Nebîle Hanım hakkında Sabiha Gökçen’in zımnî ifâdesi

Şemsettin Belli, Atatürk’ün Aşk Hayatı isimli kitabına (ss. 48-55), 25 Ağustos 1988’de Sabiha Gökçen’le (Bursa, 22.3.1913 – Ankara, 22.3.2001, Cebeci Mez.) yaptığı mülâkatı da dercetmiş. Gökçen, bekleneceği üzere, mûtâd Kemalist Propagandanın hâricine çıkacak hiçbir söz sarfetmemiye büyük îtinâ gösteriyor. Yalnız, mülâkatın bir yerinde, Nebîle Hanım’ın hakîkî vazıyetine dâir zımnî bir beyânda bulunuyor (s. 50):

“- Peki Sayın Sabiha Gökçen, Atatürk’ü derin bir aşkla kimler sevdi size göre?

“- Bizler Atatürk’ün manevi kızları idik… Fikriye Hanım genç, güzel, entelektüel bir hanımmış… Aralarında hissi bir bağlantı olmuş olabilir… Belki Atatürk’ün de Fikriye Hanım’a hissi bir yaklaşımı vardı… Ama daha çok Fikriye Hanım Atatürk’e çok bağlanmış hissen… Fikriye Hanım hakikaten âşık… Atatürk de çok bağlanmış hissen… Fikriye Hanım hakikaten âşık. Atatürk de bu aşka karşı ilgisiz değil… Onun da Fikriye Hanım’a bir ilgisi var… Ama Fikriye Hanım’ınki kadar değil… Ve nitekim bu aşkı yüzünden intihar etti Fikriye Hanım…

“- Nebile için de aynı şeyi söyleyebilir miyiz?

“- Nebile Hanım’ın Fikriye Hanım olması mümkün değil!”

(Cumhuriyet, 29.9.1941, ss. 1 ve 3)

Gazeteci Salâhaddin Güngör’ün –“Millî Şef”in himmetiyle- İstanbul’da Fransız Hastahânesi’nde tedâvî gören Nebîle Hanım’la yaptığı mülâkat…

***

Nebîle Hanım hakkında Leman Karaosmanoğlu’nun açık ifâdesi: “Atatürk’ü iki kişi deli gibi sevmiştir: Birisi Fikriye, birisi Nebîle…”

Belli, aynı kitabda, Nebîle Hanım hakkında “Nebile ile Fikriye’nin Mustafa Kemal’e yönelik sevgilerinde büyük bir duygu derinliği olduğu anlaşılmakta” şeklindeki tesbîtini (1988: 128), Emin Çölaşan’ın Leman Karaosmanoğlu ile yaptığı mülâkatı naklederek (1988: 129-134) bir def’a daha têyîd ediyor…

Emin Çölaşan, mâl̃ûm, Mütehakkim Zümreye mensûb Fanatik Kemalist bir gazeteci… Gâyet hürmetkâr bir tavırla Leman Karaosmanoğlu ile bir m ülâkat yapıyor ve mülâkatı 10 Kasım 1985 târihli Hürriyet’te neşrediliyor…

Leman Karaosmanoğlu (1900 – 1996) ise, Yakup Kadri’nin eşi ve Burhan Asaf Belge’nin kız kardeşi… Mustafa Kemâl’le sık görüşen ve Kemalist Rejimin perde-arkasına bir hayli vâkıf bir âile…

Mustafa Kemâl’in “resmî târih”e ak̃setmiyen bâzı tarafları hakkında çok mühim bir şâhid olan Leman Karaosmanoğlu, eşi Yakup Kadri ile berâber…

***

Emin Çölaşan, Leman Hanım’a soruyor:

“- Fikriye Hanım, Atatürk’e âşık, değil mi efendim?”

Leman Hanım, gâyet açık bir cevâb veriyor:

“- Atatürk’ü iki kişi deli gibi sevmiştir. Birisi Fikriye, birisi Nebile… Nebile’yi sonra bir hariciyeci ile evlendirdi Atatürk. O yavrucak da öldü…” (Belli 1988: 130)

Nebîle Hanım, Şemsi Belli’nin tasvîriyle:

“Atatürk’ü tanıdığı yıllarda 17 yaşlarında altın sarısı saçları dalga dalga omuzlarına dökülen, mavi gözlü, güzel bir genç kız… İzmit Valisi Eşref Bey’in yakın akrabası…” (Belli 1988: 135)

Emin Çölaşan, tekrâr soruyor:

“- Efendim, Nebile Hanım olayı nedir?”

Leman Hanım, onun hakkında bildiklerini ve bizzât şâhid olduklarını şöyle hülâsa ediyor:

“- Nebile çok iyi bir ailenin çocuğu; ama deli bir çocuk… Bu Nebile Atatürk’ü çok merak ediyor ve evinden kaçıp Dolmabahçe Sarayı’na giriyor gizlice… Yakalıyorlar, ama kovmasınlar diye yalvarıyor. Neyse hizmetçi olarak alıkoyuyorlar orada bunu. Bir gün üst kata, Atatürk’ün yanına çıkıveriyor ve diyor ki ‘Paşam, ben alt katın hizmetçisiyim’. Bu sırada da ailesi fellik fellik kızı arıyor. Ve böylece Paşa Hazretlerinin orada kalıyor Nebile…

“Kızcağız beni her gördüğünde ağladı ve ‘Paşam beni göndermesin, ben onunla kalmak istiyorum!’ dedi”

“- Atatürk’e âşık mı oluyor?”

“- O büsbütün başka! Fakat sonra bu kız tehlikeli oldu. Bakınız onu anlatayım size. Atatürk bir akşam Dolmabahçe’de bir davet verdi. Çok kalabalık bir sofra. Gece yarısından sonra bir ara bu Nebile bana dedi ki: ‘- Paşama sürprizim var!’ Bir ara müzik çalarken kırmızı şalvar, kırmızı cepken ve hilâlli gömlekle çıktı ortaya ve şimdiki assolistlerin yaptığı gibi, başladı şarkı söylemeye… Yakup da boş bulunup: ‘- Ah canım, ne kadar da güzel!’ dedi. Atatürk, Yakub’a şöyle bir dönüp baktı…

“- Kızdı mı?

“- Ondan sonra duydum ki Nebile’yi bir hariciyeci ile evlendirecekler. Ama kızcağız beni her gördüğünde ağladı ve: ‘- Paşam beni göndermesin, ben onunla kalmak istiyorum!’ dedi. Sonra işte, meşhur düğünleri yapıldı. Atatürk ve İnönü de düğüne katıldılar. Bu yavrucak sonra kocasından ayrıldı. Gözleri kör olarak, Heybeliada’da bir sanatoryumda ölmüş…” (Belli 1988: 132-133)

(Kara Harp Okulu’nun Sitesi; http://www.kho.edu.tr/galeri/ataturk/kronolojik.html; 12.8.2018 ve https://isteataturk.com/g/icerik/Nebile-Irdelp/1618; 16.10.2025)

Viyana Büyük Elçiliği Başkâtibi Tahsin Bey’le zoraki evlendirilen Nebîle Hanım’ın 17 Ocak 1929’da Ankara Palas’daki düğününden iki intibâ… Nebîle Hanım da (İstanbul, 1910 – a.y., 1943, Feriköy Mez.), yalan, istismâr, tedhîş üzerine kurulu Kemalist Propaganda tarafından Mustafa Kemâl’in “mânevî kızlar”ı (“evlâdlıklar”ı) arasında zikrediliyor …

***

Âfet Hanım’ın statüsü

Yukarıda, Lord Kinross’un, Âfet Hanım’ı (Selânik, 30.10.1908 – Ankara, 8.6.1985, Cebeci Asrî Mez.) “Çankaya’nın Hanımefendisi” gibi takdîm ettiğini görmüştük:

“Âfet Hanım, özellikle, Gazi'ye huzur veren bir arkadaş oldu. Böylece, Latife Hanım'ın ayrılışından beri Çankaya'da hüküm süren boşluk doldurulmuştu.” (Kinross / Sander 1981: 710-711)

Âfet Hanım hakkında Org. Fahrettin Altay’a: “Âilesi Selânik’de bizim âile ile akrabâ denecek kadar yakındır”

Âfet Hanım'la Mustafa Kemâl'in münâsebetlerinin başlangıcı hakkında birinci derecede bir görgü şâhidi, Orgeneral Fahrettin Altay’dır. On Yıl Savaş ve Sonrası isimli Hâtırât'ında anlatıyor:

“Yıl 1925. Bu senenin en önemli olayı Atatürk ün milletimizin başındaki fesi atarak şapka giydirmesi ve kıyafetini medeniyet aleminin kıyafetine benzetmesi olmuştur. En üzücü olay da Latife Hanım’dan ayrılmasıdır. Bu ayrılışın O’nu çok üzdüğü fakat bunu kimseye hissettirmemeye çalıştığı hissediliyordu. Odasında ‘Bağrı yanık bülbüle döndüm' türküsünü çaldırarak ağladığı duyulmuştu. [???] Sene sonlarında İzmir e geldi. Öğretmenler topluluğunda konuşurken genç bir öğretmen kız dikkatini çekti. Gece Türk Ocağında verilen bir müsamerede O’nu locasına davet etti, beni de çağırdı, ‘Öğretmen hanım' diye tanıttı, hürmetle selâmladım. Çok genç sarı saçlı mavi gözlü kibar tavırlı bu öğretmen bayanı şu tarzda anlatmaya başladı:

‘- Ailesi Selanik’te bizim aile ile akraba denecek kadar yakındır. Kendisine burada tesadüf ettiğime sevindim. Annesi ölmüş babası genç bir kızla evlenmiş bu da hayatını kazanmak için öğretmen olmuş. Okumaya çok meraklı fakat tahsilini ilerletmeye imkân bulamıyormuş, kızım olmayı kabul etti. Ankara ya gelecek, hem öğretmenlik yapacak hem de tahsilini yükseltmek imkânı bulduracağım.'

“Atatürk’ün, üzüntüsünü giderecek bir arkadaş bulmuş olmasına hepimiz çok sevinmiştik; bir sinir buhranı geçirmesinden korkuyorduk. Bu hanımın bunu önlemiş olması vatanımız için büyük bir hizmettir.” (Altay 1970: 389-390)

Âfet Hanım, Mustafa Kemâl onu nezdine aldığında (1925; resimde, hemen onun sağında), henüz 17 yaşındaydı… (Mustafa Kemâl’in solundaki sîmâ, Dr. Reşit Galip’tir.) Bundan sonra, on üç sene zarfında ona hep refâkat edecek, ancak onun ölümünden sonra evlenecekdir… Fahrettin Altay, onun statüsünü şöyle tesbît ediyor: “Atatürk’ün, üzüntüsünü giderecek bir arkadaş bulmuş olmasına hepimiz çok sevinmiştik; bir sinir buhranı geçirmesinden korkuyorduk. Bu hanımın bunu önlemiş olması vatanımız için büyük bir hizmettir.”

***

DEVAM EDECEK