0
Sokrates, merak edip anlamaya çalıştığı şeylerle ilgili "nasıl" sorusuna verilen cevapları ikna edici bulmadığından sorulması gereken esas sorunun "niçin" olması gerektiğinde karar kılmıştı. Nasıl sorusu bize hadisenin başlangıç ve gelişim süreçleri hakkında bilgi verse de öz ile ilgili aydınlanmamızı sağlayamaz.
Gelin kısa bir süreliğine kendimizi Sokratesin yerine koyup "canlı bombalar", "intihar saldırganları" gibi terörün tetikçilerinin bu hale nasıl değil niçin geldiklerini bulmaya çalışalım.
Nasıl'ın cevabı çoğu zaman oldukça klasiktir. Tetikçi, hayatının bir evresinde ki ekseriyetle çocukluk ya da öğrencilik yıllarına denk gelir bu evre, bir cemaat, bir örgütle tanışır, önce zihni sonra yaşam biçimi değişmeye başlar. Kendinden olmayan, kendisi gibi düşünmeyeni zavallı, kayıp, kurtarılmayı bekleyen mazlumlar olarak görürken alternatif öğreti ve düşünceleri düşman ilan eder. Gerisi herkesin bildiği, sonuçları dehşet eylemleri olan bildik hikaye.
İyi de bu tetikçileri birer robota dönüştüren, hayatında bir kez bile görmediği insanları öldürmelerini sağlayan mekanizmayı kuran mühendis hangi sihirli dokunuşla bunu sağlayabiliyor? İnsan öldürmeyi en galiz bir suç sayan dini, masum bir insanı katile dönüştürmenin aracı olarak nasıl kullanabiliyor? Tetikçi robotun içindeki insan nereye gitti?
Peşinde olduğum şey sıradan biriyken sorgulamayan bir robota dönüşen insana uygulanan beyin yıkama teknikleri değil. Dini gurupların ya da ideolojik örgütlerin uyguladığı zihinsel ve fiziksel teknikler herkesin malumu. Anlamaya çalıştığım insanın hangi zaafının, hangi ihtiyacının üzerinden oynanıyor bu oyun. İnsan doğasının istismara açık kapısı nedir?
Sokaktan çevirdiğiniz bir kişiye eline silah tutuşturup tanımadığı birini öldürtemezsiniz. Bu bir süreç işidir, önce o insanda bir açık kapı bulunmalı ki içeri sızılabilsin. Sonrası, metabolizmaya giren virüsün hücrelerin yapısını bozarak dönüştürmesi gibi bir metamorfoz. Tetikçinin bu süreç sonunda ödediği kişisel bedel canıdır. O halde insanın istismara açık kapısını tüm bu süreçler sonunda vazgeçtiği, bıraktığı ne ise orada aramalı.
Tetikçinin vazgeçtiği şey hayatı yani anne-babası, sevdiği arkadaşları, aşık olduğu kız, yemeye doyamadığı sütlaç, sokaklarında dolaşmaktan keyif aldığı şehirdir. Onu insanken bir robota dönüştüren de derece derece bıraktığı hayatıdır. Gerçekte tetikçi kendini infaz ettiği an ölmemiştir, oraya geldiğinde zaten bir zombidir, ölüdür. Onu hayata bağlayan şeyleri birer birer terk etmiştir.
İnsanı hayata bağlayan şeyler ne kadar çok ve nitelikli ise istismara açık kapısı o denli kapalıdır. Evet, hayatın yükü ağır, taşımak zordur. Ancak sevgiyle kurduğumuz ilişkilerimizin bağı hayat yükünü taşırken ihtiyaç duyduğumuz gücü bize verir. Terör örgütleri bu gücü elimizden alarak bizi tetikçi robotlara dönüştürmeyi amaçlar. Gerek fanatik dini örgütler gerek ideolojik örgütler tamamen bu açık kapıya yönelirler. Birinci gurup dünya hayatının önemsiz, öteki dünyanın asıl olduğunu, ikinci gurup ise hayatın idealler uğruna feda edilmezse bir anlamı olmadığını ileri sürerek yaşamı değersizleştirmeye çalışır. Hayat birkez gözünde önemsizleşip küçüldü mü herşeyi yaptırabilirsiniz o insana. İşte, katil robotun mekanizmasını kuran mühendisin sihirli dokunuşu budur.