Post modern dönemde tüketim nesneleri narsisistik arzularının tatmininde önemli bir işlevi görmektedir. Tüketim kültürü, genellikle hedonizmi, burada ve şimdi zevk peşinde koşulmasını, dışavurumsal hayat tarzlarının yeşertilmesini, narsistik ve bencil kişilik tiplerinin geliştirilmesini vurgular.
İnsanların başarılarına ve kişiliklerine göre değer gördüğü, alçakgönüllü ve başkalarına yardımın yerini günümüzde kibir, bencillik ve kendini beğenmişlik almaya başladı. 21.Yüzyıla girdiğimiz bu yıllarda özellikle medyanın yönlendirmesiyle şöhret duygusu insanların içinde ve zihin dünyalarında hızla büyümeye başladı. Medya insanlara arzuladıkları ilgiyi arama fırsatı ile beraberinde kısa yoldan zengin olma ve şöhret sahibi olma kültürü yarattı.
Yazılı ve görsel medyanın baş döndürücü bir hızla gelişmesi neticesinde şöhret ve zenginlik eskiye nazaran daha görünür bir hale geldi ve reality şovlar gibi yayınlanan değişik programlar özel hayatın teşhirini olağan bir durum haline getirdi. Bu durum toplum tarafından yadırganmadığı gibi, teşhircilik de çabucak kanıksandı. "Daha iyisine layıksınız", "saraylara layıksınız", "siz buna değersiniz", "bir farkınız olsun" vb. değişik slogan ve kelime oyunlarıyla değişik kitle iletişim araçları kullanılarak insan zihinleri sürekli bir mesaj bombardımanına tabi tutuldu.
Modern tüketim kitle iletişim araçları, mağaza vitrinleri ve reklamlardan yararlanır. Modern tüketim, özellikle reklamların arzuları harekete geçirmesiyle biçimlenir. Modern tüketim, alışveriş merkezlerinde tüketim mallarının arzu yaratacak ve arzuları uyaracak şekilde sergilenmesine ve reklamlarının yapılmasına bağlıdır. Postmodern dönem, tüketim kültürünü hep canlı tutmak için tüketimin bireyselliğini ve toplumsallığını aynı anda telkin etmektedir. Tüketim bir eksiklik üzerine kurulmuştur. Tüketim kültürünün sonluluğu da burada ortaya çıkmaktadır. Postmodern tüketicilerin doyuma ulaşmaları hiç bir zaman mümkün olmayacaktır.
Bunun nedeni; izlenilen filmler, diziler, reklamlar, gördüğü ürünler gibi onlarca maruz kalınan deformasyon neticesinde kişi olması gerekenden hep daha fazlasını isteme eğilimine girdi. Aile, kültür, etik ve din gibi hiçbir değerin olmadığı; zevk, hırs, kazanma, güç ve iktidar üzerine kurulu bir toplum modeli kurgulanmaya başlandı. Görsel basının, video sitelerinin, YouTube, Facebook, MySpace, Yahoo ve Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinin özellikle çocukları ve gençleri etkileme ve davranışlarını değiştirmede büyük etkisinin olduğu görülmeye başlandı.
Medya ve diğer iletişim vasıtalarıyla adeta insanlara dayatılan bu egoist söylemler neticede enaniyet, bencillik ve kendinden başka kimseyi düşünmeyen bir sonuç verdi. Günümüzde salgın bir hastalık gibi yayılan bu hasletler, insanın kalbî ve ruhî hayatı için büyük tehlike oluşturmaya başladı. Bu durum sadece dindar olmayanları değil dindarları da etkisi altına aldı. Bunun neticesi olarak da "dünyevilik ve menfaat düşüncesi" toplumun bütün katmanlarına ve hayatın her alanına sirayet etti. Bir de bu duruma para, teknolojik imkanlar vb. gibi değişik imkanların eklendiği göz önüne alındığında insanın sürekli tetiklenen enaniyet ve benlik duyguları sarmalından kurtulması epeyce zor gözükmektedir.
Lasch 'Narsisizm Kültürü‛ isimli çalışmasında Batı kültürüne ve özellikle Amerikan kültürüne egemen olan yarışmacı bireyciliğin artık yok olmaya yüz tuttuğunu anlatmıştır. Ona göre bu çöküş sırasında Batı kültürü; bireyciliği, mantığını da aşan bir şekilde, her şeye karşı açılmış bir savaşa dönüştürmüş durumdadır. Bunun sonucu, mutluluğu bulmak isterken, insanlar kendileri ile narsisistik biçimde ilgilenmenin çıkmazında kaybolmaktadırlar. Narsisizm ise yaşanmakta olan artan bağımlılığın psikolojik boyutu olarak giderek yaygınlaşmaktadır.
Özellikle globalleşme ve büyük kentleşmeler; bireyi, aile bağlarından ya da toplum normlarının baskısından özgürleştirmiş görünse de birey, artık kendi ayakları üzerinde duramamakta ve bireyselliği yaşayamamaktadır. İnsanların kendilerine saygı duyabilmesi, her zaman olduğundan daha çok, başkalarına bağımlı bir hale gelmiş durumda ve pek çok insan artık seyircisi olmadan yaşayamamaktadır.
Narsisistiğin arzuladığı şeylerin–çekicilik, güzellik ve kişisel popülerliliğin- 'uygun' mal ve hizmetlerin tüketimiyle sağlanacağını vaat eder. Bu yüzden hepimiz, post modern koşullarda, aynalar tarafından kuşatılmış olarak yaşarız; bu aynalarda kusursuz, toplumsal olarak değerli bir benlik görüntüsü ararız. Tüketim toplumundaki birey narsisizmi, farklı olmanın hazzı değil, kolektif niteliklerin yayılmasıdır. Birey her yerde öncelikle kendini beğenmeye, kendinden hoşlanmaya özendirilmektedir.
Âdet, ibadet, itaat etme ve kullukta bulunma manalarına gelen din; inanç ve bu inanç üzerine kurulan bir hayat tarzı, bir yaşam sistemi, insanları kendi hür irade ve ihtiyarlarıyla doğru ve güzel olan şeylere sevk eden ilahî kanunların bütünü olarak tanımlanmaktadır. Bu anlamda tüm dinler, kişinin nefsini terbiye etmesini, kendini diğer insanlardan üstün görmemesini, nefsin arzularından kurtulmasını, aç gözlülük, kıskançlık haset gibi duygulardan arınmasını inananlarından beklemektedir. Yine dinlerde, insanların sahip oldukları şeylerin birer emanet olduğu, insanın gelip geçiciliği, mülkün gerçek sahibinin Tanrı olduğu, bu nedenle de tevazuuyla hareket etmesi gerektiği vurgulanır.
Dinlerde genelde tevazu, büyüklenmemek, başkalarını hatta evrendeki hiçbir canlıyı aşağı görmemek emredilirken; haset, kin, kıskançlık ve büyüklenmek yasaklanmıştır. Evrendeki hiçbir varlık değersiz görülemez. Vefa, kadir kıymet bilmek, paylaşmak önemli erdemlerdir. Zaten dini tasavvurda kardeşlik hukuku vardır. Bencillik, cimrilik, övünme ve kibir onaylanmayan davranışlardır. Oysa narsisistik kişiler minnet, vefa, karşılıklı sevgi konularında duyarlılık göstermezler.
Narsistik insanların bir özelliğinin de övülme ve kendilerini pazarlama isteği olduğu söylenmişti. Kur'an bunun daha ileri bir versiyonu olarak insanların sadece yaptıklarıyla ve sahip oldukları bir kısım vasıflarla değil, yapmadıkları işlerle ve hiçbir katkıda bulunmadıkları başarılarla da övülmeyi arzuladıklarını belirtir. "Zannetme ki, yaptıklarından ötürü sevinip şımaran, yapmadıkları işlerden dolayı da övülmek isteyen kimseler" (Kuran,3/188) ifadeleriyle gururlanan, övülmekten hoşlanan ve yaptığı işi dolayısıyla kendini büyük göstermek isteyenlerin olabileceğini belirtmektedir.
Narsistik tavır ve davranışların sadece inanmayanlarda değil inanan insanlarda da görülebileceğini belirten Kur'an, bu tür tavır ve davranışları hoş karşılamamaktadır (Kuran, 2/264). Dinin emirlerini yaşamadığı halde çok dindar ve takva sahibi görünen ve bundan dolayı da takdir edilip övülmeyi bekleyen insanların var olması narsisizmin inanan insanlar için de bir problem olabileceğini göstermektedir.
Narsisizmin kişilikle ve dini yönelimle ilişkisi de değerlendirilebilir. Watson ve diğerleri, dini yönelim, hümanisttik değerler ve narsisizm ilişkileri ile ilgili 85 kolej öğrencisi üzerinde yaptıkları araştırmada; Allport ve Ross'un geliştirdikleri kavramlardan hareketle iç yönelimli kişilerin diğer dini ve dini olmayan yönelimli kişilerden ayrıştıklarını ifade etmektedirler. İç yönelimli kişilerin inanç sistemi narsistik tutumları engellemektedir.
Nitekim bir dini veya inancı kabul etmek narsisizmi engelleyen yollardan birisidir. Kur'an, Allah'ı; gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları yaratan, gökten yere kadar her işi düzenleyip yöneten, O'nun bilgi ve izni olmadan canlı ya da cansız hiçbir şeyin olamayacağı birisi olarak tanıtır. İslam, insanlardan bütün kainatın tek sahibi önünde boyun eğmelerini, her türlü kibir, gurur ve kendini beğenmekten vazgeçip Allah'ın iradesine teslim olmalarını ister.
Dolayısıyla dini (İslam) kabul eden kişi, bencilliğinden, sadece kendi gücüne güvenmekten vazgeçip alçak gönüllü bir kul olarak Allah'ın huzurunda durmayı kabullenmiş olur. Fromm'a göre Allah'ın varlığını kabul etmek hiç kimsenin Allah olamayacağını, her şeyi yapıp her şeyi bilemeyeceğini kabul etmek demektir ki; bununla insanın yaratılan bir kul olduğu hatırlatılmış ve insanın narsisizme kapılarak kendini yüceltmesine bir sınır getirilmiş olur.
Dinin narsisizmi engellemede kullandığı yöntemlerden birisi de, inananları ısrarla uyardığı, bu tür olumsuz davranışların sonuçlarına, kar ve zararlarına dikkat çektiği pragmatik çürütme metodudur. Kur'an, narsistik tavırları neticesinde Şeytan'ın Allah'ın huzurundan kovuluşunu örnek verir ve pek çok yerde Şeytan'dan ve ona benzemekten sakınılmasını emreder. Aynı şekilde tarihsel süreçte narsisizmin göstergeleri olan teşhircilik, hak iddia etme ve tüm güçlülük (her şeye gücünün yeteceği) yanılsamalarına kapılıp kendini ilahlık seviyesine çıkaran Nemrut, Firavun ve Karun gibi tarihi şahsiyetlerden ve onların kötü sonlarından bahsederek, inananları bu tür davranışlardan uzak tutmaya çalışır.
Narsisizmi engelleyici diğer bir faktör ibadetlerdir. Çünkü ibadetler, insanlardaki üstünlük duygusunu/kibri yok edip istiğna duygularını asgari düzeye indirilmesine katkı sağlar. Zekat ve sadaka; insanı kendini üstün görme, bencillik, mala ve paraya olan bağlılık gibi hoş görülmeyen ve olumsuz sonuçlar doğuran duygu, düşünce ve tavırlardan arındıran, bunların yerine ise, cömertlik, fedakarlık, başkalarını düşünme gibi ahlakî özellikleri geliştiren bir ibadettir.
İşte dini referanslarla oluşan, gerektiğinde maddî ve manevî fedakarlık ederek hakkından vazgeçen, her türlü olumlu işte birbirlerini destekleyen olumsuzluklarda ise, birbirlerini uyaran insanların oluşturduğu böyle bir toplum yapısında narsisizmin temel vurguları olan üstünlük duygusu, başkalarını küçümseyici tavırlarla kendilerine farklı davranılmasını bekleme gibi davranışların yaşam alanı bulması mümkün görülmemektedir.
Din, narsisizmle baş edebilme konusunda Allah'ın varlığını kabul etme, narsistik tavır ve davranışların Allah'ın sevgisini kaybetmeye sebep olduğunu ifade etme, insanın aciz, muhtaç ve sonlu varlık olduğu ve gücünün sınırlı olduğunu hatırlatma vb. gibi gerek zihinsel; alçakgönüllülüğün teşviki, ibadetlerin etkisi, ilgi çekmekten kaçınma gibi gerekse davranışsal açıdan bir takım öneri, emir ve tavsiyelerde bulunur. Gerek bireye gerekse topluma zarar verecek hale dönüşen narsisizmle mücadelede, bu olumsuz duygu ve davranışlarla baş edebilmeye yönelik önemli katkılar sunar.
Sefa ile…
Takip eden yazımızda "narsistik kişilik ve yalancı mutluluk" diyeceğiz…