-Türbe Ziyaretleri

Gufran ayı gelince, türbelerde ayrı bir telaş yaşanırdı. Sadık türbedarlar, yıllardır büyük bir özenle bekledikleri mübarek emanetlerini, gül suları ile yıkar, güzel kokulu tütsüler ile bu zatların makamlarını/türbelerini çiçek bahçesine çevirirlerdi. İnsanı huzur ülkesine götüren bu mekanlar, Ramazan ayı boyunca, ziyaretçilerle dolup dolup taşardı. Kadınlar ve erkekler ayrı ayrı kapılardan huzura kabul edilir; mahrem gözler birbirine kesinlikle değmezdi. Dudaklardan dökülen içten duaların tılsımı, sanki geceye bir şeyler fısıldardı. Özellikle Ebu Eyyüb El-Ensari, Hz.Yuşa, Zembilli Ali Efendi, Aziz Mahmud Hüdâyî ve Yahya Efendi’nin türbeleri, ziyaretçilerin yoğun dua sağanağı ile yıkanır, bu kabristanlar yıllardır toplumun maneviyatını ayakta tutan temel direkler olarak, zamana meydan okumaya devam ederdi.

-Baklava Alayları

İlk olarak, Kanuni Sultan Süleyman tarafından başlatılan bu uygulama; 19. yüzyıla kadar devam ettirilmiştir. Sarayın mahir aşçılarının yaptığı enfes baklavalar, Ramazan ayı gelince, askeri bölüklere dağıtılırdı. Baklava sinilerini taşıyan askerlerin oluşturduğu kalabalık alaylar, halkın oldukça ilgisini çeker, sinilerdeki baklavalar ahalinin ağzını sulandırırdı. Ramazan’da, orduya baklava dağıtılması, bir bakıma padişahın hakimiyet sembollerinden biri haline gelmişti.

-Kadir Gecesi Alayı

Ramazan ayının 27. gününe denk gelen Kadir Gecesi, tüm İslam aleminde olduğu gibi Osmanlı’da da büyük bir öneme haizdi. Kadir gecesi, padişah kalabalık mahiyetiyle beraber saraydan çıkarak, genellikle Ayasofya’ya gider, burada hünkâr imamının kıldırdığı Kadir Gecesi Namazına iştirak ederdi.

-Teravih Şerbeti Dağıtılması

Ramazan ayının, olmazsa olmaz içeceği, tabii ki birbirinden enfes şerbetlerdi. Teravih namazı kılındıktan sonra halka çeşitli bitkilerden yapılmış leziz şerbetler dağıtılırdı. En çok bal şerbeti rağbet görür, halk ikram edilen şerbetlerin o mayhoş tadıyla günün hararetinden kurtulurdu. Sıcak havalarda ise şerbetlere, dağlardan getirilen kar parçaları katılır, soğuk şerbet adeta içenlerin damaklarını çatlatırdı. Osmanlı’da sırf şerbet dağıtımı için bir vakıf bile kurulmuştu.

-Enderun Usulü Teravih Namazı

Osmanlı’da, devlet adamı yetiştirmek amacıyla kurulan Enderun mekteplerinden mezun hocaların kıldırdığı, her dört rekâtta bir, farklı usul ve makamda Kur’an-ı Kerim tilavetinin yapıldığı teravih namazına, Enderun usulü teravih namazı deniliyordu. İlk olarak, Mustafa İtri tarafından 1712 yılında dillendirilen Enderun usulü teravih namazı, 2. Mahmud döneminden (1812) itibaren, kılınmaya başlanmıştır. Zamanla başka camilerde de bu usul teravih namazları kılınmıştır. Enderun usulü teravih namazında, her dört rekâtta bir, farklı Türk musikisi makam ve usulünde Kur’an tilaveti yapılırdı. Ayrıca, her dört rekâtta bir, selam verildikten sonra farklı farklı makamlarda ilahi ve kasideler okunur, yürekler bu uhrevi ziyafetin etkisiyle adeta aşka gelirdi.

-Merhaba ve Elveda İlahileri

Osmanlı toplumu, Ramazan ayının gelmesini, büyük bir özlemle beklerdi. Rahmet ayına kavuşabilmek, aşığın maşuku ile buluşması gibi büyük bir sevinç kaynağıydı. Bu yüzden, Ramazan’ın ilk on beş günü, billur sesli müezzinler/mevlithanlar ruha neşe veren, merhaba/hoş geldin ilahileri okurlardı. Son 15 günde ise ilahiler daha hüzünlü bir hal alır. Elveda/ayrılık acısı tüm inanmış yüreklere bir kurşun gibi saplanır, Şehr-i Ramazan gözyaşları içerisinde uğurlanırdı.