0

Kelamın, gül yarası taşıdığını henüz düşünmeye başladığım zamanlardan birinde, bir hasbihal sırasında geçmişti; "Söyleyemediklerimden hiç nedamet duymadım" Ses sahibi değil de, sözün kalbime bıraktığı etki kaldı hafızamda. Şiirle buluşmamın bilmem ki kaçıncı durağında "her sözün sükûta sevdalı olduğuna" inandım ve bundan sonra da en büyük imtihanlarımı söz vasıtasıyla yaşadım.

Allah için sarf edilmeyen her kelimenin enerji sarfiyatı olduğunu, kişiden olduğu kadar karşıdakinden de muhatabına dair bir şeyler kopardığını ve vaktin ziyanı ve Rabbe verilen aktin hebası olduğunu gerçek kelam sahibinin, yalancı söz sahibini iddiasıyla her sınayışında daha ziyade kavradım.

Sükûta sahip bir insan, sırrına hakimdir. Kendisine imtihan olarak gönderilen belayı, vakarında eritir. Edeple gülümser köz izi bırakmayan söze, tebessüm ettiren dünyalık olsa da tebessüm ettiği dünya değildir. Sükûta sahip insan cümleleri his süzgecinden geçirir; alın teriyle sular hakikat önünde gül gibi eğilen kelimelerin susku kokan hikmetini… Cismine yara dense de ismine sabır konar. Sabır eşiğinden geçilerek varılır şükür nimetine de…

Susan insan, konuşandan daha tesirli cümlelerle ifade eder meramını. Havaya bırakılan, sonra da uçup giden kelimelerde bulamadıklarını halin diliyle anlamaya kalkar diğerleri. Derinlik burada başlar. Buradan gelir ariflerin sohbet halkalarındaki huşu bereketi. Dermanını daima "dinleyen" kapısında arar dert sahibi. Sıcacık zannedilen sohbetlerin, kahkahalarla süslenen buzdan halkaları siliniverir çile kapıyı çalınca. O mekanların dostları, geçmiş zaman insanlarıdır artık. Bir ses aradığını zanneden gönül, sükûtun çıkardığı o dingin ve uysal sese muhtaçtır aslında. Bu yüzden kelimelerin açtığı yaralarla meşgul olurken adını "yalnızlık" koyduğu o sükût iklimine sığınır. Hoşgörü, tahammül, vakar gibi nicesi, hep bu tılsım ile beslenir, duaya açılır son noktada elleri.

Kelimeleri, his dünyasını zedelemeden kucaklamak, bir araya toplamak hülasa yazar olmak zorsa da yazan olmanın getirdiği hissiyat zor değildir okur olmanın verdiği ihtiyar bilinçten. İçini kağıtlara dökmenin, dünyasını muhatabına hissettirmenin geçici rahatlığı konarken yazarın kalbine; kendini önce yazarın yerine koyan, sonra da okur nazarıyla tefekkür deryasına dalan okurun, asil bir ağırlık oturur omuzlarına.

Söz, taklit edilebilir bir vasıtadır; sükûtunsa kendine has bir tavrı, edası vardır.

Bu durak yağmur… Eylülün hüzün veren lakin kendisini daima özel tutup sevdiren ahvalinin sükûta benzeyişi. Halin, kal lisanından yüz çevirerek hal ile evlendirilişi.

Bu fasıl rüzgar… İnsanın içine kıvrılan yollara uzanan dönüş yolculuğu. Maruz kaldığı nice haksızlıktan, çileden, hüzünden, gözyaşından yüz çeviren yüce bir kalbin yaşadıklarını ömrüne kar sayan olgun suskunluğu.

Bu dem tefekkür… Gonca bir gülün, ihtiyar bir küle meftunluğu.

Rabbim! Konuşmaya bile sükût besmelesiyle başlayan dervişlerinden eyle bizi…

Selam ile