0
Türkiye Sünni, İran ise Şia'dır, bu sebeble birbirlerinin rakibidir diyenler gönüllerinden geçirdikleri şeyi dışa vuruyorlar aslında. Kendilerini çok zeki, ilerici zırvalıklar içinde görme alışkanlığında oldukları için bizden buna saf saf inanmamızı bekliyorlar. İran 30 milyonluk Türk nüfusuyla dünyanın en büyük ikinci Türk devleti. Bunu bileceğiz evvela. İran'da yöneticilerin önemli bir kısmı Türktür. Türkçe konuşurlar. Bizde bazı kesimlerin çok sevdiği Şah Rıza Pehlevi döneminde Türkler asimilasyona tabi tutulup Farslaştırılmaya çalışılmışsada İslam devrimiyle beraber bu politikadan vazgeçilmiş Türklük ve Türkçe önündeki engeller kaldırılmıştır. İran'ın bir numaralı devlet adamı Ayetullah Ali Hamaney Türktür ve milyonlara Türkçe seslenir. Fars diyarında çok önemli bir isim olan Safevi devletinin lideri Şah İsmail Türktü ve şiirlerini Türkçe yazardı. İlginçtir, Osmanlı imparatoru Yavuz Sultan Selim ise divanını Farsça yazmıştır. Osmanlı'da Farsça yoğun olarak kullanılan dört dilden biridir ve devlet yazışmalarında kullanılırdı.
Gladyo'nun İran'a olan yaptırımları kaldırması Türkiye İran arasındaki ilişkileri tekrar gündeme getirdi. 35 yıllık ambargo döneminde zaman zaman Turkiye bu ambargoyu delme girişiminde bulundu, siyasi ve ekonomik ilişkiler gerçekleştirmeye çalıştı. Hep çok sert şekilde cezalandırıldı sistemin efendileri tarafından.
İran ambargo yılları boyunca ekonomik olarak çok büyük darbe almış olmakla beraber şartların zorlaması ile kendi sanayisinin temellerini attı. Otomobil ve uçak üretme kapasitesine ulaştı. İran'ın birden bire kapılarını bütün dünyaya açması mümkün değil fakat eskiye oranla büyük bir gelişim olacağı kesin. Bu pastadan en büyük payı Türkiye'nin alma şansı ise epey yüksek. Türkiye ve İran arasında ilerde ortak pazar kurma potansiyeli üzerinden ilişkiler gerçekleştirilmeli. Hesaplar Türkiye, İran, Rusya, Kürdistan, Ermenistan, hatta Yunanistan'ın içinde bulunduğu ekonomi birliği üzerine yapılmalı. İran'la ilişkiler bu hedef üzerinde geliştirilirse 20 sene sonra farklı bir Ortadoğu ve Avrupa görme olasılığımız var.
HDP silahların vesayetinden kurtulabilir mi?
Dört beş yıl önceydi, İstanbul'un bir ilçesinde sahilde dolaşıyoruz. Önümüzde yürüyen bir grupta hareketlenme oldu. Bir bayan, grubun içinde sonradan emekli subay olduğunu anladığımız bir adamın yanına yaklaştı "paşam daha ne kadar bekliyeceksiniz neden müdahale etmiyorsunuz bunlara" türünden şeyler söyledi. Emekli subay "ben emekli bir insanım ne yapabilirim" falan dediyse de bayan bir askeri müdahalede ısrarcıydı. Kadının hareketlerinden bunalan emeklimiz "ya alın şu kadını başımdan" deyince çevredekiler kadını uzaklaştırdı. Bu bir zamanların Türkiye'sinin resmi. Subay kesmi askeri darbe rüyaları görmese de Türkiye'de bir kısım sivil, genaralleri hep tepede görmek arzusundaydı. Bu mevzu öncelikle psikoloji biliminin yetki alanına giriyor. Bazı siviller neden subay, silah, üniforma, postal tutkunudur analiz etmek lazım. Bunun tedavi edilmesi gereken ciddi bir davranış bozukluğu olduğu kesin. Doğum esnasında oluşan komplikasyonlar nedeniyle bu kişiler beyin hasarlı doğmuş olabilirler, buda onları üniformaya, postala, silaha karşı zaafları olan bireyler yapmış olabilir ve konu tıbbın alanında oldukça acil şifalar dilemekten başka yapacağımız bir şey yok. Fakat bunların, bizim de kendileri gibi silah, apolet, postal, uniforma hayranı olmamızı istemeleri çatışmaya yol açıyor. Türkiye, daha özelde Türklerin bir kesiminin, bu general hayranlığı bize epey pahalıya malodu. Her on senede bir darbe ve darbeye bağlı olarak bir üçüncü dünya ülkesi olma sunuldu bizlere.
Epey mücadeleden sonra Türkler, "siviller ülkeyi generallerden daha iyi yönetir" demeyi başardılar ve çok ileri adımlar attılar. Şimdilerde generaller zırt pırt, ülke sorunları konusunda fikir beyan etmiyorlar.
Türkler başardı fakat Kürtlerin bir kısmının üniforma, postal, silah zaafının olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız şimdi. Kürtler adına siyaset yaptığını iddia eden bazı kişiler bütün Kürtlere postal (mekap), üniforma (puşi-şalvar), general (gerilla) hayranı olmayı dayatıyor. "Biz bilmeyiz generallerimiz bilir" demekten epey mutluluk duyuyorlar. Hayatım boyunca (subaylık hayatım da dahil) kendilerine verilen görevler dahilinde kaldıkları sürece saygı duymakla birlikte hiç bir zaman bir generale hayranlık duymadım. Bir generalin benden daha akıllı veya becerikli olduğuna inanmadım. Benim için bir generalin devlet memurundan öte bir vasfı yok. Bundan sonra da ne Türk nede bir Kürt generale hayranlık duymak, kendimden üstün görmek gibi bir niyetim var. Sivillerin her zaman militarik kişilerden üstün olduğuna inandım, inanmaya devam ediyorum. En kötü siyasetçiyi en iyi generale tercih ederim.
HDP silahın vesayetinden kurtulup, tam anlamıyla sivil siyasetin gereğini yapabilir mi? sorusuna verilecek cevap evet olmalı. Türkler başardıysa Kürtler de başarabilir. Bunun Selahattin Demirtaş gibi liderlik vasfından uzak bir isimle olması zor görünüyorsa da, siyaset doğası gereği güçlü bir lideri HDP'ye dayatacaktır. İşte o lider silahların vesayetine karşı mücadele edecek ve yine siyasetin gereği olarak kaçınılmaz şekilde başarılı olacaktır. Türkler silah vesayetine karşı edindikleri tecrübeleri Kürtlere aktayarak süreci hızlandırabilirler. Sonuçta bin senedir birlikte yaşatan iki halk. Huyundan olmasa suyundan....
McDonalds'ın lahmacun karşısında hiç sanşı yok.
Fast food bizi esir alıyor diye feryat eden arkadaş! kaygılanmayı bırak. McDonalds'ın Lahmacun, Tiramisu'nun Baklava, Cola'nın Ayran, shakespeare'in Mevlana ve Ahmed-e Xani, Kabala'nın Tasavvuf karşısında hiç sansı yok. Kafası çalışan iki tane imagemaker tarihin akışını değiştirmeye yeter. Mesele McDonalds'ın senin kültürünü elegeçirme meselesi değil. Mesele senin bin yıllara dayanan kültürünü pespayeliğin içinde ziyan etme meselen. Elin memleketinde her köşe başına kebabçı açmayı kendine hak görüyorsunda McDonalds'ın senin memleketine şube açması neden dünyanın sonu oluyor? Lahmacuna ve kebaba olan derin saygıdan ileri geliyor bu kaygın desem…. O kapasiteye de sahip değilsin ki…..
Söylenmese eksik kalırdı.
"Pêşveçûn bê veguhêrandin ne gengaz e, û kesên ku nikaribe ramanên xwe biguherîne nikare tu tiştî jî biguherîne"
"Değişim olmadan ilerleme mümkün değildir, düşüncelerini değiştirmeyenler hiçbir şeyi değiştiremezler"
-Bernard Shaw-