0
Çok değil zamanı 100 yıl geriye döndürebilsek, Türkiye Suriye diye bir sınır çizgisi göremeyicektik. Bugünkü sınırın güneyinde yaşayan insanlar Osmanlı vatandaşıydı ve kuzeyde olanlarla yakın akrabaydılar. Aynı orduda savaşıp vatan topraklarını birlikte savunuyorlardı. İttihat ve Terakki anlayışı 100 senede öylesine bir beyin yıkama faaliyeti gerçekleştirdiki sanki tarihin hiç bir döneminde birbirini tanımamış yabancılar haline geldik bu insanlarla.
Suriye'nin kuzeyinde bir Kürdistan kuruluyor diye ortalığı ayağa kaldıranlar herzamanki gibi sığ düşünceli, bir medeniyet projesi geliştiremeyecek kadar kalitesiz, fakat suyun başını tutmuş malum çevreler. Onlara kalsa Kürtleri, Türkmenleri, Arapları, Süryanileri, Ezidileri boşverelim, herzaman yaptığımız gibi Gladyo ile iş tutmaya devam edelim. Elit tabaka bir ayağı yurdışında bir ayağı istanbul'da ülkenin kaymağını yesin... Halk ise üçüncü dünya standartlarında sefalet içinde yaşasın...
Yaşasında, kazın ayağı öyle değil artık. Dünya değişti. Sen hep aynı kalsan da değişti.. Hala burnun havalarda ne kadar modern, ne kadar bilgili, ne kadar ilerici, aydınlanmacı havalarla sapına kadar para gözlü olduğunu, paylaşmaktan nefret ettiğini gizlemeye çalışıyorsun.
Dünya değişti, hemde çok değişti. O küçümsediğin, hor gördüğün kişiler şimdi senden daha bilgili, daha gelişimci, üstelik senden daha çok hoşgörülüler. Sen başkasının ürettiğinin Türkiye bayiliğini yapıyordun bunlar üretmek için çabalıyorlar.
Suriye'de bir Kürdistan kurulacak. Ne kadar çırpınsan nafile.
Mesele bu Kürdistan, Gladyo'nun Erdoğan'a bir ders vermek için zorunlu desteklediği bir Kürdistan mı olacak yoksa Türkiye ile birlikte hareket edecek, barışçı, kalkınmacı bir Kürdistan mı olacak.
Türkiye Suriye'nin kuzeyinde bir Kürdistan'a hamilik yapmalı. Kürdün yaşadığı her yer Türkiye'dir. Türkün yaşadığı her yer Kürdistan'dır. Bu anlamda Suriye'nin kuzeyinde kurulacak Kürdistan Türkiye olacaktır. Burda üzerinde durulması gereken en önemli husus şu; PKK güdümündeki PYD böyle bir işbirliğinin içinde yeralır mı? Bunda belirleyici olan Türkiye'nin tavrı olacaktır. Türkiye Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanı mı olmak istiyor yoksa Gladyo'nun ucuz emek gücü olarak kullandığı eyaleti mi? Eğer Türkiye Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanı olursa yani fabrika ayarlarına dönerse, PKK ve PYD nin Türkiye ile işbirliği yapmaktan başka yolu kalmayacaktır aksi haldi tasfiye olurlar.
Türkiye Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanı olmak istiyorsa ivedilikle çözüm sürecini bir sonuca bağlamalı (sadece birilerini muhatap alınıp Kürtlerin diğer kesimlerini görmezden gelerek değil tabiki). Kürtçe Türkiye'nin ikinci resmi dili olmalı. Kosava'da Türkçe dördüncü resmi dil oldu diye sevinç çığlıkları atan sevgili medyamız aynı duyarlılığı Kürtçe Türkiye'nin ikinci resmi dili oluncada gösterebilmeli. Kürt kimliği anayasa önünde tanınmalı. Kürtler kurucu halk olarak tarif edilmeli. Eyalet sistemine geçilmeli, sistem Türk ve Kürt halkı üzerinde yeniden dizayn edilmeli. Bu Irak, Suriye ve İran Kürdistanı'na örnek teşkil edecektir. Bir sonraki adım kaçınılmaz olarak Ortadoğu ekonomi birliği olacaktır.
Kürtçe yok olmaktan kurtuldu.
İlber Ortaylı "efendim Kürtçe okul yasaktı, öğrenmek de yasak değildi ya, öğrenselerdi" dedi bir programda. Ben fakirlik edebiyatından siyaset devşirenler memnun olsun diye pekte haksız olduğunu söyleyemeyeceğim İlber Ortaylı'nın. Bejan Matur "yasak bir dil yeraltına iner ve orda yoluna devam eder fakat bu Kürtçe'de söz konusu olmadı" der. İçerden ve yıllarca devlet Kürtçe'yi yasakladığı için Kürtçe öğrenemedik edebiyatını epey kullanan biri olarak söyliyeyim "çok halk tanıdım fakat Kürtler kadar kendi diline yabancı, kendi dilini aşağılayan bir ırk tanımadım." Piyasada sıkı Kürtçü diye dolaşımda olanlarda dahil Kürtçe'ye karşı inanılmaz negatif bir yaklaşım söz konusuydu. Şanlı Kürtçülerimizin çoçukları bile Kürtçe konuşmayı kıroca buluyorlardı. Tabi Kürtçe'nin bunda bir suçu yok. Suç, Kürtçe gibi harikulade bir dili keşfedememiş, cahilliği paçalarından akan ve bundanda hastalıklı bir mutluluk duyan bu tiplerdeydi.
Bu gün ise durum farklı.
Insanlar akın akın Kürtçe öğrenme yarışındalar. Çünkü Kürtçe para ediyor. Allah Ak Partiden razı olsun, Türkiye'de Kürtçüler tarafından bile aşağılanan bir dili bugün prestijli bir dil haline getirdi. Kürtçe yayın yapan epey televizyon kanalı var ve iyi Kürtçe bilen eleman ihtiyaçları doğdu. Bunların yetişmesi Kürtçe okul pazarının doğmasına sebep oldu. Bu okulların eğitmen ihtiyacınının karşılanması için üniversitelerde bölümlerin açılmasını da beraberinde getirdi. Zincirleme bir şekilde büyüyen bir Kürtçe gerçeği var şimdi Türkiye'de.
Ahmed'i Xani bu günleri görseydi, Erdoğan'ın alnından öperdi herhalde.
Kavramlar doğru kullanılmadan…
İnsan beyni her zaman işin kolayına kaçmaya eğilimlidir. Hele sosyolojik tanımlamalar yaparken mevcud şablonları kullanılmaya bayılır bireyler. Sokaktaki insan için bu anlaşılabilir bir durum. Anlaşılır olmayan şey, çok ciddi paralar kazanan yazar çizerlerin aynı beyin tembelliği ile hareket ediyor oluşu. Bilinmesi zaruri olan bir şey varki; kavramları yanlış kullanarak doğru sonuçlara ulaşılmaz. Örneğin basmakalıp entellektüellerimizin çok sevdiği "Muhafazakar" kavramı..... Toplumun bir kesimini bu kelime ile tarif etme yoluna gitmek elbette kolay, fakat doğru değil. Bu kelime Arapça ve muhafaza kökeninden geliyor. Bir şeyi muhafaza eden kişi olarak tarif edebiliriz muhafazakar kelimesini. Peki bir şeyleri muhafaza etme derdi olmayan kaç kişi tanıdınız siz sevgili yazarlar? İnsanlık tarihinin her döneminde muhafaza etmek istediği değerleri olmuş insanların ve bu değerleri yıkmaya çalışanlar da olmuş. Yıkmayı becerdikleri taktirde anında roller değişmiş. O halde kim muhafazakar kim devrimci buna kim karar veriyor. Siz mi? Ne hakla?
Söylenmese eksik kalırdı.
"Bi gumana zanîna me, li dijî hîn bûna me dijminê herî mezin e"
"Bildiğimizi zannetmemiz, öğrenmemizin en büyük düşmanıdır"
-Dr.C. Bernard-