0

Gecenin kalbi. Bir katre dem… Gözümü dünyaya kapatıp gönlümü göğe açmaya çabaladığımda aralanıyor perde; içimi talan eden o meczup zarafeti yeniden duyuyorum;

"İçinde dert ateşi, ümmet ateşi, acı yanan insan uyur mu? Derdinden, dersinden gayrısıyla meşgul olur mu?"

Utanıyor muyum?

Kızıl bir vaha, sadrını Hak'ta uyutmuş. Üzerinde yığınla hıçkırık duruyor fakat özü arzda değil ki vahanın, arşa çekilmiş. Yine de masumiyetimiz yerde… Soluk soluğa can veren çocukların yüzlerine ısrarla bakabiliyorsak hala, masumiyetimiz yüzlerinde. "Biz ne ara bu kadar kirlendik?" diye soruyorum.

Küfre mühlet verilmiş. Vazifesini icra mecburiyetinde… Merhametin karşısına zulmü, nurun önüne zulmeti, huzurun yoluna vahşeti koyan var. Yani yaratan, zulmün de yaratıcısı. Müsaade ediyor. Neredeyiz? Zalim vazifesinin hakkını layıkıyla verirken, merhametin safında durduğumuzu iddia edebilir miyiz? Geçip gitmekte olan ve yazık ki bize görevimizi yaptığımızı hissettiren sayfalara akıttığımız o düşündürücü zehrin onda birini O'nun makamına gözyaşı olarak gönderebiliyor muyuz? Nasıl yaparız, nasıl yeşertir, nasıl yetiştiririz, nasıl düzeltiriz kendimizi; "henüz bitmedi ki, yeniden başlamak için bir yol bulunmasın" cümlesini yazarız da, hissede hissederuhumuza nasıl duyurabiliriz?

Abdullah b. Revaha… Allah Resulü'nün şairi… Hicretin sekizinci senesi… Bizans imparatorluğuna bağlı, Busra emirine yollanan mektup yırtılır. İslamiyet'in elçisi de şehit edilir. Gönlü mahzun olan Hak Peygamber, zalimlerin üzerine bir kuvvet göndermeye karar verir. Öğle namazını müteakip mübarek ordusunu uğurlamak için çıktığında, sancağı Zeyd b. Harise'ye teslim eder ve buyurur;

"Şayet Zeyd şehit olursa, sancağı Ca'fer alsın. O da şehit düşerse, Abdullah bin Revaha alsın. O da şehit olursa sizler, istediğiniz birini Kumandan seçersiniz."

Hazreti Cafer Mute'de çarpışırken önce sağ kolu parçalanır. O, sancağı diğer eline alır. Sol kolunu da havaya uçururlar, sancağı mübarek vücuduna sarar. Küffar, bir türlü yere yıkamadığı Cafer'e yüzlerce kılıç darbesiyle mukavemet etmeye başlar ve O'nu şehit düşürür. Bunun üzerine Abdullah b. Revaha koşarak sancağı göklere doğru yükseltir. İşte tam o sırada Abdullah b. Revaha'nın kalbi titrer… İçini bir endişe kaplar. Rivayet edilir ki o peygamber aşığı şair, ağlamaya başlar ve der ki;

"Rabbim, benim şu an ki endişem hurmalıklarım, bağlarım, bahçelerim yüzünden ise hepsini infak ediyorum."

Ve gücünün son damlasına kadar vuruşarak O da şehit edilir.

Zulme kaş çatmadan önce kendi kusurunu okuması güzel olmalı insanın… Kendini bilmesi, hatasını görmesi, "benim yüzümden" sızısını hissetmesi güzel olmalı. Kendi gönül perdesini aralayarak "Ümmetin içinde ben de varım; bu kadarım!" demesi sonra, ümmet içindeki bir yarım, bir yaralı oluşuna ağlaması…

Gecenin kalbi. Bir katre dem... Unutamadım hiç… Ruhumuzu ötelere dair bir yolculuğa çıkardıktan sonra "aşk nedir?" diye sormuştu. Salondan ses çıkmıyordu. Kalbim uzakları adımlarken de düşünebilmiş, içimden; "aşk utanmak olmalı" diye geçirmiştim. O latif vecd sanki derunumu okumuşçasına gülümsemiş;

"Utanmak da aşka tabidir fakat aşk, sevdiği uğruna vazgeçmek, kendini ötelemek, sefil olmaktır." demişti.

Aşk önce utanmak, sonra sefil olmaktır…

Selam ile.

Nuray Alper