0

Eşit şartlarda gelmedik dünyaya hiçbirimiz. Kimimiz yalılara, katlara, yatlara açtı gözünü, kimimiz çamurlu yollara. Kimi beklenen, yolu gözlenen oldu, kimi kazara…

Kimimiz hayatın yükünü aldı omuzlarına, misket oynaması gerekirken sokaklarda.

Kimimiz çocuk bile olamadan tattı en acı tecrübeleri.

Bazıları çok daha şanssızdı, bomba seslerine doğdular, yıkıma, felakete, ölüme…

Silah seslerinin gölgesinde kaldı ağlamaları, duymadı kimse çığlıklarını.

Ellerini cansız bedenlerine uzatırken annelerinin, kana bulaşan ömürler var henüz emeklerken.

Siz hiç babanızı ağlarken gördünüz mü?

Siz hiç iliklerinize kadar çaresizliğe gömüldünüz mü?

Oyuncak bebeklerinizin saçlarına beton yığınları saçıldı mı hiç?

Şarapnel parçacıklarından bilye yaptınız mı peki?

Siz hiç duvarı olmayan bir evde uyudunuz mu sarılamadan kardeşinize?

Umarım "hayır"dır cevabınız, hiç yaşamamışsınızdır savaşın soğuk yüzünü ve umarım hiçbir zaman yaşamayız kaldıramayacağımız hiç bir yükü!

Ama yazarken bile elimi titreten hayatlar, bazı çocukların bildiği tek şey.

Bir an kendi çocuğunuzu, kardeşinizi, yeğeninizi düşünebilir misiniz orda?

Dillendirmeye korktuğumuz, evlatlarımızla aynı cümle içinde kullanmaya bile sakındığımız lanetli kelimeler, dünyadaki birçok çocuğun kaderi oysa!

Düşünüyor muyuz?

Yani öyle bir hümanist cümle kurarken, bir "son dakika haberi" izlerken değil, uzun uzun empati kurarak, gerçek olduğunu tüm hücrelerimizle hissederek düşünüyor muyuz?

Yiyecek ekmek, içecek su bulamamak!

Hiç çocuk olamamak, hiç şımaramamak..,

Oyun oynamadan, başı okşanmadan, hep korku ve tedirginlik içerisinde ürkek bir serçe gibi yaşamak…

Dahası belki yaralı, belki kanayarak, can acısıyla yaşamak, belki de hiç yaşayamamak, bir babanın avuçlarında semaya kaldırılan cansız bir beden olmak!

Siz hiç kötü bir dünyaya doğduğunuzu düşündünüz mü?

Peki, siz kötü bir dünya doğurduğunuzu düşündünüz mü ya hiç?

Belki bir an üstün görmüşsünüzdür kendinizi sokaklarda çöp karıştıran bir tinerciden, olamaz mı? Ya da hiç mi okuduğunuz okullar size kendinizi daha ayrıcalıklı hissettirmedi girdiğiniz kapılardan?

Hiç mi o kürkler, pırlantalar gözünüzü almadı vitrinlerde?

Paranın gücü etkilemedi mi sizi de Allah aşkına…

Çok masum değil mi saydıklarım?

Her gün yüzlerce kez hissettiğimiz basit duygular değil mi?

Bunlar olamaz, bunca kötülüğe sebep, haklısınız!

Peki, bir kesimi aşağılamadınız mı hiç fark etmeden? Mesela hiç mi 'çingene' demediniz ağzınızı bükerek ya da hiç mi dalga geçmediniz Türkçeyi sonradan öğrenmiş birinin şivesiyle?

Belki 'alevi' olduğu için bir kızı istememişsinizdir oğlunuza veya 'ermeni' olduğu için katledilen bir yazara üzülmemişsinizdir…

Gerçekten hiç mi 'cahil' demediniz en az sizin kadar okumuş birine sadece başındaki örtü nedeniyle?

Hiç mi ötekileştirmedik bir diğerini.

Hiç mi acıtmadık kimsenin canını bizden farklı olduğu için?

Yüksekten bakarken, burun kıvırırken, alaycı alaycı gülümserken düşmanlar yarattık, düşman olduk birbirimize…

'inin oradan birbirinize düşman olarak' buyurdu Allah kelamında. Düşman olduk birbirimize sebepsiz. Dar ettik koca dünyayı, paylaşamadık onca toprağı. Ve nihayet yerin altını layık gördük bizim gibi olmayanlara.

Hepimiz yaptık.

Hepimiz bir parça ateş olduk bu yangına.

Kimimiz bir odun attı, kimimiz çuvallarla taşıdı kömürleri.

Öyle büyüttük ki yangınımızı, cehennemi bu dünyaya taşıdık ve o cehennemde en çok çocukları yaktık.

O masum gülüşleri, peltek dilleri, yumuk gözleri heba ettik, ziyan ettik daha başlarken ömürleri…

Şimdi hiçbirimiz o yangından sağ çıkan çocukların normal olmasını beklemesin.!

Bedenleri yanmamış olsa bile yandı ruhları.!

Ölümü, acıyı normalleştirirken, her gün geleceği de yaktık aslında bugünle beraber.

Ve nihayet bir kısır döngünün çarklarına kapılıverdik fark etmeden.!

Bir şeyler yapmanın zamanı gelmedi mi hala?

Bu paslı zinciri neresinden tutup, kırmalı?

Bu çarkın tekeline çomağı nasıl sokmalı?

Nasıl ve neye mal olursa olsun, bu kısır döngüyü bozmalıyız.

Ezberlerimizi unutup, yeniden yorumlamalıyız her bir kavramı. Dini, ırkı, dili, milliyetçiliği, vatanseverliği, aydınlığı, her şeyi ama her şeyi oturup yeniden yazmalıyız, tüm algımızı bir tek yöne, barışa çevirerek…

Belki kızıyorsunuz bu satırları okurken bana, "değerlerimizi, özgürlüklerimizi, mücadelemizi, karıştırma bu işe" diyorsunuz belki de…?

O zaman tüm özgürlüklerin ve 'hak' olmayan mücadelelerin de canı cehenneme!

Hangi özgürlük bir çocuğun annesinin kucağında güven içinde uyuma özgürlüğünün üstünde olabilir, söyleyin Allah aşkına?

Hangi hak daha üstündür yaşam hakkından?

Bu dünyaya barışı ve huzuru getirmeyen hangi mücadele değerli olabilir?

Ve hangi din, hangi mezhep, hangi soylu inanış…

Dünyayı cehenneme çevirenler için cenneti vaat edebilir?