0
"Bazen hoşunuza gitmeyen bir şey hakkınızda hayırlı olabilir, buna karşılık hoşunuza giden bir şey de hakkınızda kötü olabilir. Allah bilir, fakat siz bilmezsiniz" hakikatini iliklerimize kadar hissettiğimiz bir dönemde yaşıyoruz. Bizdenmiş gibi görünenlerin toplumsal olaylara verdikleri uç tepkilerle, içlerinden akıttıkları zehre şahitlik ediyoruz. Belki bu tarz hareketler bizleri bir miktar üzüyor, lakin ileride olası büyük sıkıntılara önlem niteliği de taşımıyor değil. O sebeple hayatın normal seyrinde gelişen hadiselere bir nevi "kalpteki ahlakı yansıtan aynalar" diyebiliriz. Çünkü insan her ne kadar maske taksa taksın derinlerdeki mantalitesi, hayat imtihanıyla bir şekilde kendini ele vermektedir. Hz. Peygamberin (sav.) "Bir kimsenin kıldığı namaza, tuttuğu oruca bakmayınız. Konuştuğunda doğru söylüyor mu, kendisine bir şey emanet edildiğinde emanete riayet ediyor mu, dünya ile meşgul olurken helal-haram gözetiyor mu, ona bakınız."Hadisine kıyas getirilirse tamda bu realiteyi işaret ettiği anlaşılacaktır. Yani diğer bir ifadeyle "Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde gizlidir".
Yalanlar, desiseler ve zulüm altın çağını yaşıyor bu asırda. İnsana dair evrensel değerler üç kuruşa satılıyor Emperiyal tezgahlarda. Çocukların tertemiz umutları bombalanıyorken birileri ikbal hesapları yapıyor hayvani bir iştahla. Artık katledilen masum kitleler sıradanlaşıyor gazete sütunlarında. Kişiliğini kaybeden yığınlar makûs kaderini bekliyor umarsızca. Dışardan adam sanılan unvan sahibi binlerce zevat hainliğin gölgesinde dinleniyor utanmazca. Küresel Dünyanın kalpleri var hissetmiyor, gözleri var görmüyor ve kulakları var işitmiyor bu trajediyi maalesef.
Bulunduğumuz coğrafya kadar, milletçe de gri bir atmosfer yaşıyoruz bu aralar. Gelen Şehit haberleri, yetim kalan miniklerin feryadı, dökülen gözyaşları dağlıyor yüreğimizi. Hain terör örgütünün Doğu ve Güneydoğuda mağdur ettiği insanların hüznü de eklenince, tadımız tuzumuz kalmıyor doğal olarak. Aslında bir "İstiklal Mücadelesi" veriyoruz bu dem. Konu parti, menfaat, ideolojiden ziyade vatan, millet ve inanç müdafaasına dönüştü artık. Bu mukaddesat uğruna devletin tüm kademeleri canhıraş mücadele verirken, içimizdeki art niyetlilerin takındığı tavır ise midemizi bulandırıyor. Bu dönem medyasıyla, siyasetçisiyle, akademisyeniyle ve hatta sanatçısıyla bir kısım güruhun sınıfta kaldığını görüyoruz. Hem de ne kalış, bodoslama çakılmışçasına bir enkaza dönüştüklerini söylersek yeridir. Milletin hayrına bir şey ortaya koyamayanlar, seslerini yükselterek insanları etkileyeceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. İşte bunun verdiği eziklikle bundan sonraki günlerde daha da fütursuzlaşırlarsa ki öyle olacak, sakın şaşırmayın. Fakat onlar bu olayın farkında olsun ya da olmasınlar, bugünkü gayrı milli duruşlarını ne millete ne tarihe açıklayamayacaklar ve dolayısıyla toplum vicdanında da aklanamayacaklardır.
Diyeceğim o ki; gri renkler siyah ve beyaz tonlarına ayrılıyor şu günlerde. Siyah renkle tasvir edilenlerin halk tabiriyle "Doğan görünümlü şahin" olduklarını anlıyoruz bu vesileyle. Aslında bu süreç bağırsakların boşaltılması için bir avantaj da sağlıyordu bizlere. Düşünsenize! "Midede kalan griliklerin ayrışmadığını", maazallah hasta etmez mi insanı? Tabi ki eder. Bu minvalde, mümin maruz kaldığı sıkıntılara kalbi sızlasa bile Rahmet nazarıyla bakmalıdır bir cihetle. Bu yönüyle değerlendirilirse krizlerin bir fırsat doğurduğunun farkına varılmalıdır. Çizilen çerçevede güncel mevzulara bu gözle bakmakta yarar vardır.
Geçen hafta yaşanan Sultanahmet saldırısında da, yukarıda bahsettiğimiz güruhun gönüllerindeki kini ifşa ettiklerini izledik hayretle. Devletimize yönelik öyle galiz iddialar savruldu ki özellikle sosyal medya aracılığıyla, buna düşünce özgürlüğü demek saf dillilik olacaktır. Kendini akıllı zannedenler, birilerini suçlayarak hedef saptıra dursunlar cehaletlerini ve ya görevlerini bir kez daha ilan ettiler kamuoyuna. Oysa Sultanahmet altını çizerek belirtmeliyiz ki şimdiye kadar başımıza gelen terör olaylarından farklıydı. Hainlikte, lanetlikte, adilikte aynılaşsa dahi, diğerleriyle başkalaşan ince bir ayrıntı mevcuttu. Takdir edersiniz ki "şeytan ayrıntıda gizliydi". Zikredilen ayrıntı; Uzakdoğulu turistleri geçen canlı bombanın, saldırıyı çoğunluğu Alman Turistlerden oluşan kafilenin yanında yapması değildi elbette. Tabi bu da mesajın bir parçası olsa da asıl dikkat çekici husus, güney cephedeki dikili taşta gizliydi. Hatta bu haber bazı uluslararası medya organlarında, Dikilitaş ve yanındaki alevler fotoğraflanıp veya fotomontajlanıp birlikle servis ediliyordu. Peki, canlı bombanın seçtiği ve uluslararası birtakım medyanın ıslarla gösterdiği dikilitaştaki sır neydi? Dikilitaşta bulunan "Tanrı Horus'un lütfuna mazhar olan ve Güneş'in oğlu unvanını taşıyan Aşağı ve Yukarı Mısır'ın hükümdarı olan firavun, kudret ve adaletle bütün ufuklara nur saçtı. Ordusunun önüne geçti. Akdeniz'de dolaştı, bütün dünyayı mağlup etti. Sınırlarını Naharin'e (K.Suriye) kadar yaydı. Mezopotamya'ya (Fırat-Dicle arası) azimle gitti, büyük savaşlar yaptı" tercümesiyle kime ne mesaj verilmek istenmişti?
Şu bir gerçekti ki; olayın altından hangi örgüt veya ülke çıkarsa çıksın Siyonist akıl yine iş başındaydı. Coğrafyamızda yaşananlardan sonra Devletimize yakınlaşmak zorunda kalan başta Almanya olmak üzere birkaç batılı devlete çeki düzen mi verilmeye çalışılıyordu? Bunu zaman gösterecekti. Şimdi belki bana "çok abartıyorsun" diyebilirsiniz. Belki de haklısınız lakin Sn.Cumhurbaşkanımızın'da ifade ettiği üzere bir "İstiklal Mücadelesi" mevsimde olduğumuzu unutmayın. Bu bilinçle Hak'ka sığının ve güvenin. Kaldı ki ne yaparlarsa yapsınlar her zaman olduğu gibi son sözü yine "O" söyleyecektir. Yeter ki inancınızdan ödün vermeyin.
Vesselam…