0
Bir toplumun kalkınmasını tek bir açıdan ele almak elbette büyük bir yanılgı olacaktır. Bu bakımdan bir toplumun kalkınması hakkında fikirler üretirken bahis konusu olan kalkınma merhalelerini manevi ve maddi yönleri olmak üzere iki gruba ayırmak meselenin iyi anlaşılabilmesi açısından son derece yararlı olacaktır. Kalkınmanın bir yaşı olmayacağı su götürmez bir gerçekliktir. Bir insan altmış yaşından sonra madden kalkınıp zengin olabileceği gibi, yine bir insan altmış yaşından sonrada manevi olarak kalkınmasını başlatmış olabilir. O halde niçin özellikle gençliğin hem manen hem de madden kalkınması üzerinde ısrarla durmaktayız? İşte öncelikle bu sorunun cevabını verecek, hemen akabinde ise yürütülmesi son derece kıymetli ve zaruri olan gençlik politikaları hakkında bir genç gözüyle bilgiler vereceğiz. Bir genç gözüyle bilgiler vereceğiz dedik çünkü ülke gençlerinin manen ve madden kalkınmalarının ülke geleceği açısından son derece önem arz ettiğine inanmış ve bu hedef doğrultusunda yıllardır sivil toplum kuruluşlarında hizmet eden bir genç olarak kural ve kaidelere bağlı kalarak değil, bilakis kendi gözlemlerimi paylaşacağım.
***
Öncelikle gençler açısından olmazsa olmaz dediğimiz manevi kalkınma hamlesine değinmekte yarar vardır.
Son dönemde özellikle internetin yaygın olarak kullanılmaya başlaması ile ortaya çıkan sosyal ağlar gençleri sokaklardan alarak bilgisayar başlarına hapsetmiştir. Her ne kadar gençler bilgisayar başlarında sosyalleştiklerini iddia etseler dahi bu tamamı ile sanal bir sosyalleşmedir. Gençler bilgisayar başlarında bir efor sarf edemeyeceğinden monotonlaşmakta ve uyuşukluk kazanmaktadırlar. Bunun gelecek hayatlarına yansıması ise hareket kabiliyetlerinin kısıtlanması, yorucu ve fiziksel aktivite gereken işlerde oldukça zorlanmaları şeklinde olacaktır. Bu zorlanma reel hayata entegre olamamak şeklinde tahakkuk ettiğinde ise gündelik hayatın temposuna ayak uyduramayacak, dolayısıyla da iş hayatının yoğun temposunda atıl duruma düşmelerine sebebiyet verecektir. Gençlerin içinde bulunan enerjiyi atamamaları, gündelik hayatta reel bir sosyalleşme yaşamamaları ise yine karşılarına özgüvensizlik ve iletişim problemleri olarak çıkacaktır.
Sanal sosyalleşmenin diğer önemli bir yan etkisi de okullarda öğrenilen teorik bilgilerin pratiğe dökülememesidir. Bir toplumun katma değerli iş gücü üretmesinin önündeki en önemli engellerden biriside budur. Teorik olarak öğrenilen temel bilgiler sahada tatbik edilmediği müddetçe atıl kapasiteye yol açar. Teorik bilgi bir işi hakkıyla yapmaya yeterli olamaz. Dolayısı ile teorik bilgilerle dolu bir genç sahaya çıkarak bilgilerini pratiğe dökmekte son derece zorlanır. Bir genç Sanal sosyalleşmeye harcayacağı kapasitesini sahada pratik bilgileri öğrenmek üzere harcadığı takdirde katma değer üretebilir. O halde anlattığımız üzere manevi ve maddi olarak kalkınması gereken gençlerin önündeki en önemli engellerden birisinin sanal sosyalleşme ve bilgisayar bağımlılığı olduğunu söylemek bir gerçeklik arz edecektir.
***
Gençler açısından sakıncalı bir diğer kavram ise günümüz televizyonculuğu ve yayıncılığıdır şüphesiz. Televizyon kanallarında yayınlanan gençlik dizilerinden, gençlere zararlı olmayanına henüz rastlamadım desem sanırım mübalağa etmiş olmam. Özellikle lise çağındaki gençlerin hedef kitlesi olduğu yapımlar gençleri bir kültür emperyalizminin kollarına atmaktan başka bir şey ifade etmemektedir. Lise çağlarını anlatan bu dizilerin gençlerin ahlak kavramlarında derin tahribatlar meydana getirdiğini vicdan sahibi her birey kabul edecektir. Lise gençliğinin çarpık ve gayri ahlaki ilişkiler yaşayan karakterlere özendirilmesi toplumun yozlaştırılması için bilinçli olarak yapılan bir propagandadır diyebiliriz. Hatta bu söylemi yukarıda kullandığımız kavram gibi telaffuz ederek yapılan propagandaların kültür emperyalizmi olduğunu söylememiz şüphesiz daha doğru bir söylem olacağı gibi olayın dehşet boyutunu da bir kavram olarak gözler önüne serecektir.
Pahalı lüks arabalara binen lise öğrencilerini konu edinen diziler gençleri bu tarz hayatlara özendiriyor. Sorun gençlerin müreffeh bir hayat tarzına ya da yaşam standardına özenmesi değil elbette. Sorun maddi durumu olmayan gençlerin bu diziler vasıtası ile bu yaşam tarzlarına özenmesi. Peki bu gençleri çalışmaya ve para kazandırmaya özendirmez mi ? diyeceksiniz. Elbette ki özendirmez. Bu gençleri ancak kolay para kazanmanın yollarını bulmaya özendirir. Bunun tabi sonucunu ise bugün hepimiz görüyoruz. Bir sürü genç kolay ve çok para kazanma uğruna nasıl yanlış yollara yöneldiğini hepimiz vicdanımız sızlayarak izlemiyormuyuz?
Bu tarz dizilerin diğer bir yan etkisi de dizilerde ki sözde liseli gençlerin içkiye olan düşkünlükleri elbette. Diziler de gençlere alkol sanki mubah bir şeymiş gibi gösterilmekte. Elbette ki kimsenin hayatını ve tercihlerini sorgulayacak değiliz. Ancak, bahis konusu olan dizilerde gençlerin reşit olmadan alkol tüketmesi ve çarpık ilişkiler yaşaması, bin bir türlü kavganın içlerine dalmaları bir tercih konusu değil, gençlerin kötü olana özendirilmesi durumudur. Bu ve buna benzer dizi ve televizyon programlarının yayınlanması ülke gençliği açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Ebeveynler ve eğitimciler bu konuda ciddi olarak bilgilendirilmeli ve gençler bu tarz programları izlemekten men edilmelidir. Tabi ki burada devlet politikalarına da büyük iş düşmektedir. Her ne kadar yapımcılar ve yayıncılar denetimli serbestliğe dahil olsalar da devlet, gençlik politikalarına ters düşen bu tarz yayınların gençler ile buluşmasını engellemelidir. Bu yapılan engelleme asla bir sansür değil, gençlere kötü örnek teşkil edecek yayınlardan gençlerin korunması olarak değerlendirilmelidir.