0
Türkiye'nin yerel parayla ticaret hamlesi, küresel efendileri ürkütmüşe benziyor. Stratfor'un diğer ülkelere de sıçramasından endişe duyduğu, 'Dolarını bozdur' kampanyası ise bir küresel sistem değişikliği getirebilir. Tam anlamıyla "Dimyata pirince giderken, elde ki bulgurdan olma" durumu yani. Ne diyelim! Bu korkuda onlara yeter. Oysa bugüne dek güçlülüğün verdiği özgüven sebebiyle, ters köşe olmaya alışmaları gerekirdi. Zaten o yüzden artık çok fütursuzlar. Hatta reytingi günden güne azalan uluslararası derecelendirme kuruluşlarından bile, medet umacak kadar…
İşte Fitch'in, Türk bankacılık sektörünün 2017 tahminini durağandan negatife çevirmesinde, bunun izlerini görebiliriz. Yoksa siyasi ve ekonomik açıdan çalkalanan OHAL ülkesi Fransa'nın, yükseltilen notu başka hangi mantıkla açıklanabilir ki. Bu ikircikli muameleyi görmemek için takdir ederiniz ki kör olmak gerekiyor. Zira Sn. Cumhurbaşkanımızın, kredi derecelendirme kuruluşlarını ciddiye almadığını ilan etmesi boşuna değil.
Aynı kuruluşların, ülkemizdeki halk oylaması hakkındaki yorumları ise tam bir skandal… Fitch, Moody's, S&P gibi bil cümle güruhun, muhtemel anayasa referandumunun aşağı yönlü risk içerdiği ve bunun iyi bir izlenim olmadığını vurgulaması, pes dedirtecek cinsten. Hem de Yargıtay'ın hükümete bağlandığı Fransa'ya tık çıkarmazlarken. Demek ki, kısmi de olsa meclise gönderilen anayasa değişikliğinden oldukça rahatsız olmuşlar. Peki, neden? Ülkemiz adına istikrarı tesis edecek, güçler ayrılığı ve denetimi eskisine nazaran daha fazla etkinleştirecek bir paketten, alıp veremedikleri ne? Halbuki söz konusu hususları, uluslararası arenada aleyhimizde koz olarak kullanan, ağababaları değil miydi?
Aslında bu soruların cevabı çok basit dostlarım. Zira uzun yıllardır anayasal gedikleri üzerimizde hep bir istikrarsızlık ve kaos için kullanmışlardı. Uşakları üzerinden pazarlık masaları kurmuşlar, sözlerini dinlememiz için parmak sallamışlardı. İşte bu noktada değerlendirildiğinde; gösterdikleri tüm reaksiyonlar, "ellerindeki etkili bir silahı kaybetmenin hezeyanıdır" kısaca. Çünkü demokrasiyi, istikrarı, ekonomiyi… müteselsile olumlu tetikleyecek her adım, güçlü bir Türkiye için zemin hazırlayacaktı. Güçlü Türkiye ise bölgemizde asırlardır kurmaya çalıştıkları "Babil Krallığının" sonu demekti…
Öyleyse buradan çıkaracağımız sonuç; Anayasa Referandumunu olumsuzlukla neticelendirmek için var güçleriyle yüklenecekleridir. Yani terör, suikast, algı, iftira… her ne türlü melanet varsa gelecekler. Son dönem maruz kaldığımız döviz kurundaki oynaklığı ve Beşiktaş'taki şerefsizce gerçekleştirdikleri saldırıyı, kesinlikle bundan ayrı görmemek lazım. Sultan Abdülhamit'e yönelik ilk canlı bomba suikastıyla gündeme gelen Maçka'nın, böyle bir dönemde tekrar benzer bir olayla anılması bu açıdan düşündürücüdür. Bazı küresel ajansların hain saldırıdan dakikalar sonra, sanki hazır bekliyormuş gibi olay mahallinden canlı yayına geçmesi ise bir o kadar manidar.
Alman Deutsche Welle muhabiri Chese Winter'ın "çok başarılı bir terör saldırı" nitelemesi yapması akabinde, içimizdeki güdümlü piyonlarının bu minvaldeki twetleri de hesaba katıldığında kartlar artık gayet açık oynanıyor. Zaten saldırının gerçekleştiği saatlerde WS Journal ve Financial Times'ın sosyal medya üzerinden "Erdoğan otoriterleşiyor" şeklinde algısal operasyona geçmesi her şeyi ispatlamıyor mu? Peki, batının bu terör eylemini, yarım ağızla dahi olsa terör bile demeden kınaması…
Belli ki "Milli Mücadele" döneminde küllerinden doğan bir Devletin, hala neler yapabileceğinin farkında değiller. Demek 15 Temmuzda tank'a kafa atan, şimdide maniple ettikleri dövizi yastık altından çıkarttıklarıyla dizginleyen Türk Halkını çok küçümsüyorlar. Fakat bunun sadece ne Sn. Erdoğan'ın, ne Sn. Yıldırım'ın ne de Sn. Bahçeli'nin değil, devletin bir beka meselesi olduğunu bu millet kavradı bir kere. Tıpkı Kurtuluş Savaşında olduğu gibi. Yani ne yaparlarsa yapsınlar başaramayacaklar. Varın sonunu siz düşünün!!!
Vesselam…