0
Güvenlik Stratejilerine "Kontrol edemediğin güç tehlikedir" prensibi hakimdir. Küresel dünya politikalarında ise bu tez, gücün başındakinin zaaflarını veya korkularını kullanmak suretiyle aşağı doğru nüfuz edilerek sağlanır. Ya da en kesin çözüm, uluslararası ting tang'lerin önerdiği gibi kendilerinden birilerinin iş başına getirilmesidir. Bu manada Emperyalist Akım, bugün Ortadoğu Coğrafyasını küçük oluşumlara bölerek, toplulukları kendileriyle organik bağı bulunan zevatlar ile yönetme derdindedir. Tabi bunu doğrudan bir askeri müdahaleden ziyade kendi kurdukları örgütleri palazlandırarak yaptıkları açıktır. Tıpkı DAEŞ, PKK, PYD, YPG vb. gibi. Bu tip örgütlere el altında destek olan akıl, kamuoyu önüne çıkıp bunların aleyhinde beyanatlar vermesi ise tamamen bir aldatmacadan ibarettir. Yoksa tüm dünyanın ortak hedefi haline gelen DAEŞ, bu kadar silahı nereden bulabilirdi ki? Peki uluslararası terör örgütleri listesi içerinde yer alan PKK…? İşte anlattıklarımızın esrarını bu soruların cevabında bulmak mümkündür.
Günümüzde belli ki birileri, K. Suriye'de yapacaklarına engel olmamamız için iç işlerimizde boğulmamızı istiyordu. Emperyalizmin babası olarak tarif edilen Churcill'in "İngilizlerin ebedi düşmanı yoktur çıkarları vardır" düşüncesi eşliğinde İran zaten bir yola evirilmişti ve söz dinlemeye mecburdu. Bu hedef uğruna Türk Devletinin ses çıkartamaması adına her türlü argümanı önüne koyduklarını/koyacaklarını görebiliyorduk. Hatta bazı siyasilerin Moskova ziyaretinde bu misyon ile görevlendirildiği dahi kamuoyunda iddia edilmişti. Kaldı ki PYD'nin müttefiki haine gelen ABD ve Rusya'nın DAEŞ bahanesiyle K. Suriye'de üst kurması, nafile de olsa müdahalemizi bir anlamda kısıtlamaya yönelikti. Bu düpedüz PYD hamiliğinden başka bir şey değildi. Anlaşılan "Oyun" kurulmuştu ve Suriye'nin kuzeyi Akdeniz'e açılacak enerji koridoru için uşakları olan PYD'ye ayrılmıştı. Hatta Irak'ın bir kısmını da bu planın içerisindeydi. Topraklarında ABD, İran. Rus askerlerine ve PYD militanlarına ses çıkartmayan Irak Merkezi Yönetiminin Başika'daki Türk Askerinden neden rahatsız olduğunun sebebini de böylece kavrıyorduk.
Tamda böyle bir atmosferde ABD Başkan Yardımcısı Bidan'ın PKK ve DAEŞ e yönelik terör örgütü nitelemesini PYD için zikretmemesi de bu tezimizi doğruluyordu maalesef. Gerçi bu adamların söylemlerinden ziyade icraatları, mantaliteleri hakkında bizlere malumat veriyordu. O sebeple Biden'in ülkemize ziyaretinde ayağının tozuyla Devletimizi suçlayan bildiriye imza atan akademisyenlere sahip çıkmasına da, aynı mantıkta yaklaşılmalıydı. "11 Eylül saldırısını ABD yaptı" diyen 75 akademisyenin Amerikan Hükümetince tutuklanmasına çıt çıkarmayanların, ülkemize gelip ikircikli bir tavır sergilemesi bu zihniyeti bir kez daha deşifre etmişti.
Hülasa anlaşılacağı üzere ekonomisiyle, demokrasisiyle, siyasetiyle ve güvenliğiyle güçlü olmaktan başka çaremiz yoktur. Çünkü içeride istikrarı sağlayacak bir Türkiye'nin bölgesinde daha etkin olacağı bilinmektedir. Bunun için Devletimiz üzerine düşeni yaparken önümüzdeki manzara, STK'lar başta olmak üzere siyasilere, medyamıza, yazarlarımıza ve kanaat önderlerine büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Mesela; Doğuda Şehit düşen insanlarımızın acısını kalbimizde hisset sekte cenaze törenlerini dramatik şekilde defalarca vermenin çokta uygun olmadığı kanaatindeyim. Muhalefetin abuk sabuk beyanatlarıyla da olduğundan fazla vakit kaybetmemiz gerekiyor. Yani medyanın; geçtiğimiz hafta Beştepe'deki 19. Muhtarlar Toplantısında Sn.Cumhurbaşkanımız'ın Kılıçdaroğlu'nun hakaretlerine verdiği cevaptan ziyade "Buradan terör örgütü içindeki gençlere sesleniyorum; gelin, yol yakınken hatadan dönün. Biz sizleri sokak köşelerinde, dağ başlarında, dere yataklarında cansız şekilde, cezaevinin parmaklıkları arasında mahkûm olarak değil, ailenize, ülkenize, milletimize hayırlı evlatlar olarak görmek istiyoruz" çağrısını işlemesini bekliyoruz.
Bu minvalde ekranlara daha fazla birlik mesajları yansıması, kandırılan örgüt mensuplarının ifadelerinin yer alması, STK'ların teröristlerin silah bırakmasına yönelik çalışmalara hız vermesi, kanaat önderlerinin silah bırakmaya yönelik güven aşılaması da bu anlamda elzemdir. Nerdeyse PKK'nın propaganda aracı haline gelen siyasi oluşumun içerisinde sağduyulu insanlar varsa, onların duyarlı davranarak yeni bir atmosfer oluşması adına adım atması ve farklı bir yapılanma içerine girmesi ise artık kaçınılmazdır. Neticede bu yeni yapılanma bugün olmayacaksa ne zaman olacaktır?
Hülasa bırakınız birileri gezi benzeri "Özgür bahar kalkışması" adıyla hain planlamalar hazırlaya dursun. Bizler kendi işimizi hakkıyla icra etmeye odaklanalım. Idrak ediniz ki olay; parti, pırtı, ideoloji boyutunu çoktan geçmiştir. Mevzu tüm etnik gruplarıyla milli birliğin tahsis edilmesinden öte bir şey kesinlikle değildir. Unutmayın bizi bölemedikleri ve Devletimize karşı kışkırtamadıkları zaman hiç bir oyun tutmaz/tutmayacaktır ey hat!!! Ne ülkemizde nede bölgemizde…
Vesselam…