Başkan Recep Tayyip Erdoğan, bir haftalık Washington ve Berlin'de çeşitli temaslarda bulunmak üzere ABD ile Almanya'ya gitti. Türkiye'de çok fazla dikkat edilmedi ama Erdoğan'ın ABD dönüşü, Almanya'ya üç günlük ziyarette bulunması, dönüş yolunda yapılmış bir ziyaret değildi. 'Yeni dönemin ruhunun' Ortadoğu başta olmak üzere uluslararası ilişkilerde yaşanan bir paradigma değişimin artık eyleme dönüşme çabasıdır. Basit bir ifadeyle uluslararası karşı ittifak blokları arasında yapılmış bir ziyaretti.

Özellikle vurgulamak isterim; Erdoğan'ın TBMM açılış konuşmasının büyük bir kısmı dış politika, Doğu Akdeniz, bağımsız Türkiye ve ekonomik savaşa önemli mesajlarda analizimizi doğruluyor.

Erdoğan'ın Almanya ziyareti, Washington'a karşı bir müttefik aramak için Berlin'e gittiği neredeyse hiç gizlenmedi. Yani açık pozisyon aldı, Türkiye. Nitekim Erdoğan, önce BM Genel Kurul'unda ABD ve İsrail'i topa tutan önemli bir konuşma yaptı. Ardından Alman sağlık, otomotiv ve teknoloji şirketlerinin Türkiye'de yatırımlarını artırması konusunda özel olarak Cumhurbaşkanlığı yatırım ofisiyle iletişimini şekillendirdi. Almanya Türkiye'nin istekleri konusunda -ekonomi ve konjonktürel nedenlerden- cömert davranıyor.

ABD'deki temaslarda ise; Erdoğan'ın BM'de yapılan konuşması ön plana çıktı. Sonrasında Türk ekonomisi ve kamu yönetimi için McKinsey isimli uluslararası danışmanlık şirketiyle mutabık kalındı. McKinsey'e Türk kamuoyu, muhalefet, hatta bir kısım AK Partili oldukça karamsar baktı. Oysa bir konu hep ıskalandı; Türkiye'nin bir finans sıkıntısı yaşadığı gerçek. Bu anlaşma sadece uluslararası arenada oluşturulan baskıyı azaltma çabasından başka bir şey değildir. Hükümet, emperyalistlerin vahşi saldırısına ülkeyi teslim etmiyor. Ancak unutmamak lazım ki; Ortadoğu ve Latin Amerika'da McKinsey'in çalışmalarını takip eden bir araştırmacı olarak McKinsey'in matah bir şey olmadığı açık. Dikkat edilmeli. Ez cümle McKinsey meselesi, Türk karar alıcılarına bir manevra kabiliyeti için danışmalık adı altında hizmet alımından başka bir şey değil.

Türkiye ve Dünya, son 300 yıldır, emperyalistlerin kendi içerisinde düştüğü bir savaşın ortasında. An itibariyle de bir ekonomik saldırı altında. 1. Dünya Savaşı'nda prangalanan Türkiye'nin doğumu da oldukça sancılı geçiyor. 2.Dünya Savaşı'ndan sonra İngiltere, dünya hakimiyetini ABD'ye terk etmişti. Şuan dönemin Almanya'sı İngiltere olmuş durumda. Almanya'da tıpkı Türkiye gibi bu krizi fırsata çevirme niyetinde. Dolayısıyla iki büyük aile arasında yaşanan kavga, Avrupa ve Dünya ülkelerini çeşitli ittifaklara itiyor.

Washington'un, ABD ve Avrupa arasındaki gerilime denk gelecek şekilde, Erdoğan hükümetine karşı da hareket ettiği açıkça ortada. Bu blok içersine Çin, Rusya, İran ve Katar'ı da katabiliriz. Özetle Rothschild ailesi ABD'yi ve Amerikan dolarını tedavülden kaldırmak istiyor. Çin-Londra ipek yolu projesi, Türkiye, Katar, K.Irak, Kudüs, Brezilya, Arjantin, Hindistan, G.Afrika, Pakistan, Nijerya, Katalonya, Suriye ve ekonomik savaşları konuları/coğrafyaları aslında Rothschild–Rockefeller veya İngiltere-ABD ya da Amerika-Avrupa'nın kaya gazı temelinde dünya sınırlarının yeniden dizayn etme savaşının rekabet alanıdır.

Türkiye'de bu savaşın ortasında ve bir ittifaka itiliyor. Oysa Türkiye hiçbir ittifaka tabii olmak istemiyor. Bilakis bağımsız yol alabilmenin derdinde. Her ne kadar bir ittifak kuracak gücü olmasa da, blokların ağırlığını değiştirebilecek bir kudrette.

Özetle Erdoğan Türkiyesi, dik durmak istiyor. ABD ile ilişkilere artık güvenmiyor. Türkiye'nin ciddi bir çevreleme ile karşı karşıya olduğunu ve ABD'in Türkiye'ye yönelik bir işgali olduğunu düşünüyor/biliyor. Bunun için önce ekonomik ittifak kurarak başta İngiltere olmak üzere Almanya, Fransa, Katar ve Çin'le ortaklık geliştiriyor. Rusya ile askeri ittifak kuruyor.Kanaatimce de doğru yapıyor. Erdoğan'ın geçen haftaki temasları ABD-Avrupa savaş blokları arasında, ABD'ye karşı alınmış bağımsız açık bir pozisyondur.