Geçen ay, (26 Temmuz 2026) Sustainable Development Dergisi’nde (Sürdürülebilir Kalkınma) bilim adamlarımız(!) yine bir meseleyi kendilerine dert edinmiş. “Nüfusu 2200 yılına kadar 4 milyara düşürerek sürdürülebilirliği sağlamak” başlıklı bir makale yayınlamışlar.

Philip Cafaro. Jane O'Sullivan, William Rees Mark Keegan, Anastasia Pseiridis, Estelle Monique Sidze, Lawrence Whitmore, Enrique J. Derlindati, Mohammad Mainul Islam, Khaoula Houssini, S. Irudaya Rajan gibi sözde uzmanlara yazdırtmışlar.

Bu uzmanlar John Holdren’den ilham aldıklarını daha en başta ifade etmişler. Peki, kimdir bu Holdren?

Obama döneminde, Bilim ve Teknoloji Danışmanı ve Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikaları Ofisi Direktörü olan bu adam, 1974 yılında yazdığı bir kitapta iklim konusuna odaklandı ve karbondioksit yayan hidrokarbon yakıtların kullanımının sera gazlarından kaynaklanan tehlikeli bir çevresel tehdit oluşturduğunu söyledi.

Ayrıca bu adam, dünyada çok fazla insan olduğunu savunuyor ve "sayıyı sınırlamamız lazım" diyordu. Şimdi bu sözde uzmanlar da oturup bu meseleye kafa yormuşlar.

Şöyle diyorlar; “İnsanlık tarihinin en kritik yüzyılında yaşıyor olabiliriz. Eşi benzeri görülmemiş nüfus artışı, kaynak tüketimi ve teknolojik güç, bizi son derece kırılgan bir duruma soktu. Yaşam süresini ve yaşam kalitesini iyileştirme, çocuk ölümlerini azaltma, yoksulluğu hafifletme, eğitime erişimi genişletme ve insan haklarını koruma gibi birçok alanda önemli ilerlemeler kaydetmiş olsak da, gezegenin ekosistemleri üzerindeki kolektif etkimiz ezici ve sürdürülemez hale geldi. Bireysel ve kolektif etkilerimizi daha acil bir şekilde ele almalı ve sürdürülebilir olandan fazlasını talep etmemeliyiz.”

Birleşmiş Milletler'in 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi'nin 12. hedefi olarak "Sorumlu Tüketim ve Üretim"i görsek de, ne Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ne de bunların 169 "hedefi" nüfus büyüklüğünden veya artışından bahsetmiyor” diyerek de eksik kalan bir alanı da hemen tespit emişler!

Aşırı nüfus ve aşırı tüketim kelimelerinin sıklıkla geçtiği makalede özellikle son yüz yılda, küresel nüfusun yaklaşık 2 milyardan 8,3 milyara yükseldiğini vurguluyorlar.

Önceki ve mevcut nesillerdeki yenilenme seviyesinin üzerindeki doğurganlık oranları nedeniyle, küresel nüfus artmaya devam ediyor” diyerek doğurganlık oranlarının yüksek olmasından kaygı duyduklarını dile getiriyorlar.

“Yakıt ve mineral tüketimi de dahil olmak üzere hâlâ genişleyen insan ayak izimize bakıldığında, artan kaynak kullanımı, atık üretimi ve çevresel bozulmanın sonsuza dek devam edemeyeceği anlaşılmaktadır” tespitini yaptıktan sonra kendimizi dizginlememiz gerektiğini ifade ediyorlar.

Bu sözde, kukla uzmanlar, nüfus artışını dikkatlice durdurmanın bunu tersine çevirmenin ve kişi başına düşen etkisini azaltmanın, hem doğaya hem de insanlara fayda sağlayan bir strateji olduğunu açıkça dile getiriyorlar.

Bununla, doğal kaynaklar üzerindeki baskının azalacağını, daha küçük aileler sayesinde de yoksulluğun düşeceğini ve kirliliğin azalacağını iddia ediyorlar. Sanki bu kirliliği sıradan insan toplulukları yapıyormuş gibi!

Bir sürü grafik yayınlamışlar. Daha mütevazı bir nüfus (örneğin, 2200 yılına kadar 4 milyara düşürülmesi), vahşi yaşam alanları, yaban hayatı ve iklim de dâhil olmak üzere Dünya'nın doğal mirasını koruyacağını söylüyorlar.

Ve bunu da son 200 yıl içerisinde gerçekleştireceklerini ifade ediyorlar. Sanki bunu daha şimdiden yapmıyorlarmış gibi gezegenimizin hayrı için nüfusu en az 4 milyar seviyesinde tutmayı planlıyorlar.

Dünya nüfusunu düşürmek kimilerine göre bir komplo teorisi ancak görüldüğü gibi sözde bilim adamlarına daha şimdiden makale yazdırtmaya başlamışlar bile.

Covid 19 sürecinin bir nüfus azaltma projesi olmadığını kim iddia edebilir? Ya da doğurganlığın azalması ve aile kavramının yasalarla baltalanması, yozlaşmanın derinleşmesi, iklim krizi gibi saçma projelerin ülkelerde hayata sokulması gibi daha birçok proje nüfusu azaltmak için tertiplenmiyor mu?

Her şey bir avuç insan soyundan olmayan elitler için yapılıyor. Ve insan nesli yok edilmek isteniyor. Bu gerçeği zaten biliyoruz.