Bugün 20 Ekim... “Sizin en hayırlınız insanlara en faydalı olanınızdır” düsturu gereği “Kalem Odası”nda bir araya gelen gazeteci, yazar ve entelektüellerin umutlarını yeşerttiği, “Yeni Türkiye’nin Geleceği”ne dair fikirleri eyleme döktüğü mevkute Milat’ın doğum günü...
Hatırlatmakta fayda var... Milat, ilk nüshasında 20 Ekim 2011’de “Allah’tan Korkun” manşetiyle PKK’nın Hakkari Çukurca’daki hain saldırısına dikkat çekerek, yayın hayatına başlamıştı. (Aradan geçen 15 yılın ardından hem masada, hem sahada yürütülen faaliyetlerle 48 yıllık PKK belası bertaraf edilerek Türkiye huzura kavuşturuldu.)
Bunla birlikte Milat, bir taraftan Türkiye’deki derin yapıların antidemokratik oyunlarını deşifre ederek boşa çıkarırken, diğer taraftan ise Batı’nın hegemonyasına hizmet eden “vekil güçler” marifetiyle terbiye edilmeye çalışılan İslâm coğrafyasının “ruh haritası”nı analiz ederek kamuoyunu aydınlattı. Türkiye, devrim niteliğindeki değişimleri Milat farkıyla tarihe not düştü.
TAVRIMIZ HEP MAZLUMDAN YANA KOYDUK
Tam 15 yıldır; tavrımızı mazlumdan yana koyup, zalime ket vurma gayretiyle her daim manipülasyondan, sansürden, otosansürden, kişisel ihtiraslardan uzak; iyi bir haber, vahşetin kör kuyusunda masum bir fotoğraf, doğru bilgi ve belgeyle bezenen bir sayfa, toplum yararını gözeten bir manşet gayretiyle çalıştık.
“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” şiarı gereği sadece kalemimizle değil, ruhumuzla “kısık sesli” mazlumların gür sesi olduk.
Tam 15 yıldır; bayram demeden, resmî tatil demeden, mesai mefhumu gütmeden 7/24 koşturduk, terledik, yorulduk, sevindik, üzüldük, coştuk, durulduk, öğrendik, öğrettik, sinmedik, sindirmedik, yılmadık, yıkılmadık hep ayakta kaldık.
MÂTEMLERE AĞIT, SEVİNÇLERE ZILGIT OLDUK
Bazen zalimlerin bombalarla viraneye çevirdiği yurtların, paramparça ettiği bedenlerin çığlığı olduk. Bazen hunharca katledilen yavrusunun başında teslimiyet duaları eden annenin sessiz feryadını duyup; simsiyah ve koskocaman puntolarla sadece “sözün bittiği yer” diyebildik.
Bazen konuşmaktan aciz fotoğraflar arasında mâtemlere ağıt, sevinçlere zılgıt olduk. Bazen de asırlar ötesinden gönlümüze ilham olan destansı hayatları en özel cümlelerle serdettik.
Siz bunları bir çırpıda okurken; bizler ise yenilerini derlemek üzere “ikra” emri ışığında uçsuz bucaksız coğrafyalara açıldık.
GÜL KOKUSUNA ERİŞMEK İÇİN DİKENLİ YOLLARDA YÜRÜDÜK
Tam 15 yıldır; sadece doğru haber verme, “iyiliği teşvik edip, kötülükten sakındırma” düsturunu savunduk.
Gül kokusuna ulaşmak için dikenli yollarda yürüyerek insanlığı İslâm Medeniyeti’nin zenginliğine ve yaşam menbaına davet ettik. Dünyadaki “tüyü bitmedik yetimlerin hakkını koruma” ahdinden ödün vermedik.
Zaman zaman bu mefkure üzerine yazdığımız bir yazıdan, gündeme getirdiğimiz bir haberden, sayfamıza taşıdığımız bir analizden dolayı teşekkür mesajlarıyla gönendirildik. Yada tam tersi, galiz eleştirilere maruz kaldık.
VEFASIZLIK, HASTALIKTAN BETER VURUR...
Gazetecilik mesleği bir yönüyle hayatın size kestiği “racon”un tecellisidir. “Arkası Yarın” anonsuyla biten radyo tiyatrosuna benzer. Fakat farklı bir tarafı vardır; o da yaşadığınız günün sevinci de, üzüntüsü de gerçektir.
Ümitlerimizin gel-gitlere maruz kaldığı anlarda bile, ümidin en bereketli cümlelerini paylaşırız satır aralarında sizlerle. Felaketimizi, sıkıntılarımızı, sıkıştırılışlarımızı, maişet teminindeki zorluklarımızı hissettirmeyiz. Zannetmeyin ki, bir eli yağda bir eli balda veyahutta sırça köşklerde yaşadığımızdandır bunlar. Öyle değil, iyi ki de öyle değil. Öyle olsa kötülükleri nasıl gece gibi örtüp, güzellikleri paylaşacaktık sizlerle. Ailenizin bir ferdi gibi destursuz girecektik her gün hanenize.
Fakat sizlerden de kolaylıkta ve dahi zorlukta duygularınızı belli etmeniz için bir gayret bekler, yürüdüğümüz meşakkatli yolda vefa göstermenizi umarız. Çünkü vefasızlıklar hastalıktan beter vurur insanı...
Uzun sözün kısası, meselenin hülâsası; satırları arasında gezindiğiniz Milat’ın doğumunun bugün 16’ncı yıldönümü.
“GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ, HAYÂLÎ CİHANA DEĞER...”
Doğumundan, emeklemesine, büyüyüp 16’sına basma evresine kadarki her safhasında Haber Müdürü, editör, yazar, tasarım olarak destek verdiğimiz “Yeni Türkiye’nin Geleceği” Milat’ın yol hikâyesine bakıp da şair Hayâlî’nin, “Geçmiş zaman olur ki, hayâlî cihan değer...” dizelerini hatırlamamak mümkün değil.
Geçmiş deriz de, geçmiş hiç geçmez bazen... Acı, tatlı hâtıralar canlanıverir dizeler eşliğinde... Karacaoğlan’ın söze, Neşet Ertaş’ın iliklerine kadar hissederek saza döktüğü, “Nice sultanları tahttan indirdi, / Nicesinin gül benzini soldurdu, / Nicelerin gelmez yola gönderdi, / Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm...” dizelerine râm olan Süleyman Özgür’den İbrahim Sarp’a, Turgut Alp Boyraz’dan Ferhat Açıl’a, Mehdi Yılmaz’dan Cevat Yalçın’a, Maaz İbrahimoğlu’dan Serap Cömertoğlu’na, Nil Gülsüm’den Nurşah Doğan’a, Gülsüm İncekaya’dan Koray Taşdemir’e, E. Ethem Tiryaki’den Bülent Çolakoğlu’na, Enes Babacan’dan Serhat Kaya’ya, İhan Çulha’dan İsmail Zelvi’ye, Mehmet Sena Akkaya’dan Ahmet Çekin’e, Ali Yüksel’den Muhammed Bozkurt’a, Niyazi Köprülü’den V. Burak Başgöze’ye kadar daha burada ismini anamadığımız nice dostumuz, gönüldaşımız, arkadaşımız, meslektaşımız Milat’ın “Kalem Odası”na uğrayarak ayırdı yollarını...
Ayrılık ne kadar mukadderse, ölüm de öyle... Yıllarca aynı çatı altında mesai yaptığımız Erkan Özcan elim bir trafik kazası sonucu, Yasemin Sarıtemur ise düştüğü hastalığın pençesinde ızdırap içinde daha hayatlarının baharında sarılıp bir parça kefene amelleriyle fâni âlemden bâki âleme göç eyledi...
Ayrılıklar, ölümler arasında bizim payımıza da varlık içinde yoklukla sınanmak düştü...
Vesselâm...
HAMİŞ: Osmanlı Devleti’nin ilk yayım organı Takvim-i Vekayi’den (1831) sonra 21 Ekim 1860’ta Agâh Efendi ve İbrahim Şinâsî tarafından yayımlanan ve sahibi Türk olan ilk özel fikir gazetesi Tercümân-ı Ahvâl’in çıkış günü Türk basınınca “Dünya Gazeteciler Günü” olarak kutlanmaya başlandı. Bu vesileyle Hak ve hakikatten asla ödün vermeden doğru habere ulaşmak ve yaymak için çalışan bütün meslektaşlarımızın “Dünya Gazeteciler Günü”nü tebrik ediyoruz.