0

Daha önce de yazmıştım. Türkiye giderek demokratlar ve demokrat olmayanlar diye ikiye ayrılacak. 15 Temmuz tarihli bu mel'un darbe girişiminden de böyle bir hayır çıktı. Her kesimden demokratlar birleşiyor. Demokrasi karşıtı olanlar da ya darbeci, ya darbeden yana sessiz kaldılar.

Demokrasiye karşı olanlar bu gün darbe yapmıyorlarsa yeterince silahları olmadığı içindir.

Bir gün yeterince güçleri ve silahları olduğunda en acımasız darbeci olduklarını görebilirsiniz.

Peki bir kişi veya grup neden darbeci olur. Çünkü insana, İslam'a, hayata ve tarihe dair tezinin akla uygun tarafı yoktur da ondan.

O tezini ancak zorla, şantajla, tehditle ve silah zoruyla dayatır.

Kişi tezinin inandırıcı ve uygulanabilir olmadığını gördüğünde karşı çıkışları bastırmak ve zorla sindirerek kabul ettirmek yoluna gider.

Bu durum sadece silahlı şiddet yoluyla değil sözlü şiddet ile de yapılır.

Normalde sözlü şiddetin mantığı ile silahlı şiddetin mantığı arasındaki fark mahiyet farkı değil derece farkıdır. Yani ikisi de özde aynıdır.

Biri sahip olduğu ideolojiyi karşındakine silah zoruyla kabul ettirmeye çalışırken öteki de sözün şiddetiyle yaptırmaya çalışır.

Karşıdakini aşağılamak, küçümsemek, korkutmak, ve benzeri yöntemi "öteki"ne reva gören eline silah geçtiğinde bunu kullanmakta tereddüt etmez.

Örneğin radikal ve silahlı dini örgütlerin çoğunun "tekfirci" olmasının temelinde bu şiddet dili yatmaktadır.

Dilde ve teoride şiddet yanlısı ve aşırı dışlayıcı tutum içinde olan kişi ve örgütlerin keskin üslubu güç elde ettiklerinde kısa sürede keskin kılıca dönüşebiliyor.

"Dinde zorlamayı" değil kalbe seslenmeyi kabul eden anlayışların dilsel ve fiziksel şiddetten uzak ve daha demokrat ve hoş görülü gruplar olduklarını görebilirsiniz.

Hayatı siyah ve beyaz çizgilerden ibaret sayan grupları hem dindar hem de seküler cenahta görebiliriz.

**

Türkiye'de giderek hem seküler dünyada hem de dindar çevrelerde bu çizgiden bölünmüş iki grubun farklı tonlarını görebilirsiniz.

Ama toplumlar politize oldukça bu iki grup daha da netleşecektir.

Yani politik sorunlar günlük hayatın olağan seyri içinde yer aldıkça insanların bu konudaki tutumları ya demokratça ya da anti demokratça olacaktır.

Türkiye'nin siyasal yelpazesinin giderek bu iki grubun netleşmesi şeklinde şekilleneceğini öngörebiliyoruz.

Bu da Türkiye'nin giderek iki kutuplu bir siyasal yapıya dönüşmesi demektir.

Bundan sonra artık laikler ve laik olmayanlar diye değil, demokrat laikler ve darbeci anti-demokrat laikler diye ayrılacaktır.

Artık İslamcılar ve ötekiler diye bir ayrım yapılmayacaktır. Demokrasi ve hoşgörü taraftarı İslamcılar veya Müslümanlar ve demokrasi ve şiddet yanlısı İslamcılar veya Müslümanlar diye iki grup olacaktır.

**

Benzer durum laik cephede de mevcuttur. Mesela Erdoğan'la laikleri korkutma propagandası bundan sonra siyasal söylem olarak iş görmeyecektir.

Çünkü yargı ve güvenlik sistemini içerden çökertmek isteyen ve hiç de laiklik sistemine inanmayan bir grubun saldırısını Erdoğan'ın sokağa çağrısıyla püskürtülmüştür.

Canlı bağlantılarla sabaha karşı milyonları ekrana bağlayacak kadar halk desteği olan bir lideri laiklik için tehlike olarak göstermek gerçekçi değildir.

Onun için de laik cephenin demokrat laikler ve demokrasi karşıtı totaliter laikler diye iki cepheye bölünme ihtimali uzak değildir.

O nedenle artık Türkiye'nin siyasal hayatı giderek başta laikler olmak üzere her kesimi hak hukuk temelli demokrasi taraftarı olmak veya olmamak şeklinde bir bölünmeye götrecektir.