Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement
Diyanet Vakıf

19 Kasım 2020

Kıyametin provası!

Hollywood filmlerindeki zombi karakterlerini aratmayan sahnelere canlı şahitlik ediyoruz. Birbirimizden kaçıyoruz. Birbirimize dokunmayarak mesafe açıyoruz. Her gördüğümüzle, her duyduğumuzla korkularımızı kat kat büyütüyoruz. 

Ölüm korkusu ile etrafımıza ilmek ilme ördüğümüz dostluklarımızı tek tek yıkıyoruz. Ne anne baba, ne evlat akraba, ne arkadaş komşu kapımızı çalmaz oldu. Ne gel ne de gelelim diyemez olduk.

Ne oldu bize Allah aşkına ne oldu? 

Bir yandan şarkılarımıza konu olan “Ölüm bile bizi ayıramaz” derken, taş binalarımızın içinde ayrılığın acısını istekli olarak yudum yudum içer olduk. Sanal ortamların verdiği hafif aydınlanma ile sevinerek, bir yandan da kendimizi kandırarak uzağı yakın eder olduk. “Meğer görüntülü konuşmalar bu günler içinmiş” der olduk.

Yıllar öncesi ismi ile gündeme düşen, görünürlüğü ile bir yıldır bütün insanlığı insanlığından eden, ölüm korkularının pençesinde parçalayan, bir sabun ve suya dayanamayacak kadar da güçlü olmayan Korona bizi bizden eden değil mi?

Öncelikle yalnızlaşmamızı sağlayan, devletler arası gezileri iptal ettirerek turizme, sanata etkinliklere engel olan, eğitimi evlere aldırarak bütün öğrencileri ellerinden almaya çalıştığımız bir kutunun içine hapseden, hayal dünyalarını görselliklerini arkadaşlıklarını öldürerek yalnızlığa iten zayıf Korona virüsü değil mi?

Ne büyük fabrikalara ne de iş sahalarına girememesi sizce normal mi?

Çin’de bir yarasadan bir Pazar yerinde buluştuğu hikayesi ile bize paket edilen, nisandan beri aynı seyirde seyreden Korona neden bütün Çin de yayılmadı?

Önceleri çok uzaklardan haber alırken şuan en yakınlarımızda acıları ile gündemimizi tamamen kapladı. Her gün görmemek duymamak için ne televizyona ne de telefona baktırmayıp “artık yeter” diye isyan ettirdi. 

Hayalleri arzuları, istekleri bir bir bitirip bu günleri kafamızda büyüten bizlere daha ne yaralar açacağı her aklı başında olanın malumu değil mi? 

Dezenfekte edeceğiz, mikropları öldüreceğiz diye ellerimizi mahvettik. Maske kullanarak yeteri kadar beyne hava gitmemekle aklımıza verdiğimiz zararı düşünmek bile istemiyorum. 

Her esen yelde nem kapmaya hazır olan evhamlı halimizin psikolojimizi iyice alt üst etmesi ile ruhsal sıkıntılarımıza kim çare olabilecek?

Öyle görülüyor ki bu işe yetecek eleman bulunmayacak. Zira yetişmiş uzmanlar bile bu furyanın etkisi ile kendini heba etmiş durumda. Birileri artık bu gidişe dur demelidir. 

Dünya gündeminin savaşlarla boğuştuğu, toprak istilalarının hâlâ olduğu, kanların  ve gözyaşlarının hâlâ aktığı, topraklarından akın akın mülteci akımının hâlâ olduğu, kız çocukların ırzına hâlâ geçildiği, bedenlerinin canlı canlı parçalanarak içlerindeki organlarının boşaltıldığı, LGBT lobilerinin aileyi ve geleceği bitirmek için hâlâ gündemde olduğu vs. bir ortamdayız.

Kornonanın dünya gündemine korku ve dehşetten başka değiştirdiği ya da verdiği bir şey var mi?

Her güne hatta her saate Korona haberleri ile başlamak dünyada, ülkede, evimizdeki olumsuzlukları önleyebiliyor mu?

Bütün bu sitemlerimi makaleme konu yaparken elbette yalanlama yapmıyor, olanın üstünü örtmek istemiyorum. Lakin adım adım bir yere doğru getirilişimize, hayallerimizden soyutlanıp kendi derdimizin içinde boğuluşumuza, derde derman olmayı bırakıp birilerinin bizim için oluşturduğu bataklığın içine boğuluşumuza da şahit oluyorum.

İnsanlığımızın göstergesi beş duyu organımızı kullanamaz  olduk. Dokunma, koklama, tatma duyumuzu yitirdik. Geri kalan duyma ve görme duyumuzu ise medyanın bize sunduğu sığ bakışla kapattık. Ne görür ne de duyar olduk. Evlatlarımız bizden, biz de anne babamızdan, evlatlarımızdan, eşlerimizde kaçar olduk. 

Yoksa kıyametin provasını mı yaptık? Ya da kıyamet kopuyor da biz kendimizi mi aldatır olduk?