1998 yılından bu yana iki yılda bir gezegenimizin sağlığını ve küresel biyolojik çeşitliliğini araştırıp güncelleyerek raporlar hazırlayan bir kuruluş var. Bu kurumun adı "Dünya Doğayı Koruma Vakfı" (WWF).
Gezegenimiz üzerinde yaşayan omurgalı türünün popülasyonundaki artış ve azalışların ölçüldüğü bir endeks olan "Yaşayan Gezegen Endeksi" bu vakıf tarafından hesaplanıyor. İşte bu vakıf ve Londra Zooloji Derneğince hazırlanan "Yaşayan Gezegen 2018 Raporu" yayınlandı. Raporda oldukça çarpıcı veriler var.
Son 50 yıl boyunca Ekolojik Ayak İzimiz (doğal kaynakları tüketme seviyemizi ölçen bir yöntem) %190 oranında artış gösterdi.
Gezegenimizdeki arazilerin sadece dörtte biri gerçek anlamda insan faaliyetlerinden uzak kalabilmiştir.
Yer üstü çeşitliliği kaybı, kirlilik ve aşırı besin yüklenmesi, aşırı otlatma, yoğun tarım, yangın, toprak erozyonu, çölleşme ve iklim değişikliği gibi faktörler nedeniyle toprağın biyoçeşitliliği tehdit altında bulunuyor.
Yiyecek üretimimiz ciddi anlamda (üretilen zirai ürünlerin %75'inden fazlasında kullanılır) bağlı olduğu "Polen Taşıyıcıların" (arılar, sinekler, kelebekler, güveler, yaban arıları vs.) bolluğu, çeşitliliği ve sağlığı, değişen iklim koşulları, artan işgalci türler ve ortaya çıkan hastalık ve mikroplar gibi çok sayıda etkenin tehdidi altındadır.
Bütün türler ve bölgeler için mevcut veriler kullanarak hesaplanan küresel endeks 1970 ile 2014 arasında omurgalı canlı popülasyonunda toplam %60'lık bir düşüş yaşandığını ortaya koymaktadır.
TÜRKİYE
Üzerinde yaşadığımız coğrafyayı, 160'ın üzerinde memeli, 460'dan fazla kuş, üçte biri endemik 10 bini aşkın bitki, 364 kelebek, 141 sürüngen ve çift yaşamlı ve 405 balık türü ile paylaşıyoruz.
Son 50 yıl içerisinde neredeyse yarısını kaybettiğimiz sulak alanlarımıza uğrayan kuş türü ve sayısı hızla azalıyor. Akarsularımız doğal yapısını kaybediyor, kıyılarımız yapılaşmaya teslim oluyor, endemizm açısından görece zengin makiler ile çayır ve meralar hızla elden çıkıyor. İklim değişikliğiyle birlikte artan kuraklık da bunu tetikleyici bir etki yapıyor. Sonuç olarak, dünyadaki genel eğilim doğrultusunda Türkiye'de de, Ekolojik Ayak İzi maalesef büyüyor. Ülkemiz biyolojik çeşitlilik için cazip bir coğrafya olmaktan giderek uzaklaşıyor.
1957-1958 yıllarında Suriye'den ülkemize gelen çöl çekirgesi akınını durdurmak için Güneydoğu Anadolu'nun büyük bir kısmı uçaklarla ilaçlandı. İlaçlamayla tarım ürünleri kurtarıldı ancak bölgede yaşayan ceylan, tilki, sırtlan, toy, mezgeldek gibi pek çok tür zehirlenerek öldü. Bundan kelaynaklar da nasibini aldı ve bütün koruma çabalarına rağmen Birecik'teki popülasyon 1970'li yılların başında yüzde 90 azaldı.
Özellikle son 40 yılda kıyılardaki plansız yapılaşma, endüstriyel balıkçılığın hızlı gelişimi, deniz kirliliği ve plastik sorunu, denizkaplumbağalarının yaşamını tehdit ediyor.
Kızılırmak Deltası'nda 70'li yıllarda 60-70 çift olan tepeli pelikan sayısı 1984 yılında 30-50 çifte, 1992 yılında da 6 çifte düştü.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2012'de 81 bin 074 ton olan hamsi üretimi ise 2017 yılında 68.211 tona düştü.
Raporda tüm bu tespitler yapıldıktan sonra konunun taşıdığı hayati önem vurgulanıyor. İstikrarsızlaşan iklimi, kaynakları tükenen okyanusları ve nehirleri, çoraklaşan toprakları ve boşalan ormanlarıyla biyolojik değerlerinden her gün biraz daha yoksun kalan dünyamızda insanlar için sağlıklı, mutlu ve refah dolu bir geleceğin olmasını beklemek mümkün görünmüyor. Bizi ayakta tutan şey dünya üzerindeki yaşam örgüsü…
Önümüzdeki yıllarda, yeşil finansman, temiz enerji ve çevre dostu gıda üretimi gibi çalışmalarla karbonsuz bir topluma geçişi acilen hızlandırmamız ve doğa kaybını durdurarak tersine çevirmemiz gerekiyor. Bunun yanında yeterli büyüklükte karasal ve denizel alanı doğal halinde korumamız ve iyileştirmemiz de son derece önem taşıyor.
Yaşayan Gezegen 2018 Raporunun uyarıları böyle!