0

16 Nisan'da Anayasa değişikliği için yapılacak referanduma doğru adım adım ilerliyoruz. Bir yönüyle birbirine çok benzeyen bir yönüyle birinden alabildiğine farklı kesimlerin herbiri için ayrı şeyler ifade ediyor bu referandum.

Darbe anayasasının az da olsa, yetersiz de olsa değişmesini hep anlamlı buldum. "Yetmez fakat erê, evet" diyen Kürtlerdenim yani.

Oysa kimisi için, ele geçirdikleri kazanımların kaybedilmesi anlamına gelebilir darbe anayasasının değiştirilmesine evet tercihinin yüzde 50'yi geçmesi.

Kendilerini bu ülkenin sahibi olarak gören çetenin kabusu bu.

Onun bunun laga lugasına aldırış edecek değilim; sahibi! olan bir ülkede değişimleri gerçekleştirmek zordur. Değişim için zorlamaya kalkarsan, hangi binaya, kulübe, binaya, karakola intihar saldırısı gerçekleştireceklerini kestirmek zor olacaktır. Dayarsın hapı, uyuşturucuyu "düşküne", gözü hiçbir şey görmez...

Kendini bu ülkenin sahibi görenler bu toprakların çocukları olsaydı bana göre mesele olmayacaktı. Fakat bu derin sahiplenme duygusuyla hareket edenler "Wall Street" civarlarında konuşlananlar ve ABD halkının da kanını emenler olunca işin rengi değişiyor.

Cizre'de "Sosyalist halk devrimi" deyip Kürt çocuklarını ölüme gönderip ardından "Wall Street bizimle iş tutuyor" diye sevindirik olacak değilim herhalde...

Kürtlerin referandumda tavırları ne olur?

Safiyane duygularla soranlara diyeceğim bir şey yok. Fakat Kürtleri her daim kullanacakları kart olarak gören centilmenlere söyleyecek bir lafım var. Referandumda Türklerin tercihi ne olur? sorusunu sormuyorsunuz da, Kürtlerin tercihi ne olur? sorusu dudaklarınızdan neden dökülülüyor?

Size bu hakkı kim veriyor ya?

Siz kim oluyorsunuz da benim adıma tavır belirleme hakkını, yönlendirme hakkını kendinizde görüyorsunuz?

Bunca yıllık kürdüm, -üstelik "aman Ak Parti tek başına hükümet olmasın" diye Kürtçü kesilen Kürtçüklerden değilim- Türkler nasıl on parça ise, her birinin farklı tercihleri varsa Kürtlerin de farklı renkleri var ve farklı tercihlere sahipler.

Doğal olan da bu değil mi?

Normal olan da bu değil mi?

Bir blok halinde hareket edip sizin keyfiniz doğrultusunda hareket etmek zorunda mıyız?

Kürdistan, Kürt halkı referandumda kendisine yakışanı yapacaktır. Organik Kürtler, Türkiyesiyle, Kürdistanıyla bu toprakların gerçek sahibi olarak bin senedir işbirliği yaptığı Türk halkı ile birlikte onurlu bir duruş sergileyecektir.

Cumhurbaşkanından, hükümetten beklenen ise bin senelik stratejik işbirliğine sadık kalarak hareket etmeleridir.

Bir Kürt olarak, Kürt kimliğinin daha güçlü ifade edilmesi ve Kürtçenin ülkenin her yerinde her alanında yaygınlaştırılması gerektiğine inanıyorum. Akıllı bir Türk de buna inanmalı.

Hep böyle gitmez, bir gün gelir yanınızda aslanlar gibi duran bir Kürde ihtiyacınız olabilir.

Varsa bir devlet aklı, bunları da akıl ediyordur herhalde...

**

Ayasofya tekrar kilise olmalı

Daha önce yapılıp yıkılan birinci ve ikinci Ayasofya kiliselerinin kalıntıları üzerinde Bizans imparatoru Jüstinyen tarafından 532 yılında bir kilise olarak yapılan Ayasofya, İstanbul'un alınmasıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye çevrildi. Fatih Sultan Mehmet böyle bir yanlışı neden yaptı bilemiyorum. Oysa dönemin Şeyhülislamı Ebüssuud Efendi verdiği fetvada "İstanbul savaşla alınmış olsa da Kiliseler sulh ile alınmıştır, bu yüzden dokunulmamalıdır" demişti.

"Ma'ruf olan unveten (cebr ile) fetihdir. Amma kenais-i kadime (eski kiliseler) sulhen fethe delalet eder. 945 tarihinde bu husus teftiş olunmuştur. 130 yaşında bir kimesne ve 110 yaşında bir kimesne bulunup Yehud ve Nasara taifesi el altından Sultan Muhammed Han ile ittifak edüb Tekfur'a nusret etmeyecek olub Sultan Muhammed dahi anları seby etmeyüb (esir almayub) halleri üzere mukarrer edecek olub bu vechile feth olundu, deyu şahadet edüb bu şahadet ile kenasi-i kadîme hali üzere kalmıştır."

Osmanlı döneminde camiye çevrilerek yapılan yanlışa Cumhuriyet tarihinde müzeye çevrilerek devam edildi. Müslümanların bir kiliseyi hele hıristiyan vatandaşlarımız için tarihi öneme sahip bir kiliseyi camiye çevirmeye ihtiyaçları yoktur. İslamdaki din, vicdan ve adalet prensipleriyle çelişen bu durumun düzeltilmesi, aradan 564 yıl geçse de gerçekleşmelidir.

Avrupa'da bir cami kiliseye çevrilse müslümanların zoruna giderdi. Bir kilisenin camiye çevrilmesi müslümanların daha çok zoruna gitmeli...

**

Selahaddin Eyyubi Fransız mıydı?

Ünlü Kürt komutanı Selahaddin Eyyubi için "Kürt olmasın da ne olursa olsun" demeyi kendilerine meslek edinen tarihçilerimizin acınılacak halleri var.

Tek işiniz Kürt kelimesini tarihten silmek mi arkadaş?

Neyin öfkesi bu böyle?

Bizim bir takım tarihçilerimiz Selahaddin'in Kürt olmadığını kanıtlaya dursun, bazı Hıristiyanlar da onun Hıristiyan olması için çırpınmakta.

Bazı Avrupalı kaynaklar da; "Selahaddin'nin hal ve hareketleri, yönetim tarzı ve yaptıkları Hristiyanlara benziyor, Müslümanlara değil. Bundan dolayı da aslen Hristiyan olsa gerek" diyorlar.

Fransızlar ve İngilizler kendi aralarında Selahaddin için kavga ediyorlar.

Fransızlar: "Evet o bir Hristiyan'dır. Annesi de Fransız'dır." İngilizler "Hayır, eğer Hristiyan ise annesi İngiliz'dir.' diyorlar.

Tarihçi İlber Ortaylı "Saladen ismini ismine ekleyen Fransız aristokları, şövalyeleri var bu güne kadar" der.

Adaletli yöneteciliği ile farklı kesimleri kendine hayran bıraktıran Selahaddin Eyyubi'nin yönetim şekli aslında dünya barışı için model teşkil etmekte.

Bizim kendimize örnek alabileceğimiz tek model de budur.

**

Söylenmezse eksik kalırdı

"Hemû nexweşîyên demokrasîyê, bi demokrasîyeke firehtir tê sererastkirin."

"Demokrasinin bütün hastalıkları, daha fazla demokrasiyle tedavi edilir."

- Friedrich Hayek-