Bir düşünelim…
Bu ülkenin Kızılay’ı 157, PTT’si 185, Polis Teşkilatı 180, Jandarma’sı 186, İtfaiyesi tam 311 yaşında.
Ama Cumhuriyet sadece 102 yaşında.
Bir ülkenin kurumları ondan daha yaşlı olabilir mi?
Bu, bir çocuğun babasından daha büyük olması kadar komik bir durumdur.
Demek ki 1923’te sıfırdan bir ülke kurulmadı; sadece bir rejim değişikliği yapıldı.
Devlet aynı devletti, ama yönü, ruhu, kimliği değiştirilmek istendi.
Asıl amaç, Müslüman bir halkı kendi köklerinden, kendi tarihinden, kendi medeniyetinden koparmaktı.
Yüzyıllardır İslam’ın sancaktarlığını yapmış bu millet, bir sabah kalktı ve kendisine “artık dün yok” denildi.
Ezanı susturuldu, alfabesi değiştirildi, mazisiyle bağı kesildi.
Bir gecede cahil bırakıldı, çünkü geçmişiyle konuşması yasaklandı.
Bunu “yenilik” diye sundular, “ilerleme” diye sattılar, ama gerçekte bu bir koparılış, bir kimlik ameliyatıydı.
Oysa Kızılay hâlâ Osmanlı’nın merhametini taşır,
Jandarma hâlâ o eski devlet disipliniyle nöbet tutar,
İtfaiye hâlâ “Tulumbacılar Ocağı”nın ateşten aldığı mirası taşır.
Yani bu toprakların damarlarında hâlâ o kadim İslam devlet geleneği akar.
Cumhuriyet bir başlangıç değil, bir kırılmaydı.
Bir medeniyetin üzerine perde çekilmek istendi.
Ama unuttular: bu milletin hafızası uzun, kalbi imanla doludur.
Ne kadar unutturulmak istense de, ezanla yoğrulmuş bir halk kendi kimliğini yeniden bulur.
Son söz:
Devlet değişti ama milletin mayası değişmedi; çünkü iman değişmez.