Rivayet odur ki; Avcılar ile Küçükçekmece arasında yatır var.

Çünkü tüm İstanbul'da trafik yeşil iken, orası kırmızıdır.

Ya trafik kazası olur ya da araç bozulur.

Hemen hemen her gün bu böyledir.

Trafik kazası istatistiklerine bakarsak farklı bir sonuçla karşılaşmayacağız.

Fakat trafik kazaları çoğunlukla sürücü hatasından kaynaklanıyor.

Bir gün bahsi geçen güzergâhta aracınızla seyahat edin ve yanınızdan geçen araçların içine şöyle göz ucuyla bakın.

Hemen hemen her sürücü telefonuyla oynuyor.

Kimi konuşuyor, kimi mesaj yazıyor, kimi sosyal medyaya bakıyor.

Böyle bir ortamda kazaya şaşırmak da biraz garip oluyor.

Burada yatır mı var bilmem ama katır olduğu muhakkak.

Şimdi biraz rakamlara bakalım.

Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Başkanlığı verilerine göre, 2026 yılının ilk altı ayında Türkiye genelinde 328 bin 29 trafik kazası meydana geldi.

Bunun 285 bin 489'u yerleşim yerlerinde, 42 bin 540'ı ise yerleşim yeri dışında gerçekleşti.

İstanbul'a geldiğimizde ise ilk altı ayda 54 bin 204 trafik kazası kayıtlara geçti.

34 bin 245'i maddi hasarlı.

19 bin 959'u ise ölümlü veya yaralanmalı.

Bu kazalarda 76 kişi hayatını kaybetti.

24 bin 237 kişi yaralandı.

Rakamları okuyup geçmek kolay.

Ama 76 kişinin her biri bir aile demek.

24 bin 237 yaralı ise binlerce ailenin hayatına dokunan bir başka rakam.

O yüzden trafik kazalarını sadece "istatistik" olarak görmemek gerekiyor.

Bir de İstanbul'un ana arterlerine bakalım.

Radyo Trafik'in mobil uygulaması üzerinden derlenen verilere göre, 2026'nın ilk altı ayında İstanbul'da ana arterlerde ve trafiği etkileyen 8 bin 735 trafik kazası meydana geldi.

19'u ölümlü, 1.156'sı yaralanmalı.

Kazaların en yoğun yaşandığı nokta ise yine D-100 Avcılar.

Altı ayda 228 kaza.

Avcılar'ı 185 kazayla D-100 Küçükçekmece, 182 kazayla D-100 Haramidere takip ediyor.

D-100 Beylikdüzü'nde 139,

15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nde 116,

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nde 115,

Basın Ekspres İkitelli'de 101,

D-100 İncirli'de 98,

TEM Halkalı'da 74,

D-100 Yenibosna'da ise 69 kaza meydana gelmiş.

Şimdi bir düşünün.

Aynı güzergâhlarda aylar boyunca, yıllar boyunca tekrar tekrar kaza oluyor.

Ve biz her seferinde dönüp sürücüye bakıyoruz.

Elbette sürücüye de bakacağız.

Hatta önce sürücüye bakacağız.

Telefonla konuşuyorsa,

mesaj yazıyorsa,

takip mesafesine uymuyorsa,

hız yapıyorsa,

makas atıyorsa,

kırmızı ışıkta geçiyorsa...

Bunun savunulacak hiçbir tarafı yok.

Fakat aynı noktada sürekli kaza oluyorsa, biraz da o noktaya bakmak gerekiyor.

Yolun tasarımı doğru mu?

Şeritler doğru yerde mi birleşiyor?

Görüş mesafesi yeterli mi?

Aydınlatma yeterli mi?

İşaretlemeler anlaşılır mı?

Hız sınırı ile yolun yapısı birbirine uyuyor mu?

Bunları sormadan sadece "sürücü hatası" demek bana biraz kolaycılık geliyor.

Çünkü şehircilik biraz da budur.

Bir yere yol yapmak yetmez.

O yoldan kaç aracın geçeceğini hesaplamak gerekir.

Bir yere binlerce konut yapmak yetmez.

O konutlarda yaşayacak insanların sabah işe nasıl gideceğini düşünmek gerekir.

Yeni bir alışveriş merkezi yapmak yetmez.

Oraya hafta sonu kaç aracın geleceğini hesaplamak gerekir.

Yeni bir kavşak yapmak yetmez.

O kavşağın trafiği nereye taşıyacağını görmek gerekir.

Yani mesele sadece asfalt dökmek değil.

İnsanları o asfaltın üzerinde güvenli şekilde hareket ettirebilmek.

İstanbul'un artık trafikle ilgili yeni bir bakış açısına ihtiyacı var.

Daha fazla yol yapmak kadar mevcut yolları daha güvenli hale getirmeye de ihtiyacımız var.

Daha fazla kavşak yapmak kadar, mevcut kavşakların neden kazaya sebep olduğunu araştırmaya da ihtiyacımız var.

Daha fazla ceza yazmak kadar, insanları neden kurallara uymadıkları konusunda da düşünmeye ihtiyacımız var.

Ve belki de en önemlisi...

Trafik kazalarını "oldu, bitti" diye görmemek gerekiyor.

Çünkü bir kaza bittiğinde, geride çoğu zaman bitmeyen bir hikâye kalıyor.

Ve İstanbul artık yatır aramayı bırakıp, katırı bulmak zorunda.