0
Çocuklar, Allah'ın cennetinde vadettiği müjdelerin yeryüzündeki tezahürüdür…
…
Çocukların iç organlarının Müslümanların dişleri arasında kıvrandığı kent…
Fosfor bombaları altında psikolojileri tecavüze uğrayan çocuklar…
Çocukların çocukluk damarları tonluk bombalar altında külleşirken şereften söz edemeyen Arap şeyhleri…
Hastane koridorlarının çocukların kanıyla yıkandığı, daha doğrusu çocuklar cennetleşirken Müslümanların emirliklerinde yeşil dolarlarıyla namussuzluğun zirvesinde eğleştiği…
Haremlerde mobilyalar yenilenirken, çocukların beyinlerinin kaldırımlarda kabuk tuttuğu devran…
Bana kimse hikaye anlatmasın, bana kimse hiçbir şey anlatmasın, çocukların ruhu idam edilirken…
Çocuklar mama bulmazken, çocukluk çoktan unutulmuşken, çocuklar Batılı pedofillerin zevklerinde haz kurbanı edilirken…
Sözüm ona 53 İslam ülkesi, ülkeler 1 adam edemezken, çöplük ruhlular, soysuz sultanlar, sahte imanlar, münafık umdeler…
Çocukların kanı üzerinden paslı kalpleriyle siyasal sınır çizen hudutsuz namussuzlar…
Kan tsunamileri, acı fırtınaları paylaşamazken çocukların bebelerin sabilerin ceninlerin akıbetini, sana da haram olsun her nefes ey şuursuz zavallı…
Şiilik Sünnilik üzerinden birbirine düşen sırtlanlar, çocukların masum varlığını özümseyemeyenler…
Kafire nasıl suç bulayım, kafire kafirlik sıfatı yeter ya, sen kafire köpek olmayı seçen Müslüman… Sen kimsin, sen ey itibarsız ucube… ( Tüm Müslümanları elbette dahil etmiyorum bu sıfatlara, elbet hakiki iman güneşi ve duruşuyla hemhal olan Müslüman sayısı da az değil…)
Çıkar ve makam çakalları, kibrin kurtları, kokuşmuş kaktüslerden beterler, ola ola vampir oldun ya… Merhamet çınarıyla muvazzaf iken…
Ne de çok söyleyecek sözüm var, ah ne çok susacak suskunluk biriktiriyorum, kalbime presliyorum sizleri ey acılar, gönlümde mezarlar açıyorum, susuz bırakıyorum içimdeki kabirlerdeki otları, ayrık otlar toplansın içimde, içimin en içinde ömürler yanıyor, bebekler ağlıyor kalbimin dehlizlerinde, kalbimin kırsalında taşrasında ağlıyor ta en derine derine, çocuklar çocuklar… Bebekler anne sütü isterken ve bebekler muhtelif Müslüman günahıyla kıvranırken, levyeler saplansın yüreğime, zehirli hançerler saplayın, tenim utanç tadında, çocukların kanı diyoruz, gönül salın salın azap faslındayken, Halep'i hatırlamayanlar…
Biliyorum, biliyorum çok yakından tanıyorum Müslümanları, hane hane, köy köy tanıyorum…
Çocuklar adsız ve adressiz…
Nasıl parlıyorsunuz siz ey yıldızlar, Halep'in çocukları karşısında boynu hep bükükken Müslümanlar…
Uçurtma uçurmayı bilmeyen, beslenme çantasını hüzünle dolduran, yasla doluşturan, rüyaları acıyla tazelenen, sadece bir gün bile olsa kan görmek istememenin hayalini kuran, yarım hayalliler, hayalleri yarımın yarısı kalanlar…
…
Türkiye'yi de Halep'leştirme kavgasıdır sürüp giden bu savaş. Türklerin Kürtlerin Arapların çocuklarını öldürenler aynı kodlar, ölen, öldürülen, şehit olan hep aynı uygarlık. Cehaletin dibine vuran yine aynı frekans, yani bizler birlik olamayanlar, aşağılık kafirlerin ekmeğine yağ süren yine biz. Madem sınırlı bir iman ve profesyonel bir cehaletle hayatı okuyoruz, üzgünüm daha asırlar sürecek bizim bu dramımız ve çelikleşen kalplerimiz artık daha da gamsız…