0
Bazen CHPMHPHDP çizgisine haksızlık ettiğimi düşünüyorum.
İttihat ve Terakki Cemiyetinin günümüz formları diyebileceğimiz çizgi..
Son üç harfte bu çizgiden olmayanlar da barınabilmekte çeşitli aralıklarla.
1915 Ermeni Katliamı için, 1925 Şark Islahat Planı için, 1936 Dersim katliamı için, 27 mayıs darbesi için, 12 mart muhtırası için, Maraş katliamı için, 12 eylül darbesi için, Sivas Katliamı için, 28 Şubat için bu çizgiyi durmadan eleştirerek zaman zaman hakkaniyet ölçüsünden ayrıldığımı düşünüyorum.
Sonuçta geçmişe takılıp kalmanın hiç birimize faydası yok.
Bu çizgi tarihin bir döneminde böyleydi tamam, fakat bugün de illa böyle olmaya devam ediyorlar demek ne kadar doğru?
Geçen hafta Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Amerika'daki başkanlık sistemini getiriyorsanız buyrun getirin, oturalım tartışalım" sözleri, işte benim "bu çizgiye haksızlık ediyorum galiba" diye en yoğun düşündüğüm an oldu.
Durağanlığın, statükonun, muhafazakarlığın tavan yaptığı bir partinin genel başkanı Kılıçdaroğlu "buyrun tartışalım" diyerek değiştiğini ifade etti ve beni fena halde yanılttı.
"Kalemimi kırıyorum, bir daha yazmıyorum" diye düşünmedim dersem yalan olur.
Ve....
Tarih böyle bir "poker face" az görmüştür.
Aradan bir hafta bile geçmeden hiçbirşey olmamış gibi, yüzünde damla duygu kalıntısı taşımadan fabrika ayarlarına geri döndü. "Amerikan tipi başkanlığa bile razıyız, buyrun tartışalım" diyen başbakana "Türkiye'de eyalet sistemini savunuyor musunuz? Amerika'da her eyaletin kendi parlamentosu var bunu kabul ediyor musunuz? Biz CHP olarak kabul etmiyoruz, atalarımızın, dedelerimizin 150 yıla yakındır kurduğu parlamenter sistemi savunuyoruz" dedi. (Demek ki herkesin muhafaza ettiği bir değeri varmış sevgili Yalçın Akdoğan)
"Çak nasıl salladık ama!" diyen Selahattin eş başkan ne düşündü, "biz CHPMHP ile de çözeriz Kürt meselesini" diyen "artiz" ne düşündü bilmiyorum ama ben şahsen böyle bir partinin nasıl oluyor da hala yüzde 25 oy alabildiğine şaşırıyorum.
Bu sorulara Başbakanın cevap vereceğini zannetmiyorum. Türkiye medyasında benden başka buna cevap verebilecek birini de görmüyorum. Irmak tanrısının oğlu Narcissus sendromu değil, maalesef hakikat…
Cevap veriyorum...
Senin tarihin 150 yıldan ibaret olabilir sevgili Kılıçdaroğlu.
Olsa olsa İbrani tarihidir bu. Belki de SS.. Sabetay Sevi tarihi…
Öyle ya, adamınız Yalçın Küçük "Türkiye Devleti bir İbrani devletidir" demiyor muydu? Necip Fazıl "Osmanlı'yı yıkan, Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran İttihat ve Terakkiciler ibrani kökenlidir" demiyor muydu?
Oysa bizim 5 bin yıllık tarihimiz var. Daha öncesi de çıkar günyüzüne...
Evet eyalet sistemini kabul ediyorum. Her eyaletin bir parlementosu olmasını kabul ediyorum. Kendi faşist partinin (bunu ben söylemiyorum CHP'nin efsane liderlerinden Recep Peker ve İsmet Paşa söylüyor) grup toplantısında eyalet sistemini dünyanın sonu gibi anlatıyorsun. Daha geçen sene Kanada'nın 13 eyaletinden biri olan Québec'de idim. Yerel parlamentosuna bile gittim. Her şey olağan idi. Ne Kanada bölünüyordu, ne sokaklarda belediyenin kepçesiyle çukur kazan birilerini gördüm ne de asker, polis. Üstelik Kanada'da Fransızlar yeterli sayıya ulaştıkları taktirde Kanada'dan ayrılma hakkına da sahipler.
Senin 150 yıllık darbeci postalcı tarihinde olmayabilir fakat benim tarihimde eyalet sistemi de var, Kürdistan eyaleti de. Selçuklu'da var, Osmanlı'da var.
Geleneklerin savaşı bu, başka bir şey değil…
Herkes geleneğinin ne olduğunu öğrensin gelsin, laga luga yapmasın. Kürt düşmanı bir gelenekten gelip Kürtçülük taslamasın. Dersim katliamı, Maraş katliamı, Sivas katliamı geleneğinden gelip Alevicilik oynamasın. Darbe geleneğinden gelip demokratlık satmaya kalkmasın.
Üniversiteli olmadı liseli verelim.
Faşistler ikiye ayrılır.
Birinci kısım "vurdumu oturtan" general tutkunudur. Televizyonda görse ayağa kalkar ceketini ilikler. Bunlar lafı uzatmadan darbe yanlısıdır. Onlara göre ülke batmaktadır, tek kurtarıcı sarışın, mavi gözlü bir paşadır.
Kürt faşistlerde esmer de iş yapar…
Bunlar aslına bakarsanız göreceli olarak "dürüst olanlar" olarak kabul edilebilir. İkinci kısım faşistimiz ise böyle paldır küldür tavırlardan hoşlanmaz, daha doğrusu kendisine yakıştırmaz. Darbe kaçınılmazdır fakat sofistike uygulamalar sergilenmelidir.
Esasında derin analizler gerektirmekteyse de literatürde bu türlere kısaca "romantik Faşist" denir. "No pasaran!" diye iddialı başlıklar atarak İspanyol iç savaşına atıfta bulunurlar. Tomaların önünde uzun topluklusuyla dimdik duran "kırmızılı kadın" fikri de bunlardan çıkar, Fettullahçı veya Ergenekoncu uyuyan hücre polislerin bu kırmızılı kadına orantısız gaz sıkması yada paldır küldür dayak atarak toplumda hükümete karşı nefret duygularının oluşması fikri de, "Kürt, beyaz Türk, Kemalist, Cemaatçi, Milliyetçi, muhafazakar, solcu bir araya gelsin saraya yürüsün seçilmiş cumhurbaşkanını devirsin" fikri de bunların muhteşem beyinlerinin ürünüdür.
Bizim romantik faşistler şimdilerde "devrimci liseliler" güzellemesi ile meşguller. Üniversitelilerden umudu kesmişler liselileri kışkırtmaya karar vermişler. Biri "devrim liseden başlar" demiş, inanamadım. Bir ara köylerden başlatıyorlardı, başlamadı gitti...
Onu değilde, bizi dinlemeyip bunlardan akıl alan üst akıl da kafayı yemiş olmalı eğer hala bu tür saçmalıklarla sivil hükümeti yıkarız hayali kuruyorsa.
Ya yarın milyonlarca liseli "sivil liseliler" diye bir oluşum başlatır ve "darbeci, faşist, tek tipci, postalcı, Kürt düşmanı, beyaz olmayan Türk düşmanı, Dersim katliamcısı, Ermeni kasabı, azınlık mallarına çökerek sermaye oluşturucu çevrelere karşı dimdik buradayız, sivil hükümetin arkasındayız" diye bir bildiri, ültimatom yayınlarsa ne olacak?
Var mı böyle bir potansiyel? Sen de biliyorsun ki var.
La oğlum, "On ne passe pas!", "They shall not pass!", "No pasarán!" diyen adam bunu faşistlere karşı söylemiş, sana ne oluyor?
Burda faşist olan sensin, hala anlamadın mı?
Bak, liderlerinizden biri "eyalet sistemi getirtmeyiz, kan dökeriz", diğeri ise "çak! nasıl salladık ama" diyor.
Söylenmese eksik kalırdı
"Em hemû kesi dikujin dostê (hogir) min yê hêja. Hin kes e pê zirincen, hin kes e pê gotinen, hin kes e tiştê me kirin û hin kes e ji tiştê me nekirin."
"Herkesi öldürüyoruz sevgili dostum. Kimini kurşunlarla, kimini sözlerle, kimini yaptıklarımızla ve kimini de yapmadıklarımızla."
-Dostoyevski-