Çoğunluğun henüz uykuda olduğu Pazar sabahı ehliyeti dahi olmayan bir insan müsveddesinin kullandığı bin liraya kiralanmış, kendine bile hayrı olmayan eski püskü bir kamyon, kasasında taşıdığı kadın, erkek, çocuklarla 20 metre yüksekten dere yatağına düşerek parçalandı. İzmir'e doğru giden, kasası göçmenlerle dolu kamyon virajı alamayarak savruldu, karşı taraftan bariyeri aşıp dere yatağına düşerek ters döndü. Kasadaki insanların az buçuk şanslı olanları etrafa savrulurken diğerleri kamyonun altında kalarak ezildiler. Menderes sahillerinden botlarla Samos adasına geçeceklerdi. En azından insan kaçakçılarının zavallı kader kurbanlarına verdikleri söz böyleydi. Tabii eğer denizde başlarına bir iş gelmez, sağ salim geçebilirlerse! Geçebilirler miydi? Cevabı sürekli tekrarlanan bir başka vaka ile verelim. Yine İzmir'de aralarında 3 bebek ve 28 çocuğun olduğu 61 Suriyeli göçmen insan kaçakçılarının tıka basa doldurdukları teknenin kayalara çarpması sonucu boğularak öldüler. Aşırı yüklü teknenin alt kısmına tıkıştırdıkları insanların üstüne kapılarını dışardan kitlemişlerdi. Hiç biri tekne batarken kaçamadı!

Suriye'de kargaşa başladığından beri bir hüzünlü roman gibi ya da dehşetle dolu bir korku filmi gibi izliyoruz olup bitenleri. İzlediğimiz görüntüler yürek burktukça, bizi insanlığımızdan utandırdıkça, bir bebek cesedi sahile vurunca gönlümüze ve gündemimize düşüyor. Ama hala başladığımız yerdeyiz. Sorunun çözümü için atılan hiçbir somut adım görünmüyor.

İnsan kaçakçılığı tüm dünyada oldukça kaarlı bir iş, neredeyse uyuşturucu kaçakçılığı ile kafa kafaya gidiyor. Piyasada oluşmuş rayiç fiyatlar var ancak göçmenin içinde bulunduğu acziyet onu kaçakçıların insafına bırakıyor. Bu işi yapanlar da insanlığın en yüz karası sefillerden oluşuyor.

Ülkemiz bir göçmen ülkesi, Balkan göçmenleri, Kafkas göçmenleri, Kırım göçmenleri… İnsanımız her defasında en olumsuz koşullarda dahi kendilerine sığınan bu insan topluluklarına kucak açtı, hep tolere etti. Zaman içinde her göçmen topluluk kendi kültürüyle toplumumuz içinde bir yer teşkil etti, yemekleriyle, zanaatlarıyla zenginliğimize katkıda bulundu. Münferit olumsuz hadiseler vuku bulsa da Anadolu insanı muhaciri bünyesine alıp uyum içinde yaşamasını biliyor. Aksini düşünen bu coğrafyada daha evvel yaşanan göçlere ve sonrasının sosyolojik zeminine baksın. Kanaatimce şehirlerimize yerleşerek yavaşça hayatın içine karışan Suriyeli göçmenlerle ilgili çözümlenemeyecek bir sorun yok. Göç politikaları tabii ki planlansın ama tehlike çanları burada çalmıyor. Asıl tehlike insan kaçakçılığını meslek haline getirmiş para hırsıyla kuduran profesyonel tacirler. Tıpkı silah satabilmek için savaş çıkaran silah tacirleri gibi bu güruh da yurdundan olmuş aciz insanlara umutlar vadederek onları metalaştırıyor.

Peki, yetkililer ne yapıyor? Ülkemize giren her göçmenin kaydı ve adresi var mı? Ülkeye giriş yaptıktan sonra düzenli aralıklarla kontrol ediliyorlar mı? Kampların dışında kendilerini bekleyen tehlikeler hakkında yeterince bilgilendiriliyorlar mı? Bu anlamda kamp güvenliği yeterli mi? Zannediyorum bu ve pek çok başka soruların cevaplarının ikna edici biçimde verilmesi en azından izlemek zorunda kaldığımız feci ölümlerin önlenmesi yolunda bazı tedbirlerin alındığını bize bildireceğinden bir nebze yüreğimize su serpecektir.