Geçtiğimiz hafta (Nisan 2026) iki okulumuzda elim sonuçlar oluşturan saldırılar yaşadık. Birkaç okulda da olaylar gerçekleşmeden zanlılar yakalandı. Bu vakaların hemen hepsinde failler veya zanlılar henüz reşit olmamış çocuklar idi. Sosyal medya platformlarında kafelerde, okullarda bir sürü iddialar dolaşıyor. İnsanlar “ne oluyor?” “Neden okullar?” “Neden çocuklar?” vb. soruları sormaya devam ediyorlar. Bizde bu konuyla ilgili akla gelen bazı soruları soralım, sonra onları biraz açalım…

1. Bu olaylar kendiliğinden gelişen bireysel suçlar mıdır? Yoksa bunun arkasında derinlerde karanlık odak veya odaklar mı var? Olayların önünü sonunu incelediğimiz zaman ikinci ihtimal daha ağır basmıyor mu?

2. Neden okullarda dini faaliyetlerin arkasından bu olaylar patlak verdi? Özellikle geçtiğimiz ramazan ayında Milli Eğitim Bakanlığının dini içerikli faaliyetleri birilerini rahatsız mı etti?

3. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin beyin “milli ve yerli duruşu” birilerini rahatsız mı etti?

4. Yolsuzluk ve istismar salvolarından bulanan karşı cenah gündem saptırıp nefes mi almak istiyor?

5. Çevremiz ateş çemberine dönüştürülmüşken yaptığımız olumlu ataklara haçlı Siyonist çeteler ket vurmak mı istiyor?

6. Bira da öz eleştiri yaparsak; kreşlerde anne şefkati ve baba disiplini ve merhametinden yoksun nesiller acı meyvelerini vermeye başladı. Eğer bu ihtimal doğru çıkarsa yakın gelecekte çok daha derin toplumsal felaketlere maruz kalacağız demek midir?

7. Resûlullah (sav) şöyle buyurur: “Her doğan (çocuk tertemiz İslam) fıtratı üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi yahut Hıristiyan veya Mecûsî yapar…” (B4775 Buhârî, Tefsîr, (Rûm) 2; M6755 Müslim, Kader, 22) Tabi burada Anne baba sadece birer örnektir. Çocuklarımızı etkileyen etkenler nelerdir ve bu fıtratı kim, nasıl, ne ile bozdu?

8. “Küp içindekini sızdırır” diye bir atasözü vardır. Biz çocuklarımıza ne verdik ki, onlarda ne bekliyoruz?

9. Yıllardır nesillerimize “muasır medeniyet” diye lanse ettiğimiz batı kültürünün bu ahlaki yozlaşma, bunalım ve buhranda etkisi yok mudur?

10. Sadece bizim ülkemiz ve İslam ümmeti değil tüm insanlık için tek çare fabrika ayarlarına yani yaratan Allâh'ın (cc) koyduğu ilke ve prensiplere, yani İslam’a dönmek değil midir?

Fabrika Ayarlarına Dönüş Ne Zaman?

Geçtiğimiz hafta (14-15 Nisan 2026)… İki okulumuzda yüreğimizi dağlayan saldırılar yaşandı. Birkaç okulda ise benzer hadiseler, son anda müdahale ile engellendi. Daha da sarsıcı olan şu: Bu vakaların neredeyse tamamında failler ya da zanlılar henüz reşit olmamış çocuklardı.

Evet, yanlış duymadınız…
Çocuklar.

Sosyal medyada, kahvehanelerde, okul koridorlarında aynı sorular yankılanıyor:
“Ne oluyor?”
“Neden okullar?”
“Neden çocuklar?”

Bu soruların cevabını aramak artık bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü mesele münferit birkaç olay değil; bir neslin istikameti meselesidir.

Önce en kritik soruyla başlayalım:
Bu hadiseler sıradan bireysel suçlar mı? Yoksa perde arkasında daha karanlık bir akıl mı var?

Elbette her olayı otomatik olarak “dış güçler” parantezine almak kolaycılıktır. Fakat aynı şekilde bütün vakaları yalnızca bireysel öfke patlamaları olarak görmek de safdillik olur. Zira modern dünyada suç, çoğu zaman bireysel görünür; fakat beslendiği zemin kolektiftir. Dijital platformlar, ideolojik akımlar, şiddeti normalleştiren içerikler… Bunlar görünmeyen ama etkili aktörlerdir.

Peki, neden özellikle okullar?

Çünkü okul, sadece eğitim verilen bir bina değildir; kimliklerin çarpıştığı, aidiyetlerin inşa edildiği, dışlanmanın en derin hissedildiği mekândır. Bir çocuk için okul, bazen bir sınıftan ibaret değildir; bir “sınav alanıdır”. Ve kaybedenler, bazen öfkeyi tercih eder.

Zamanlamaya dair sorular da soruluyor.
Ramazan ayında artan dinî faaliyetlerin hemen ardından bu olayların yaşanması tesadüf mü?

Burada dikkatli olmak gerekir. Her zaman örtüşme, nedensellik değildir. Fakat şu da bir gerçektir: Toplumun değerleriyle ilgili atılan her adım, mutlaka bir karşılık üretir. Bu karşılık bazen fikirle, bazen propaganda ile bazen de daha karanlık yollarla ortaya çıkabilir.

Siyasi Boyut…

Milli Eğitim politikaları, “milli ve yerli” söylemi, ideolojik kamplaşmalar… Bunların hepsi toplumun genel iklimini belirler. Ancak çocuk suçluluğu söz konusu olduğunda asıl belirleyici olan, çoğu zaman ekranların arkasında, evlerin içinde ve kalplerin derinliklerinde saklıdır.

Şimdi biraz aynayı kendimize çevirelim.

Bugünün çocukları, dünün ihmallerinin sonucudur.

Kreşlerde büyüyen ama anne şefkatine doyamayan,
Evlerde yaşayan ama baba otoritesini tanımayan,
Sevgi ile disiplin arasında denge kurulamayan bir nesil…

Ortaya çıkan tabloyu sadece “dış etkilerle” açıklamak, kendimizi kandırmak olur.

Bugün birçok çocuk:

· Dinlenmiyor ama konuşuyor,

· Anlaşılmıyor ama yargılanıyor,

· Yönlendirilmiyor ama eleştiriliyor.

Ve en önemlisi…
Sevilmek istiyor ama çoğu zaman o sevgiyi bulamıyor.

Resûlullah (sav) şöyle buyurur: “Her doğan (çocuk tertemiz İslam) fıtratı üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi yahut Hıristiyan veya Mecûsî yapar…” (B4775 Buhârî, Tefsîr, (Rûm) 2; M6755 Müslim, Kader, 22)

Bu hadis, yalnızca anne babayı değil; çocuğu şekillendiren bütün çevreyi işaret eder. Aile, okul, medya, arkadaş çevresi… Hepsi bu fıtratın ya muhafızı ya da tahrip edicisidir. Çocuklarımızı etkileyen etkenler nelerdir ve bu fıtratı kim, nasıl, ne ile bozdu?

Çocuklarımızın sosyal medya bağımlısı yapıldığı günümüzde şu soruyu sormak zorundayız:
Biz bu fıtratı neyle besledik?

Şiddet içerikleriyle mi?
Sınırsız özgürlük adı altında başıboşlukla mı?
Tüketim kültürüyle mi?
Yoksa gerçekten değerle, ahlakla, hikmetle mi?

“Küp içindekini sızdırır.”

Bu söz, sadece bir atasözü değil; bir sosyoloji kanunudur. Çocuk, kendisine verilenin dışına çıkmaz. Ona öfke verirseniz öfke taşır, merhamet verirseniz merhamet.

Bugün çocukların diline bakın…
Toplumun diliyle aynı değil mi?

Bir diğer mesele: “Muasır medeniyet” diye sunulan batı kültürü.

Evet, bilimde, teknolojide, sistem kurmada alınacak çok şey vardır.
Ama aynı dünyanın:

· Yalnızlık üreten,

· Haz odaklı yaşayan,

· Sınır tanımayan bir insan modeli de vardır.

Biz neyi aldık?
Bilimi mi, yoksa boşluğu mu?

Son soru… Çözüm nedir?

Tek bir cümleyle ifade etmek mümkün:
Nesli yeniden inşa etmek.

Bu da üç temel sütunla olur:

· Aile: Sevgi + disiplin dengesi kurulmalı. Çocuk “korkudan değil, saygıdan” itaat etmeli.

· Eğitim: Bilgi veren değil, karakter inşa eden bir sistem kurulmalı.

· Toplum: Dili yumuşayan, adaleti güçlenen, rol modelleri sağlam bir yapı oluşmalı.

· Tüm bunları da kendi değerlerimiz temelli yapmak zorundayız. Unutmayalım insan iki ana unsurdan yaratılmıştır. Beden ve ruh /madde ve mana, fizik ve metafizik… Nesillerimizin mana bünyesini “iman” “takva” “saygı ve sevgi” “şefkat ve merhamet” le doyurmadıkça, onların maddesine ne kadar yatırım yapsak da sonuç alamayız.

Evet…
Belki mesele sandığımızdan daha derin.
Belki cevaplar hoşumuza gitmeyecek kadar ağır.

Ama gerçek şu:

Bugün yaşananlar, yarının habercisidir.

Eğer bugün çocukları kaybedersek, yarın sadece okulları değil, bir medeniyeti kaybederiz.

Ve o zaman artık şu soruyu sormanın da bir anlamı kalmaz:
“Ne oluyor bu çocuklara?”

Çünkü cevap çoktan verilmiş olur…
Biz ne verdiysek, o oluyor.