Daha geçen yıl devam eden FETÖ soruşturmasında 174’ü muvazzaf, 176’sı asker hakkında gözaltı kara verilmişti. Düşünün, ülke bir savaşa dâhil olsa bunca asker düşmana çalışacak!

FETÖ yakın tarihin en büyük projelerinden biriydi. Türkiye’yi ılımlı İslam anlayışı içerisinde sözüm ona bir şeriat devletine dönüştürmek isteyen küresel yapının en etkili silahlarından biriydi.

Aynı zamanda ılımlı İslam projesi ile FETÖ bu ülkeye verilmiş bir narkozdu. Zira cerrahi operasyonu ondan sonra yapacaklardı. Kitleleri uyuşturup, İslami değerleri köreltip ülkeyi topyekûn ele geçirme operasyonuydu bu.

Bu yapının içerisinde sadece askerler yoktu, yargı, eğitim, iş dünyası ve parti gözetmeksizin siyaset kurumu… Siyaset ve eğitim hariç hemen her ayağına operasyon düzenlendi. Bugüne kadar neden siyaset ve eğitim ayağına dokunulmadığını da kimse sorgulamadı.

Oysa FETÖ militanları bu ülkenin eğitim kurumlarında yetişti ve FETÖ’cü siyasetçilerin ve bürokratların yol vermesiyle de hemen her kuruma sızdırıldı.

FETÖ, Evangelist örgüt mantığıyla hareket eden ve sistemli çalışan bir yapılanmadır. Hasan Sabbah’ın Alamut’ta tesis ettiği dershaneler neyse bir benzerini de ışık evleri adı altında Türkiye’de kurguladılar.

Bu dershanelerde Eric Hoffer’in tespitiyle ”Hayatını kutsal saydığı bir amaç için feda etmeye hazır” fedailer yetiştiriliyordu.

Buradan Pensilvanya CIA ortak yapımı bir Altın Nesil yetiştirilecekti.

Kısacası yeni bir insan tipinden bahsediliyordu bu dershanelerde. Öyle ki bu yeni insanın doğuşu kolay ve rahat olmayacaktı. Sonuçta onlara cennet vaat edilmişti.

Ezoterik örgütlerin temel prensiplerinden biridir bu. Ancak gerçekte, CIA işbirliğiyle NATO’ya ve Amerikan emperyalizmine hizmet eden donanımlı hainler yetiştiriyorlardı.

Neticede bu proje tutmadı. Ancak içeride ciddi bir tahribata yol açtı.

ABD, CIA, NATO ortak projesi olan bu terör örgütü 15 Temmuz’da ülkemizi işgal etmeye yeltendi.

12 Eylül darbesini CIA’nın Türkiye şefi Paul Henze, ABD Başkanı Jimmy Carter’e “bizim çocuklar başardı” diye nasıl haber verdiyse, 15 Temmuz’da da NATO’nun çocuklarının başarmasını umuyorlardı.

O yüzden hep ifade ederim; o gece hedef alınan yalnızca hükümet değildi. Asıl hedef, bu coğrafyanın bin yıllık kadim tarihi, bağımsız yaşama iradesi ve millet olma şuuruydu.

Tankların önüne çıkan insanlar o gün sadece bir darbeyi durdurmadılar; "Bu ülkenin sahibi millettir." hükmünü bütün dünyaya yeniden ilan ettiler.

O yüzdendir ki 15 Temmuz'u anlamak; sadece o gece yaşananları kronolojik olarak hatırlamak değildir. Asıl mesele, o ihanetin hangi zihin dünyasından beslendiğini, hangi küresel hesaplarla birleştiğini ve hangi boşluklardan güç aldığını doğru okuyabilmektir.

Çünkü tarih, aynı hataları tekrarlayanlara karşı merhametli davranmaz. Bugün NATO övgüsü yapanlar şunu iyi bilmelidir ki; su uyur NATO uyumaz!

Bu ülkenin darbeler tarihi bir bakıma NATO/Gladio tarihidir.

Unutmayalım, bir toplumu ayakta tutan şey sadece ordusu ya da ekonomisi değildir. Asıl kuvvet, ortak vicdandır. 15 Temmuz’da devreye giren ortak vicdan…

İşte o günden beridir bu milletin vicdanına, fıtratına ve değerlerine sürekli operasyon yapılıyor. Direnme yetisini, aklını, ruhunu ve vicdanını köreltmek için her türlü yola başvuruluyor. Bir bakıma milletten 15 Temmuz’un intikamı alınıyor.

Hala 15 Temmuz etkinlikleri kapsamında resim sergileri, konserler, projeler vs tertipleyerek o geceyi idrak etmeye çalışan uyanık bir kitle var. Oysa meselemiz bundan para kazanmak değil ki!

FETÖ’nün küresel şeytani düzenin köpekliğini yapan ciddi bir örgüt olduğunu hala anlamadıysanız diğer projeleri hiç anlamadınız demektir.