Bugün kadına özgürlük vadeden bir anlayış, bazen ona ait olduğu aileyi bir pranga, anneliği bir yük, eş olmayı bir bağımlılık, fedakârlığı ise bir ezilmişlik olarak sunuyor. Sonra da bütün bağlarından kopardığı kadına dönüp “Artık özgürsün!” diyor.

Peki, gerçekten özgür mü? Yoksa yalnızca daha mı yalnız?

Kadını ailesinden koparıp yalnızlığı özgürlük diye sunmak, özgürleştirmek değil; onu sahipsiz bırakmaktır!

Elbette kadına yönelik şiddet, baskı, ayrımcılık ve haksızlık kabul edilemez. Ancak kadının hakkını savunmak başka, aileyi karşısına almayı özgürlüğün şartı gibi göstermek başkadır. Eleştirilmesi gereken, kadınların hak arayışı değil; özgürlüğü aileden, ahlaktan ve sorumluluktan kopuş olarak tanımlayan feminist anlayışlardır.

İslam kadını sahipsiz değil, onurlu kılar

İslam, kadının değerini modern ideolojilerin onayına bırakmamıştır. Kur'an, insanın yaratılıştan gelen onurunu açıkça ortaya koyar:

“Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tîn, 95/4)

Allah Teâlâ, kadın ve erkeğin birbirine düşman iki rakip olarak değil, aynı insanlık ailesinin mensupları olarak yaşamasını ister. Eşler arasındaki ilişkiyi anlatırken şöyle buyurur:

“Aranıza sevgi ve merhamet koyması da O'nun ayetlerindendir.” (Rûm, 30/21)

Dikkat edelim: Kur'an, aileyi bir esaret düzeni olarak değil, sevgi ve merhametin yaşanacağı bir yuva olarak tarif eder.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurur:

“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.” (Tirmizî, Menâkıb, 63)

Demek ki kadına iyi davranmak, erkeğin lütfu değil, ahlaki ve dinî sorumluluğudur. Kadını ezen, ona şiddet uygulayan, hakkını yiyen bir erkek; aileyi koruduğunu değil, aileye zulmettiğini bilmelidir.

Özgürlük adına hangi bağları koparıyoruz?

Modern dünyanın kadına sunduğu özgürlük anlayışını sorgulamak zorundayız. Kadına sürekli tüketmesini, kendi çıkarını her şeyin önünde tutmasını ve hiçbir sorumluluğa bağlanmamasını telkin eden bir kültür, gerçekten kadının iyiliğini mi düşünüyor?

Kadının emeğinden yararlanıp sorumluluğunu paylaşmayan, bedenini reklam malzemesine dönüştüren, gençliğini ve güzelliğini pazarlayan bir düzenin kadına özgürlük dersi vermesi ne kadar inandırıcıdır?

Bir kadına “Kimseye ihtiyacın yok!” demek kolaydır. Peki, hastalandığında, yaşlandığında, yalnız kaldığında, hayatın yükü ağırlaştığında ona kim destek olacaktır?

İnsan, yaradılışı gereği dayanışmaya muhtaçtır. Aileyi, akrabalığı ve toplumsal dayanışmayı değersizleştirmek, insanın bu ihtiyacını ortadan kaldırmaz; yalnızca onu daha kırılgan hâle getirebilir.

Elbette her aile güvenli değildir ve her kadın ailesiyle yaşamak zorunda değildir. Şiddet gören bir kadının korunması, gerektiğinde güvenli bir yere sığınması ve hakkını araması gerekir. Fakat kötü aile örneklerinden hareketle aile kurumunu bütünüyle mahkûm etmek de büyük bir yanılgıdır.

Kadını korumak adına onun iradesini yok saymak da yanlıştır, özgürlük adına onu bütün bağlarından koparmak da!

İslam'ın ölçüsü: Adalet, merhamet ve sorumluluk

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur:

“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendinizin, ana babanızın ve yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun.” (Nisâ, 4/135)

Bu ayet bize şunu öğretir: Aile de gelenek de hiçbir insanın hakkını çiğnemenin bahanesi olamaz. Kadına haksızlık yapılıyorsa buna karşı çıkmak, İslam'ın adalet emrinin gereğidir.

Fakat adalet, bir yanlışı başka bir yanlışla düzeltmek değildir. Kadını erkekle sürekli bir mücadeleye mahkûm etmek yerine, kadın ve erkeğin birbirine karşı haklarını ve sorumluluklarını hatırlatmak gerekir.

İslam'ın aradığı toplum; kadının ezilmediği, erkeğin sorumluluktan kaçmadığı, çocukların sahipsiz kalmadığı, anneliğin küçümsenmediği ve aile bağlarının merhametle korunduğu toplumdur.

Son söz: Kadının ihtiyacı ideolojik savaş değil, adalettir

Feminizmin bütün biçimlerini aynı kefeye koymak doğru değildir; kadınların haklarını savunan farklı yaklaşımlar vardır. Ancak aileyi bir yük, anneliği bir engel, bağlılığı bir zayıflık ve yalnız yaşamayı özgürlüğün ölçüsü sayan anlayışlar ciddi biçimde sorgulanmalıdır.

Kadın, ne erkeğin mülküdür ne de ideolojilerin propaganda aracıdır. O, kendi hakları ve iradesi olan bir insandır. Aile de kadını esir eden bir zincir değil, adalet ve merhametle yaşatılması gereken bir kurumdur.

Kadına özgürlük vaat edip ailesini değersizleştirenler, ona bir hayat biçimi sunabilir; fakat mutluluğu garanti edemez.

Çünkü özgürlük, bütün bağları koparmak değildir. Özgürlük; zulüm görmeden yaşamak, hakkını korumak, kendi iradesini kullanmak ve sevgiyle bağlanabileceği bir dünyaya sahip olmaktır.

Unutmayalım: Kadını korumak için onu susturmak ne kadar yanlışsa, özgürleştirmek adına onu yalnızlığa mahkûm etmek de o kadar yanlıştır.

Kadını özgürleştireceğiz derken aileyi yıkmayalım; aileyi koruyacağız derken de kadını ezmeyelim. İhtiyacımız olan ideolojik savaş değil, adaletin ve merhametin hâkim olduğu bir toplumdur.