ABD’nin yeni hedefi Küba

Dünyanın gözleri önünde yaşanan o dramatik geceyi hayal edin: Caracas'ın karanlık gökyüzünde helikopterlerin uğultusu yankılanıyor, patlamalar şehri sarsıyor ve bir ülkenin lideri, Nicolás Maduro, gizli sığınağından çıkarılarak ABD özel kuvvetleri tarafından esir alınıyor. Bu olay, sadece bir tutuklama operasyonu değil; yıllardır süren ambargo savaşlarının, ekonomik baskıların ve jeopolitik çekişmelerin zirve noktasıdır. Maduro, Venezuela'nın tartışmalı ama dirençli bir lideri olarak biliniyor. Başarısız bir lider olarak nitelendirilse de son yıllarda ülkesini yavaş yavaş kalkındırmaya başlamıştı. ABD'nin acımasız ambargoları altında ülke adeta ölüme terk edilmişken, Maduro pes etmedi; petrol üretimini artırmaya, iç üretimi teşvik etmeye, tarım reformları yapmaya ve uluslararası müttefiklerle bağları güçlendirmeye odaklandı. Bu çabalar, Venezuela'yı yeniden ayağa kaldırmak için atılan adımlardı.

Örneğin, son yıllarda petrol ihracatı çeşitlendirildi, Çin ve Rusya ile enerji anlaşmaları imzalandı ve hatta yerel gıda üretiminde artış sağlandı. Ancak bu direniş, Washington'ın gözünde bir tehdit olarak algılandı ve sonuçta bu operasyonla kırıldı.

Peki, bu fırtına sadece Venezuela ile mi sınırlı kalacak? Yoksa müttefiki Küba'yı da mı yutacak? Petrol bağımlısı ada ülkesi Küba, şimdi tam bir karanlığa mı gömülecek? Sokaklarında yükselen protestolar, elektrik kesintileri ve öfke dolu kalabalıklar... Bu olaylar, heyecan verici bir soru doğuruyor: ABD'nin emperyalist vizyonu, Latin Amerika'dan başlayarak tüm dünyayı vassal devletçikler düzenine mi sürükleyecek? Maduro'nun esir alınması, sadece bir liderin sonu değil; küresel güç dengelerinin, ittifakların ve direnişlerin yeniden tanımlandığı bir dönüm noktası. Gelin, bu karmaşık hikâyenin katmanlarını birlikte açalım, çünkü bu olaylar sadece bugünü değil, yarını da şekillendirecek.

OPERASYONUN PERDE ARKASI: "ABSOLUTE RESOLVE" VE MADURO'NUN SON ANLARI

Maduro'nun esir alındığı gün, Çinli yetkililerle (Xi Jinping'in özel elçisi dahil) görüşmesi devam ediyordu – bu, son bir diplomatik çabaydı, ama yetersiz kaldı. Tüm bunlar, Maduro'nun son yıllardaki kalkınma girişimlerini boşa çıkardı: Ambargolara rağmen petrol üretimini günlük 1 milyon varile yaklaştırmaya çalışmıştı, yerel sanayiyi teşvik etmiş, Çin'le madencilik anlaşmaları imzalamıştı. Bu çabalar, ülkeyi ölüme terk eden yaptırımlara karşı bir direniş örneğiydi, ama ABD'nin askeri üstünlüğü karşısında eridi.

Küba'nın Venezuela'daki varlığı, bu hikâyenin en kritik unsurlarından biri. Tahmini rakamlara göre 5.000 ila 15.000 arasında Kübalı personel, Venezuela'da istihbarat, karşı istihbarat, güvenlik operasyonları ve tıbbi hizmetlerde aktif rol oynuyordu. Bu personel, Venezuela ordusunu eğitiyor, muhalif hareketleri bastırmada yardımcı oluyor ve rejimin ayakta kalmasını sağlıyordu. Karşılığında ise Venezuela, Küba'ya petrol sağlıyordu – bu, Hugo Chávez döneminden kalan bir "petrol karşılığı doktor" anlaşmasıydı. Maduro'nun son yıllardaki kalkınma çabaları, bu ittifaka dolaylı destek veriyordu: Petrol akışı azalsa da devam ediyor, Küba'nın enerji ihtiyacını karşılıyordu.

PETROL KRİZİNİN ÇARPICI BOYUTLARI: KÜBA KARANLIĞA GÖMÜLÜRKEN NELER OLACAK?

Küba'nın enerji krizi, yıllardır süren bir sorun ama Maduro'nun esir alınmasıyla zirve yapacak. Meksika, son yıllarda ikincil tedarikçi rolü üstlendi: 2023-2024'te günlük 20.000 varil sağladı, 2025'te Mayıs-Ağustos arasında 3 milyar dolarlık sübvansiyonlu yakıt gönderdi – bir ayda 300.000 varil zirve yaptı. Ancak Meksika'nın kendi üretim sorunları (yaşlanan kuyular, bakım gecikmeleri) yüzünden sevkiyatlar %73 düştü. Aralık 2025'te acil 80.000 varil yollandı, ama bu geçici. Meksika ham petrolü varil başına 54.90 dolardan satılıyor – Küba için pahalı, ama alternatifsiz. ABD ambargoyu genişletirse, Meksika da durabilir. Sonuç? Şiddetli elektrik kesintileri: Günde 12-18 saat karanlık, sanayi durması, tarım etkilenmesi.

Maduro'nun Venezuela'da ambargolara karşı yaptığı gibi – yerel enerji alternatifleri geliştirme – Küba da güneş ve rüzgar enerjisine yöneliyor, ama yetersiz. Bu kriz, rejimin temelini sarsacak; halkın öfkesi artacak.

PROTESTOLARIN YÜKSELEN DALGASI: KÜBA SOKAKLARI KAYNAMAYA HAZIR

Küba'da protestolar yeni değil. Temmuz 2021'deki anti-komünist dalgadan beri, öfke birikiyor. 2025'te rekor kırıldı: Kasım ayı en yüksek protesto sayısıydı. Nedenler? Temel mal kıtlığı, sivrisinek kaynaklı hastalık salgınları (deng humması gibi), muhaliflere uygulanan şiddet, internet kısıtlamaları. Maduro'nun esir alınması, bu öfkeyi tetikleyebilir – Venezuela'daki gibi rejim değişikliği dalgası Küba'ya sıçrayabilir. Bölge genelinde muhafazakâr, ABD yanlısı hükümetler (Arjantin gibi) yükselirken, Küba izole kalıyor. Díaz-Canel'in "komünist birlik" çağrıları, halkı ikna etmeyebilir. Maduro'nun son çabaları gibi, Küba da direnecek mi? Doğrusunu isterseniz heyecan verici bir soru,

RUSYA VE ÇİN'İN İKİRCİKLİ VE PISIRIK TAVIRLARI: MÜTTEFİK SATIŞININ UTANÇ VERİCİ ÖRNEKLERİ

Maduro'nun esir alınmasında en çarpıcı olan, sözde müttefikler Rusya ve Çin'in tavrı. Bu iki güç, ikircikli ve pısırık bir duruş sergiledi. Rusya Dışişleri Bakanlığı "silahlı saldırı" diye kınadı, Çin "egemenlik ihlali" dedi – ama somut eylem? Hiç. Çinli heyet Maduro'yu ziyaret etti, ama kurtaramadı. Rusya, hava savunma sistemlerini sattı ama bakım ve destek vermediği için işe yaramadı. Bu pısırıklık, yeni değil; İran-İsrail savaşında da aynıydı. İran saldırıya uğradığında, Rusya ve Çin “lütfen” diplomatik destek verdi. O da ikircikli bir destek. İran'ı sattılar.

Rusya, kendi Ukrayna savaşında batağa saplanmışken, Çin Tayvan geriliminde temkinli. Maduro olayında BM toplantısı istediler, ama ABD vetosuna karşı duramadılar. Bu ikircikli tutum, anti-emperyalist blokun zayıflığını gösteriyor: Sözde dayanışma lafta kalıyor, eylemde pısırıklık hâkim. Dünya dağıldıkça, bu güçler kendi çıkarlarını koruyor, müttefikleri feda ediyor.

ABD'NİN EMPERYALİST VİZYONU: SÖMÜRGE VE VASSAL DEVLETLER DÜZENİNE GEÇİŞ VE KANLI HIRSLAR

Büyük resimde, ABD, emperyalizmini bir üst seviyeye taşıyor: Artık sadece etki alanları değil, köle ve vassal devletler düzeni kurmak istiyor. Trump yönetimi altında bu politika hız kazandı – Maduro'nun esir alınması, bunun somut örneği. ABD, bu uğurda çok kan akıtmaya hazır; Latin Amerika'da olduğu gibi, askeri müdahaleleri, ambargoları ve gizli operasyonları meşrulaştırıyor. Trump, Venezuela'yı "geçici olarak yöneteceğini" açıkladı – petrol rezervlerini sömürmek için. Bu gidişle Trump başarılı olur, çünkü dünya tam anlamıyla dağıldı. Güçlü hiçbir ittifak yok; var olanlar (NATO, AB) üyelerin gizli ajandalarından dolayı etkisiz. Rusya Ukrayna'da, Çin Asya-Pasifik'te meşgul. Trump ve onu etkisi altına alan Siyonist güçler, bu projeyi "Tanrıyı kıyamete zorlamak" amacıyla ısrarla uygulayacak – dini motiflerle karışmış jeopolitik hırslar. Karşılarında askeri ve ekonomik bir güç çıkmazsa, durmayacaklar.

ORTADOĞU'DA YENİ BİR İTTİFAK MERKEZİ OLARAK OSMANLI MİRASI VE MODERN LİDERLİK

Bu küresel kaosta Türkiye'nin potansiyel rolü ne olabilir? Türkiye, sadece bir ülke değil; binlerce yıllık tarihsel kimliğiyle bir medeniyet köprüsü. Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısı olarak, Doğu ile Batı'yı birleştiren, stratejik coğrafyasıyla (Boğazlar, Anadolu yarımadası) dünya ticaretini kontrol eden bir güç. Tarihsel olarak, Osmanlı dönemi Ortadoğu'yu birleştiren, adil yönetimle farklı etnik ve dini grupları barındıran bir imparatorluktu – bu miras, bugün Türkiye'ye liderlik vasfı veriyor. Soğuk Savaş'ta Doğu Bloku'na karşı durdu, ama şimdi multipolar dünyada bağımsız bir aktör.

Bu kaosta Türkiye, Ortadoğu'da yeni bir ittifak merkezi olabilir. Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Cezayir gibi nüfusu kalabalık ve ekonomisi güçlü ülkelerle ortak askeri ve stratejik ittifak kurarsa, ABD'nin vassal devletçikler projesini engelleyebilir. Düşünün: Bu ittifak, sadece savunma paktı değil; ekonomik entegrasyon da içermeli. Körfez'in petrol zenginliği, Türkiye'nin sanayi gücüyle birleşirse, muazzam bir blok oluşur. Tarihsel olarak, Osmanlı döneminde bu ülkeler (Mısır, Arabistan) imparatorluk çatısı altındaydı – şimdi gönüllü bir ittifakla yeniden birleşebilir. Türkiye, lider olarak Boğazları enerji rotası olarak kullanır, Katar ve Suudi'den yatırımlar alır (örneğin, savunma sanayi, turizm, altyapı projeleri). Mısır'la Süveyş Kanalı koordinasyonu, Cezayir'le Akdeniz güvenliği... Bu, ABD'nin neo-kolonyalizmine – benim tabirimle Vassal Devletçikler Çağı'na – set çeker.

KÜBA'NIN BELİRSİZ KADERİ: ÇÖKÜŞ MÜ, YENİ BİR DİRENİŞ DÖNEMİ Mİ?

Peki Türkiye'nin kırılgan ekonomisi ne olacak? Körfez emirliklerinden alınacak destekle güçlenir: Katar'ın milyarlarca dolarlık yatırımları (zaten devam ediyor), Suudi Arabistan'ın enerji anlaşmaları. Tarihsel kimliğiyle Türkiye, bu ittifakta doğal lider: Selçuklu'dan Osmanlı'ya uzanan miras, adalet ve güç dengesi vurgusu. Modern Türkiye'de Erdoğan dönemi, bu mirası canlandırdı – Somali, Sudan,Suriye, Libya müdahaleleriyle bölgesel gücünü gösterdi. Bu ittifak, askeri tatbikatlar, ortak istihbarat, ekonomik blok (belki bir Ortadoğu Birliği) içerebilir. Bu ittifak neden başarılı olur? Dünya dağıldığı için; Rusya-Çin pısırıkken, Türkiye proaktif. Siyonist etkilerdeki Trump ısrar edecek, ama karşısında bu blok olursa durur. Türkiye, tarihsel rolüyle küresel dengeyi değiştirir – Osmanlı gibi, barış ve güç birliğini sağlar.

Maduro'nun esir alınması, Küba'yı uçurumun kenarına getirdi. Petrol kesildi, protestolar artacak. Rejim çökebilir mi? Trump "Küba düşecek" diyor. Bu da askeri müdahale sinyali demektir. Ama Küba, ambargolara yıllarca direndi; Maduro gibi pes etmeyebilir. Halk öfkesi, yeni bir başlangıç da olabilir – belki demokratik geçiş.

SONUÇ: DÜNYA YENİ BİR DÖNEME Mİ ADIM ATIYOR?

Maduro'nun esir alınması, domino etkisi yaratacak. Küba sırada mı? Belki. Ama asıl savaş, vassal düzene karşı. Trump başarılı olabilir – dünya dağıldığı, Rusya-Çin sattığı için. Ama Türkiye'nin tarihsel liderliğiyle Ortadoğu ittifakı, bu emperyalizmi durdurur. Kan akıtarak vassallık isteyenler, güçlü birlik karşısında durur. Bu olaylar, tarihin dönüm noktası. Direniş mi kazanacak, yoksa yeni kölelik mi? Gelecek, Türkiye gibi cesur aktörlere bağlı. Dünya nefesini tutmuş bekliyor!