Kapitalizme mahkûm edilen dünyada, nasıl da savruluyoruz. Hâlbuki biz, yoktan var eden, Her şeye kadir olan, dilediğini sadece “kun” emriyle yani “ol” demekle var veya yok eden kadiri mutlak olan Allah'a (cc) iman etmiştik. O dilediğini hiçbir güç engelleyemez ve o dilemeden hiçbir şey olmaz. Dolayısıyla her şey onun kontrolü altındadır. Resulullah (sav)’ın buyurduğu gibi: “Allah’ım! Senin verdiğini engelleyecek yoktur. Senin engellediğini de verecek yoktur. Sana rağmen hiç kimse, hiç kimseye fayda (veya zarar) veremez.” (Buhari, Mislim)
Sadece Azerbaycan ve Ermenistan arası değil, dört bir
yanımızda savaşlar var. Tüm bu savaşlarda, görünen o ki, asıl hedef, ümmetin
son kalesi ve hilafet sancağının düştüğü mekân olan Anadolu’dur. İşte tüm bu
badirelerden selametle çıkıp ayağa kalkmak ve ümmeti de ayağa kaldırmak için,
zafer yolunda bize ışık tutacak bir kıyas yapalım.
Evet, Uhud ve Huneyn Savaşları enteresan ve ibretlerle dolu
iki savaştır. Öyle ki, kıyamete kadar gelecek tüm müminlere çok yönlü ışık
tutacak savaşlarıdır. Bu savaşlardan alınacak sayısız dersler var elbette.
Ancak biz günümüze dair bir karşılaştırmayla yetinelim.
Bilindiği üzere bu her iki tarihi savaşın da iki aşaması
vardır ve bu aşamaların her biri diğerinin zıddıdır. Uhud Savaşı’nın başlangıcı
zafer, sonucu hezimettir. Huneyn Savaşı ise tam tersine başlangıcı hezimet,
sonu zaferdir. Peki, bu nasıl ve neden olmuş ve günümüz açısından nasıl
değerlendirebilir? Bunun için bu iki savaşı birkaç açıdan karşılaştıralım.
- Fiziki güç yönüyle; Uhud
Savaşı’nda Ashab-ı Kiram (Rıdvanullahi aleyhim ecmaîn) 700 kişi, müşrikler
3000 kişidir. Yani insan gücü olarak müşrikler dört kat daha fazladır.
İslam ordusunun 2 atına karşılık, müşriklerde 200 at vardır. Yani atlar
yüz kat daha fazladır. İslam ordusunun 70 devesine karşılık şirk ordusunun
700 devesi vardır. Yani on kart fark… Tabi silah teçhizat, erzak ve
mühimmat açısından da durum aşağı yukarı bu minvaldedir.
- Ama Huneyn Savaşı’nda
müşriklerin 8000 kişilik ordusuna karşılık, İslam ordusunun 12000 kişilik
gücü vardı. Diğer maddi imkânlar ve fiziki güçler konusunda da İslam
ordusu, şirk ordusundan daha aşağı değildi.
- Ancak Uhud Savaşı’nda
İslam ordusu maddi imkânları ve fiziki güçlerine değil, sadece ve sadece
Allah (cc)’ın yardımına güvenmektedirler. Allah (cc) da yardım edince,
zafer mukadder oldu. 700 kişilik İslam ordusu, 3000 kişilik şirk ordusunu
önüne katıp kovaladı, darma dağın etti. Ancak ne zaman ki İslam ordusu
içinden bazı sahabeler dünyalık ganimete meylettiler, dünyalık fanileri,
ebedi olan Allah (cc)’ın rızasına tercih ettiler. İşte o anda savaşın
seyri değişti. Kesin zafer, acı bir hezimete dönüştü.
- Buna mukabil Huneyn
savaşında, Müslümanlar Allah (cc) yardımından ziyade kendi imkânlarına ve
maddi güçlerine güvendiler. Bu sebeple de Allah (cc) onları ibreti âlem
bir imtihanla imtihan etti. Kur'an’ın ifadesiyle, yeryüzü başlarına dar
geldi. “Şüphesiz Allah size pek çok
yerde ve Huneyn gününde yardım etti. O gün çokluğunuz sizi böbürlendirmiş,
ancak bunun size bir yararı olmamıştı ve bütün genişliğine rağmen yeryüzü
size dar gelmişti. Sonra da bozularak arkanızı dönüp çekilmiştiniz.” (Tevbe
25)
- Ama az bir grup sahabe
(Rıdvanullahi aleyhim ecmaîn) silkinip kendine geldi. Allah (cc) a
dayandı. Resulullah (sav) etrafında
pervane oldular. Allah (cc) onlara yardımını gönderdi. Allah (cc) yardımı
geldiği an, mutlak hezimet, zafere dönüştü.
Yani…
Hayatımızın her alanında; savaşta da barışta da… Ticari,
iktisadi, askeri, sosyal, kültürel, kısaca hayatımızın tamamında, Allah (cc) a
güvenip dayanırsak ve özellikle onun yardımını hak edersek, bizi yenecek bir
güç yoktur. “Ey iman edenler! Siz eğer
Allah'a [Allah (cc)’ın dinine] yardım ederseniz O da size yardım eder ve
ayaklarınızı sağlam tutar.” (Muhammed 7) “Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız
bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a
tevekkül etsinler.” (Âli İmran 160)
Ama onun
yardımını kaybedersek, iki yakamız bir araya gelmez. Geçici olarak kimi
başarılar kazansak da sonunda yine kaybedenlerden oluruz. Şu hâlde; sadece
devlet erkanı değil, hep beraber kendimize gelelim. Rabbimize dönelim. Onun
emir ve yasaklarına tabi olalım. “Muasır medeniyet” falan martavallarıyla
yönümüzü batasıca batı kültüründen Allah'ın (cc) şeriatına, İslam’a dönelim. O
zaman dünyada huzurlu ve aziz, ahirette cennetlik oluruz. “Allah (cc) var gam
yok.”