Bazen büyük bir iştiyakla rahlesine oturduğumuz, her mevzusu ebedi bir hazine olan kelamların karşısında garip bir neticesizlik hissederiz. Sonsuz kudret sahibi olan Yüce Allah’ın mucizeli kelamı Kur’an-ı Kerim’i, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünnet-i seniyyesinin aynası olan hadis-i şerifleri, Ehl-i Sünnet çizgisinin burçları olan İslam dehalarının, hakikat sultanlarının eserlerini ve bu asrın manevi bir reçetesi olan Risale-i Nurları okurken, bazen o beklediğimiz feyzi ve hissiyatı tam manasıyla yakalayamayız. Sayfalar akar, gözler kelimelerin üzerinde gezinir ama ruhumuza o şifa dökülmez.
İşte bunun sebebi, okuma ve dinleme ameliyesini sadece dile, kulağa ve göze hapsetmemizdir. Oysa o muazzam kaynakların satırlarından süzülen nurun kalbimize sirayet etmesi ve hayatımıza yön vermesi için, bütün bir ruhumuzla, latifelerimizle ve kalbimizle o iklime dahil olmamız gerekir. Bu tam teslimiyet ve yöneliş, aslında iç dünyamızdaki iki elektrik kablosunun da sağlam ve eksiksiksiz olduğunu gösterir. Yani işlediğimiz salih amele hem maddi bedenimizin hem de manevi kalbimizin, ruhumuzun ve duygularımızın aynı anda iştirak ettiğinin delidir. Ancak bu çift taraflı katılım sağlandığında, okuduklarımız ve dinlediklerimiz bir zihni egzersiz olmaktan çıkıp ruhu dönüştüren muazzam bir enerjiye dönüşür.
Çünkü okuduklarımızın ve dinlediklerimizin bize faydalı olabilmesi için, kainatın yaratılış sırrını doğru kavramak gerekir. Malumunuz, alemin bir "mülk" ciheti, bir de "melekût" ciheti vardır. Yani bir görünen alem, bir de görünmeyen, perde arkasındaki alem... Mülk alemi; gözümüzle gördüğümüz taştan ağaca, çiçekten böceğe, yıldızlardan Güneş’e, Ay’a ve Dünya’ya kadar uzanan maddi âlemdir. Melekût âlemi ise meleklerin, ruhanilerin, ebedi alemin ve ancak Allah’ın bildiği nurani varlıkların kuşağından oluşur.
Bugün Risale-i Nur dersimi okurken, ihsan-ı İlahî olarak kalbime tam da bu noktadan bir ilham düştü. Anladım ki okuduğumuz hakikatlerden en yüksek seviyede hissedar olabilmemiz, mülk alemimiz ile melekût alemimizin tam bir ittifak içinde çalışmasına bağlıdır.
Bu hakikati bir metaforla açıklayalım: Elektriğin artı ve eksi, negatif ve pozitif olmak üzere iki ayrı kablosu vardır. Bu iki kablo bir arada olup akımı tamamladığında, fişi prize taktığınız an ister bir ütüyü çalıştırın, ister devasa bir fabrikayı; sistem kusursuz işler. Ancak o kablolardan birini iptal ederseniz, geriye kalan tek kablo hiçbir işe yaramaz. Arkasında dünyanın en büyük, en ihtişamlı barajı da olsa, o barajdan çıkan enerji tek kabloyla akışa geçemez. Akımın tamamlanması için o iki kablonun birbirine bitişik ve sağlam olması şarttır.
İşte evlerimizi süsleyen o muazzam tefekkür kitapları, başta kainatın en büyük manevî enerji kaynağı olan mucizeli kelam Kur'an-ı Kerim, onun hemen ardından hadis-i şerifler ve nihayetinde İmam Gazali, İmam Rabbani gibi Allah dostlarının, Bediüzzaman Hazretleri'nin eserleri... Bunların hepsi ruh dünyamız için birer devasa baraj hükmündedir. Fakat biz okurken ya da dinlerken kalbi ve bedeni kablolarımızdan biri eksik kalırsa, o muazzam barajın enerjisi ruhumuza tesir etmez. Hissedar olamayız; yani nur deryası baraja rağmen nasipsiz ve enerjisiz kalırız.
Beden ve ruh, tıpkı o elektrik kabloları gibi omuz omuza verdiğinde ise ortaya bambaşka bir rahmet tablosu çıkar. Hayırlı bir iş yaparken, bir namaza durduğumuzda, camiye veya hacca niyetlendiğimizde ya da oruç tuttuğumuzda bedenimizi çalıştırırız. İşte o an, vücudumuzdaki tüm atomlar ve hücreler o salih amele şahitlik eder.
Peki ya o esnada iç dünyamızda neler olup bitiyor? Okunan veya dinlenen o hakikate aşkla, şevkle, kalbi bir lezzetle dahil olabiliyor muyuz? İşte kalbimizden geçen bu samimi duygulara, inkişaflara da melekler şahitlik eder. Dolayısıyla hem zerrelerin hem de meleklerin şahitliği birleştiğinde, kulun hayatında muazzam bir hakikat aydınlanması zuhur eder. Hukuktaki tabirle; bu "iki şahit" insanı manen ipten alır, ebedi saadete götürür.
Son söz olarak; kablolar sağlam olduğunda sistem çalışır. En kral baraj bile olsa, kablo kesikse fayda vermez.
Duanın tam vaktidir: Allah mülk cihetimizi de melekût cihetimizi de ittifak halinde çalıştırsın, onları birbirine hayırlı şahitler kılsın. Öğrenmede, tefekkürde ve ibadette bu çift taraflı derinliği yakalayarak hem kulluğumuzu hem de hayranlığımızı artırsın. İbadetlere hem bedenin (hücrelerin ve zerrelerin) şahitliği hem de kalbin ve duyguların o heyecana iştirakıyla meleklerin şahitliği eklenince, inşallah ebedi ve aydınlık bir cennetin kapıları aralanacaktır.
Allah bedenimizi, ruhumuzu ve kalbimizi tek bir amaca kilitlesin; hiçbir duygumuz davamıza sırtını dönmesin. Ne beden ibadetteyken ruhumuz başka tellerde çalsın, ne de ruhumuz tefekkürdeyken bedenimiz tembellik etsin. İkisi bir ve beraber olduğunda, ebedi olarak hüsrandan kurtulup saadet-i dâreyne ulaşacağız inşallah. Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun.