"Artık kitap (amel defteri) ortaya konmuştur; suçluların, onda yazılı olanlardan korkuya kapılmış olarak, 'Vay halimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük-büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!' dediklerini görürsün. Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye haksızlık etmez." (Kehf Suresi, 49. Ayet)

İnsan, dünya hayatında birçok şeyi unutabilir. Söylediği sözleri, kırdığı gönülleri, işlediği günahları, ihmal ettiği ibadetleri zamanla hafızasından silebilir. Fakat Allah'ın kaydı asla silinmez. Meleklerin yazdığı amel defteri, kıyamet günü eksiksiz bir şekilde önümüze konulacaktır.

İşte o gün ne makamın, ne servetin, ne şöhretin, ne de dünyadaki itibarın bir faydası olacaktır. İnsan, kendi elleriyle hazırladığı hayat kitabıyla baş başa kalacaktır.

"Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görecektir. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görecektir." (Zilzâl Suresi, 7-8)

Allah katında hiçbir iyilik kaybolmadığı gibi, hiçbir kötülük de unutulmaz. İnsanların görmediği, duymadığı, bilmediği her şey Allah'ın ilmindedir.

"O gün ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da yaptıklarına şahitlik eder." (Yâsîn Suresi, 65. Ayet)

Düşünün… Bugün istediğimiz kadar inkâr edelim, istediğimiz kadar mazeret üretelim. Fakat kıyamet günü dil susacak; eller, ayaklar ve hatta deriler konuşacaktır. Çünkü adalet günü, hiçbir şahide ihtiyaç bırakmayacak kadar açıktır.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimsedir. Aciz kişi ise nefsinin arzularına uyan ve Allah'tan boş temennilerde bulunan kimsedir." (Tirmizî, Kıyâmet, 25)

Ne yazık ki günümüz insanı ölüm yokmuş gibi yaşıyor. Sabah iş, akşam eğlence, yarın daha fazla kazanma telaşı... Oysa her geçen gün, amel defterimize yeni satırlar ekleniyor. Konuştuğumuz her söz, attığımız her adım, baktığımız her görüntü, yazdığımız her mesaj ve aldığımız her nefes ilahî kayıt altındadır.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir başka hadisinde şöyle buyurmuştur:

"Kul, kıyamet günü; ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nasıl geçirdiğinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve bildiğiyle ne amel ettiğinden sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz." (Tirmizî, Sıfatü'l-Kıyâme, 1)

Bugün insanları kandırabiliriz; fakat Allah'ı asla kandıramayız. Dünyada kusurlarımızı örten elbiselerimiz vardır; fakat mahşer günü bizi örtecek tek şey ihlasla yapılan salih ameller olacaktır.

Öyleyse kendimize şu soruyu sormalıyız:

Bugün amel defterimiz açılsa utanır mıyız, yoksa sevinir miyiz?

Yetimin duası mı yazılıdır sayfalarımızda, yoksa ahı mı?

Anne-babanın rızası mı vardır, yoksa kırgınlığı mı?

Namazlarımız mı ağır basmaktadır, yoksa gafletimiz mi?

İnsanları affetmiş miyiz, yoksa kin ve öfkeyle mi yaşamışız?

Henüz nefes alıyorken tövbe kapısı açıktır. Henüz kalp atıyorken amel defterimize yeni iyilikler yazdırma fırsatımız vardır. Çünkü ölüm geldikten sonra ne pişmanlık fayda verir ne de "Keşke..." sözleri.

Geliniz, bugün amel defterimize bir iyilik daha ekleyelim. Bir gönül yapalım, bir yetimi sevindirelim, bir fakire el uzatalım, bir namazı huşû ile kılalım, bir Kur'an sayfası okuyalım ve samimi bir tövbeyle Rabbimize yönelelim.

Unutmayalım ki mahşer günü herkes kendi amel defterini okuyacak; kimse kimsenin yükünü taşımayacaktır.

O gün "Vay halimize!" diyenlerden değil; amel defteri sağından verilen ve Rabbine hamd ederek kurtuluşa eren kullardan olmayı Yüce Allah hepimize nasip eylesin.

Âmin.