Fatma Gülşen KOÇAK
Semerkant'ın Konigil köyünde, Siyab suyunun kıyısında bugün hâlâ bir su çarkı dönüyor. Çark döndükçe tokmaklar dut kabuklarının üzerine iniyor; lifler eziliyor, suyla buluşuyor ve yüzyıllar önce Semerkant'ın dünyaya armağan ettiği o eşsiz kâğıt yeniden hayat buluyor. Bu kadim geleneğin yeniden canlanmasında en önemli isimlerden biri, usta Zarif Muhtarov. Kendisiyle Semerkant kâğıdının geçmişini, kaybolan üretim tekniğinin nasıl yeniden keşfedildiğini ve bir ailenin bu mirası yaşatmak için verdiği mücadeleyi konuştuk.
Zarif Bey, dünyaca ünlü Semerkant kâğıdını yüzyıllar sonra yeniden üretmeye başladınız. Bu hikâye nasıl başladı?
Benim hikâyem aslında kâğıtla başlamadı. Ben kâğıtçı değil, çömlekçi olarak yetiştim. Babam Abdürrahim Muhtarov tanınmış bir çömlek ustasıydı; ben de çocukluğumdan itibaren onun yanında büyüdüm. Toprağı, çamuru, suyu, ateşi tanıyarak yetiştim. Çömlekçilik benim ilk mesleğim oldu. Ama babamdan öğrendiğim sadece çömlekçilik değildi. Bir işi sabırla yapmak, malzemeyi tanımak, el emeğinin değerini bilmek... Bunlar benim için çok kıymetliydi. Sonra bir gün Semerkant'ın çok önemli bir mirasının neredeyse tamamen unutulduğunu öğrendim. Bu beni derinden etkiledi. Semerkant kağıdıyla bağımızı yeniden kurmak istedim.
SEMERKANT KAĞIDININ UNUTULMASI İÇİME DERT OLDU
Bu farkındalık nasıl oluştu?
1990'lı yıllarda UNESCO ile bağlantılı bir toplantıda zanaatlar ve kültürel miras üzerine konuşmalar yapılıyordu. Orada Semerkant kâğıdından da söz edildi. Ben Semerkantlıydım ama kendi şehrimin dünyaca meşhur kâğıdının artık üretilmediğini, üretim tekniğinin neredeyse tamamen kaybolduğunu bilmiyordum. "Nasıl olur?" dedim kendi kendime. "Semerkant'ın en meşhur ürünlerinden biri nasıl unutulur?" O günden sonra bunu kendime mesele edindim. Semerkant kâğıdının unutulmuş olması içime dert oldu.
İlk olarak neler yaptınız?
Önce eski kaynakları araştırdım. Kütüphanelere baktım, eski yazmaları inceledim, anlatılanları bir araya getirmeye çalıştım. Sonra deneme safhası başladı. Pamuk kullandım, paçavra kullandım, keten denedim. Ama ortaya çıkan kâğıtların hiçbiri aradığım özellikte değildi. Sonra dut ağacına yöneldim. Dut kabuğuyla yaptığım denemelerde istediğim sonucu almaya başladım. Lifin yapısı, dayanıklılığı, kâğıdın dokusu uygundu. Eski Semerkant kâğıdının özelliklerine yaklaştığımızı gördüm. O zaman doğru yolda olduğumuzu anladım.
BİR MİRASI YENİDEN HAYATA GEÇİRDİK
Bu çalışmada kimler size destek oldu?
Kardeşim İslam Muhtarov en büyük destekçim oldu. Benim için bu sadece bir meslek değildi; bir mirası yeniden hayata geçirmekti. İslam da aynı heyecanı taşıdı. Birlikte çalışmaya başladık ve 1996 yılında bu işi bir atölyeye dönüştürme fikrimiz güçlendi.
HİÇ VAZGEÇMEDİK
Hangi zorlukları yaşadınız?
Paramız yoktu, aile olarak borçlandık. İnsanlar bazen "Bunun ne anlamı var, kim kullanacak bu kâğıdı?" diye soruyordu. Fakat biz vazgeçmedik. Çünkü bazı şeylerin değerini o gün parayla ölçemezsiniz. Bugün yapmazsanız, yarın o bilgi tamamen kaybolabilir.
KONİGİL’İ ÖZELLİKLE SEÇTİK
Atölyenin Konigil'de kurulmasının özel bir nedeni var mı?
Evet, Konigil bizim için sıradan bir yer değil. Konigil’i özellikle seçtik. Semerkant kâğıdının tarihini araştırdığınızda Siyab suyunun adını mutlaka görürsünüz. Bâbür de hatıratında Semerkant kâğıdından bahsederken Konigil'e ve Siyab suyuna dikkat çeker. Biz geleneği sadece kâğıtla değil, mekânıyla birlikte yaşatmak istedik. Bugün atölyemizde su çarkı dönüyor, çark tokmakları hareket ettiriyor, tokmaklar dut kabuklarını dövüyor. Bir anlamda geçmişteki üretim yöntemini birebir yeniden yaşatıyoruz.
SABIR İSTEYEN BİR UĞRAŞ
Bir Semerkant kâğıdı nasıl yapılıyor, anlatır mısınız?
Önce dut dallarından uygun olanları seçiyoruz, kabukları soyuyoruz. Kabuklar kaynatılıyor, ardından lifler dövülüyor. Eskiden bu iş için su gücüyle çalışan tokmaklar kullanılıyordu; biz de bu sistemi yeniden kurduk. Dövülen lifler suyla karıştırılıyor, kalıplarla kâğıt yaprağı oluşturuluyor. Yaprakların kuruması gerekiyor; kuruduktan sonra yüzeyini taşla perdahlıyoruz. Bu işlem kâğıdın yüzeyini düzgünleştiriyor, kalemin üzerinde rahat hareket etmesini sağlıyor. Bütün bunlar sabır istiyor. Burada kâğıt birkaç dakikada ortaya çıkmıyor. Bir yaprağın arkasında günlerce süren emek var. Kâğıt yapmak Konigil'de aceleye gelmez.
Bir kâğıdın kaliteli olduğunu nasıl anlarsınız?
Kâğıdı elinize aldığınızda dokusunu hissedersiniz. Ben bazen kâğıdı salladığımda bile nasıl bir kâğıt olduğunu anlarım; kâğıdın da bir sesi vardır. Kâğıt sadece görüntü değildir; lifini, suyunu, kuruma biçimini hissedersiniz.
İyi kâğıt mürekkebi fazla emmez, kalemin hareketini engellemez, yazı üzerinde daha güzel durur. Eski hattatların kâğıt kalitesine bu yüzden çok önem verdiğini unutmayın.
SEMERKANT KAĞIDI OLAĞANÜSTÜ DAYANIKLIDIR
Semerkant kâğıdı için "iki bin yıl dayanır" deniyor. Ne düşünüyorsunuz?
Burada söylenmek istenen, bu kâğıdın olağanüstü dayanıklı olduğudur. Elbette her kâğıdın ömrü aynı değildir; nasıl üretildiği kadar nasıl saklandığı da önemlidir. Ama doğal liflerden yapılan, kimyasal işlem görmeyen kâğıtların çok uzun süre dayandığını biliyoruz. Ama bu çok önemli değil.
Sizin için asıl önemli olan nedir?
Bizim için asıl önemli olan "kaç yıl dayanıyor?" sorusu değil; yüzyıllar önce kullanılan bir yöntemin bugün hâlâ yapılabiliyor olmasıdır.
KOPAN ZİNCİRİ YENİDEN BİRLEŞTİRDİK
Sizi Semerkant kâğıdının mucidi olarak görenler var. Siz ne düşünüyorsunuz?
Hayır, kesinlikle. Biz yeni bir şey icat etmedik; unutulmuş bir şeyi yeniden bulmaya çalıştık. Eskiden Semerkant'ta çok sayıda kâğıt atölyesi vardı. Sonra fabrikasyon kâğıt çıktı, sanayi üretimi ucuzladı, el yapımı kâğıda ihtiyaç azaldı. Zamanla ustalar azaldı, bilgi kayboldu, su çarkları durdu. Biz sadece o kopan zinciri yeniden birleştirmeye yardımcı olduk.
DESTEK ALDIK
Bu süreçte ulusal veya uluslararası bir destek aldınız mı?
Evet. UNESCO'nun ve Özbekistan devletinin desteği önemliydi; Japonya'nın JICA kuruluşunun da katkısını gördük. Böyle bir geleneği canlandırmak tek kişinin çabasıyla kolay değil; ekonomik, teknik ve kültürel olarak desteklenmesi gerekiyor. Ailemizin fedakârlıkları da büyük oldu. Başlangıçta borçlandık ama zamanla insanlar bu çalışmanın değerini anlamaya başladı.
RESTERASYON BİZİM İÇİN ÖNEMLİ
Atölyenizde en çok neye önem veriyorsunuz?
Bizim için en önemli alan restorasyondur. Çünkü eski yazmaların onarımında kullanılan kâğıdın, eski kâğıda mümkün olduğunca yakın olması gerekir. Eski bir yazmanın yanına fabrika kâğıdı koyduğunuzda farkı hemen görürsünüz. Bizim dut kâğıdımız ise doğal lif yapısıyla eski kâğıtlara çok yakın. Bu yüzden restorasyon çalışmaları bizim için çok kıymetli.
BİZ HAFIZAYI YAŞATIYORUZ
Semerkant kâğıdını asıl önemli yapan nedir?
Kâğıt basit bir şey gibi görünür ama düşünün: bir kitabın sayfası, bir şairin şiiri, bir âlimin eseri, bir hükümdarın hatıraların hep o geleceğe nakleder. Bütün bunların hafızasını kâğıt taşır. Semerkant kâğıdı da İslam medeniyetinin kitap kültürünün en önemli taşıyıcılarından biri olmuştur. Bu yüzden bizim yaptığımız sadece kâğıt üretmek değil; bir hafızayı yaşatmaktır.
Konigil'e gelen bir ziyaretçi nelere şahitlik ediyor?
Önce su çarkını görüyor, sonra tokmakların sesini duyuyor. Dut kabuklarını, ustaların kâğıdı nasıl hazırladığını izliyor. İsteyenler yapımın bazı aşamalarına katılabiliyor. İnsanın kendi yaptığı yaprağı eline alması çok güzel bir duygu; çünkü o zaman kâğıdın ne kadar emek istediğini anlıyor.
ÇALIŞMA AHLAKI
Babanızdan size sanatsal anlamda neler miras kaldı?
Babam çömlekçiydi; ben onun yanında toprağın nasıl şekillendiğini öğrendim. Bugün kâğıt yapıyorum ama babamdan öğrendiklerimi hâlâ kullanıyorum: malzemeyi tanımak, sabretmek, işi acele etmeden yapmak, el emeğine saygı. Bir ustanın çocuğuna bıraktığı en önemli miras bazen ürün değil, çalışma ahlakıdır. Ben de babamdan bunu aldım.
BİR YAPRAĞIN ÜZERİNDE BİR MEDENİYET YAŞAR
Kağıt ve medeniyet ilişkisi hakkında ne dersiniz?
Bir yaprağın üzerinde bir medeniyet yaşar. Kağıt medeniyetin taşıyıcısıdır. Kâğıt ince ve kırılgan görünür ama doğru yapıldığında yüzyıllara meydan okur. Biz Konigil'de sadece dut kabuğundan kâğıt yapmıyoruz; geçmişle bugün arasında bir bağ kuruyoruz. Su çarkı dönüyor, tokmaklar çalışıyor, dut kabuğu liflere ayrılıyor ve bir yaprak ortaya çıkıyor. O yaprağa baktığınızda sadece bir kâğıt görmeyin. Onun içinde Semerkant'ın suyunu, ustaların emeğini, geçmişin bilgisini ve bir ailenin yıllar süren inadını görün. Çünkü bazı miraslar taşta, bazıları kubbede, bazıları kitapta yaşar. Bizim mirasımız ise bir yaprağın üzerinde yaşamaya devam ediyor.
KÂĞIDIN GELECEĞİ GENÇLERİN ELİNDE
Bu gelenek geleceğe nasıl taşınabilir?
Her gelenek gibi bunun da yaşaması gençlerin ilgisine bağlı. Artık sadece kâğıt üretmek istemiyoruz; gençlere bu işi öğretmek istiyoruz. Ben öldüğümde ya da kardeşim bu işi bıraktığında, arkamızdan yapacak kimse yoksa bütün emek yeniden tehlikeye girer. Kâğıdın geleceği gençlerin elinde.




