0
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 998 günlük aradan sonra tekrar partisinin başına geçti. Ancak bu 998 günlük ayrılık AK Parti'de bazı kırılma ve çatlaklıklar yarattı. Siyasetin doğası gereği liderin olmadığı bir partide bazı aksaklıklar, eksiklikler, yanlışlıklar olur. Kaçınılmaz olarak AK Parti'de de benzer bir süreç yaşandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın partisinin başında olmayışı AK Parti'yi bir miktar savurdu.
Bu savrulmanın en başında "iletişim" geliyor.
AK Parti, en güçlü olduğu alan olan "dil ve söylem" alanında savrulmaya başladı.
AK Parti, en başarılı olduğu "siyasi iletişim"den irtifa kaybına uğramaya başladı.
AK Parti, Erdoğan'ın başında olduğu dönemlerde iletişim problemi yaşamıyordu. AK Parti adına konuşacak kişiler, saygınlığı olan kişilerdi. Dil ve retoriğe azami ölçüde riayet ediliyordu. Özellikle Erdoğan'ın "lider kültü" AK Parti'nin "parçalı/dağınık görüntü" vermesinin önüne geçiyor, demeç ve açıklamalar belirli bir "disiplin" çerçevesinde yapılıyordu.
AK Parti adına konuşanların kullandığı üslup oldukça mütevazı bir üsluptu ve konuşan herkes muarızını ötekileştirmeden, infaz etmeden konuşuyordu. AK Parti'nin kullandığı "pozitif ve yapıcı dil" AK Partili olsun veya olmasın tüm toplum kesimleri tarafından takdirle karşılanıyordu. Bu açıdan AK Parti, Türkiye siyasetinde yıllarca kullanılan "negatif ve yıkıcı dili" de değiştirmiş ve siyaset kurumunun itibarını yükseltmiş oluyordu.
Ne var ki, Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilip Külliye'ye gitmesiyle beraber AK Parti'de boşluklar oluştu. Bu boşluğu doldurmak isteyen "lejyoner bir medya" ortaya çıktı. Her önüne gelene parmak sallayan, itibar suikastı yapan, FETÖ'nün kullandığı yöntemlerin bir benzerini kullanarak insanlara iftira atan, karalayan, yaftalayan ve racon kesen "tetikçi bir medya" türedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 998 günlük ayrılığının en büyük maliyetlerinden birisi bu "lejyoner medyanın palazlanması" oldu.
Çünkü racon kesmede iş, AK Parti milletvekillerine, Bakanlara, AK Parti Genel Başkan Yardımcılarına parmak sallama küstahlığına kadar gitti. Ve kesilen tüm raconlar, "AK Parti adına" ya da bizzat "Reis adına" kesildi. Haliyle "bundan rahatsız olanlar öbeği" oluşmaya başladı. Bu öbek gün geçtikçe büyümeye başladı. Çünkü bu lejyoner tayfanın kullandığı yöntemler "aşağılık" yöntemler olmakla birlikte AK Parti'ye hiç yakıştırılmayan yöntemlerdi.
Oysa AK Parti'nin buna ihtiyacı yoktu.
AK Parti, siyasete ve halka yön vermeye çalışan, toplum mühendisliğine soyunan "pijamalı plaza medyasına" karşı durarak, onlarla mücadele edeceğini beyan ederek var olmuş ve bugünlere gelmiş bir partiydi.
Günün sonunda AK Parti adına konuşan medyanın AK Parti'nin yıllarca mücadele ettiği medyaya benzemesi kabul edilemezdi.
Tüm bunlar herkesin gözü önünde oluyor, ancak hiç kimse bu kötü gidişe "dur" demiyordu.
İşte bu tartışmaların zirve yaptığı bir dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan devreye girdi ve henüz yeni oluşmaya başlayan bu yaraya neşteri vurdu.
"Benim adım kimse racon kesemez" dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisi adına konuşan, kurşun sıkan, adam asmaca oynayan, her önüne gelene hakaret yağdıran, tehdit eden, her çıktığı ekrandan zehir akıtan lejyoner medyanın bıraktığı hasarı çok net gördü ve buna "dur" dedi.
Liderlik de bu olsa gerek.
Gerektiği anda, milletin sesini dinleyerek, hiç korkmadan, hiç geri adım atmadan yaraya neşter vurmak!
Lider Erdoğan da bunu yaptı. Neşteri vurdu!
Şimdi, iletişimde oluşan bu hasarı bir an önce gidermek gerekiyor.
Kırılan kalpleri onarmak gerekiyor.
Çünkü önümüzde çok önemli bir tarih var.
2019 seçimleri var.
Ki bu tarihin bir telafisi de yok!
Bir an önce "iletişim problemini" ortadan kaldırmak, eski günlere geri dönmek gerekiyor.
AK Parti'ye yakışan, seviyeli, düzgün, ehliyet ve liyakat sahibi temiz bir medyanın oluşturulması gerekiyor.
Bu milletin lideri olan Erdoğan'ı kendi çıkarları için zırh yapan, toplumu kutuplaştırmaktan başka bir işe yaramayan ve AK Parti'ye zerre katkısı olmayan medyanın bünyeden söküp atılması, yerine bütünleştiren, çıkarları için değil maslahat için, dava için, ümmet için kalem oynatan, söz söyleyen, fikir üreten insanların getirilmesi gerekiyor.
"Yenileşme"nin sadece teşkilatlarda değil, çok radikal bir biçimde medyada da olması gerekiyor!
Türkiye'nin medyada yenileşmeye ihtiyacı var.
En çok da AK Parti'nin…
Çünkü 998 günlük fetret dönemi bitti!