Bugün İslam dünyasının en büyük yanılgılarından biri, medeniyeti betonla, teknolojiyle, kurumlarla ve ithal modellerle inşa edebileceğini zannetmesidir. Oysa tarihin değişmez kanunu şudur: İnsan inşa edilmeden hiçbir medeniyet ayakta kalamaz. Ahlaki ve özsel bir iç denetime sahip olmayan, Allah korkusunu vicdanında taşıyan, hesap bilinciyle yaşayan bireylerden oluşmayan bir toplum; en modern kurumlara, en gelişmiş teknolojiye ve en güçlü ekonomiye sahip olsa bile uzun ömürlü olamaz.
Kur'an-ı Kerim bu hakikati şöyle ortaya koymaktadır:
"Şüphesiz ki Allah, bir toplum kendilerinde bulunanı değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez." (Ra'd, 13/11)
Bu ilahi yasa, yani Sünnetullah, bize göstermektedir ki gerçek değişim; anayasalarda, kurumlarda veya teknolojide değil, insanın kalbinde, ahlakında ve akidesinde başlar.
Bugün ithal edilen yönetim modelleri, eğitim sistemleri ve teknolojiler, sağlam bir iman ve ahlak temeli üzerine oturmadığında sadece dış görünüşü değiştirir; ruhu değiştiremez. Kökü çürümüş bir ağacı altınla süslemek onu ayakta tutmaya yetmeyeceği gibi, manevi temelleri çökmüş bir toplumu da teknolojik gelişmeler kurtaramaz.
Yüce Allah şöyle buyurur:
"Onlar Allah'ı unuttular; Allah da onlara kendilerini unutturdu." (Haşr, 59/19)
İnsan Rabbini unutunca vicdanını, merhametini, adaletini ve sorumluluk duygusunu da kaybeder. Medeniyetin çöküşü önce kalplerde başlar; şehirlerde değil.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
"Dikkat edin! Bedende bir et parçası vardır. O iyi olursa bütün beden iyi olur; o bozulursa bütün beden bozulur. İşte o kalptir." (Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107)
Kalbi bozuk olan insanın kurduğu sistem de bozulur. Kalbi kirlenen yöneticinin adaleti kaybolur. Kalbi dünya sevgisiyle dolan âlim ilmini istismar eder. Kalbi merhametten uzaklaşan zengin servetini zulme dönüştürür. Böyle bir toplumda teknoloji gelişse de huzur gelişmez.
Resûlullah (s.a.s.) bir başka hadisinde şöyle buyurmuştur:
"Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim." (Muvatta', Hüsnü'l-Hulk, 8)
Bu hadis, İslam medeniyetinin temel taşının ahlak olduğunu göstermektedir. Çünkü ahlakın olmadığı yerde hukuk işlemez, hukukun işlemediği yerde güven kalmaz, güvenin olmadığı yerde ise medeniyet sadece bir vitrinden ibaret kalır.
Bugün ümmetin yaşadığı siyasi dağınıklığın, ekonomik bağımlılığın ve sosyal çözülmenin temel sebebi teknoloji eksikliği değil; iman, ahlak, emanet, liyakat ve adalet eksikliğidir. Kur'an'ın yetiştirdiği akidevi insan yeniden inşa edilmedikçe yapılan reformlar sadece geçici pansuman olmaya mahkûmdur.
Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Nice ihtişamlı devletler, dış düşmanlardan önce kendi içlerindeki ahlaki çürüme sebebiyle yıkılmıştır. Çünkü Sünnetullah değişmez. Allah'ın koyduğu toplumsal yasalar hiçbir topluma ayrıcalık tanımaz.
Öyleyse yeniden dirilişin yolu; ithal ideolojilerde değil, Kur'an'ın inşa ettiği akidevi insandadır. Önce kalpler imar edilmeli, sonra şehirler... Önce vicdanlar ayağa kaldırılmalı, sonra kurumlar... Önce ahlak ihya edilmeli, sonra medeniyet kurulmalıdır.
Çünkü medeniyet taşla değil, insanla kurulur; insan ise iman, ahlak ve takvayla yükselir. Bunun dışındaki her kalkınma hamlesi, kısa süreli bir parıltıdan ibarettir ve ilahi yasalar gereği sonunda çözülmeye, çöküşe ve yok oluşa mahkûmdur.