundaki Kızıldağ'dan doğan ve adını içinde tuz ve jips bulunan, çoğunlukla kızıl renkli, kumlu-killi topraktan alan Kızılırmak, Baranlı Dağı’nın kuzey yamaçlarından doğan Kılıçözü Deresi, Kızılırmak'ın önemli bir kolu olan Deliceırmak, Karaova'nın batısında, ilin kuzey bölümünde yer alan dağ ve platoların sularını toplayan Malaközü Deresi'nin devamı olan Kaman Kılıçözü Deresi gibi akarsularıyla; Akçakent ilçesindeki tek doğal orman ve mesire yeriyle; yerleriyle ve dünyada eşine az rastlanır bahçe, mesire alanı, gölet ve gölleriyle ziyaretçileri büyülüyor.
*
SEYFE GÖLÜ EKOLOJİNİN CAN DAMARI
Dillere destan güzelliğiyle görenleri büyüleyen Kırşehir’in tek doğal gölü olan Seyfe Gölü âdeta “Kuş Cenneti”ni andırıyor...
10 bin 700 hektarlık bir alanı kaplayan ve Kırşehir'in 22 kilometre doğusunda Mucur ilçesi sınırları içerisinde bulunan sığ Seyfe Gölü, tuzlu suya sahip olması nedeniyle Tekel İşletmesi tarafından tuz işletmelerine açılmış. Bununla birlikte, gölün doğusunda, kıyıya yakın sazlıklardan oluşmuş pek çok adacık ve çevresi dünyada nesilleri azalan flamingoların (allı turna), ördeklerin, çamurcunların, pelikanların, balıkçılların, yağmurcunların, kazların, kılıç gagaların, martıların, kırlangıçların, angutların, balabanların ve sumruların konakladığı yer olma özelliğiyle dikkat çekiyor. 600 binden fazla çeşitli türden kuşların bulunduğu Seyfe Gölü Tabiatı Koruma Alanı, 25 kuş türü de göç sırasında uğradığı, 50 kuş türünün kuluçkaya yattığı, 187 kuş türünün barındığı “Kuş Cenneti” özelliğini taşıyor.
1971 yılında İran’ın Ramsar şehrinde imzalanan ve “Su Kuşları Yaşam Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme” olarak da bilinen Ramsar Sözleşmesi’nin tarafı olan Türkiye’de 14 Ramsar Alanı belirlenmiş olup Seyfe Gölü Sulak Alanı da bunlardan birisidir.
Doğal Sit Alanı ve Uluslararası Ramsar Sözleşmesi ile koruma altında olan Seyfe Gölü, Aralık 2006 tarihinde kuraklık ve yeraltı sularının kontrolsüz kullanımı nedeniyle tamamen kurumuş, daha sonra alınan tedbirler ve yağışlar sayesinde tekrar canlanmaya başlamış. Doluluk oranı yüzde 75 seviyesine kadar ulaşmış.
Aman dikkat!.. Seyfe’nin ölürse, ekoloji ölür!..
Yarın devam edeceğiz, inşallah.