Aslında konu belli… İçeriği ise ÇOK BİLİNMEYENLİ BİR DENKLEMİ andırıyor. Hangi yönden bakarsak bakalım, sonucun bambaşka bir yere çıktığı muhakkak. Evet, ABD'nin bir anda Suriye'den çıkma kararı almasından bahsediyorum. Tüm dünya şaşkınlıkla olup biteni izlemekle meşgul… "Kartlar yeniden karılıyor" tabirini hak eden bir iklim yaşanıyor tabiri caizse… Peki, Trump'un ifadesiyle "7 Trilyon dolar" harcadığı bir coğrafyadan, sessiz sedasız çekilmeleri sizce ne kadar mümkün? Şayet öyleyse Suriye'de inşa ettikleri 20 küsur askeri üssü ne yapacaklar? Yada 2019 bütçesinde SDG'ye ayırdıkları milyon dolarlarca yardım ne olacak? Yoksa yıllardır silah yığdıkları PYD/YPG'den, terör koridorundan, Akdeniz kaynaklarından vaz mı geçiyorlar? Gerçekten neler oluyor? Gelin beraberce kısa bir analiz yapalım.
Evvela ABD'nin bu tavrı, Suriye planlarının BOŞA ÇIKTIĞININ bir nevi resmi olarak değerlendirilebilir. ZOR OYUNU BOZAR demiştik ya! Devletimizin uyguladığı etkin dış politika, K.Suriye topraklarına yapılan operasyonlar ve Fırat'ın doğusuna yönelik sergilediği kararlılığın, çekilme kararında başrol oynadığı inkar edilemez. Astana ve Soçi mutabakatıyla sağlanan bölgesel işbirliği ise tuzu biberi oldu adeta. O nedenle istediğini alamayacağını anlayan ABD yönetimi için, FARKLI BİR YOL İZLEMEKTEN başka çere kalmadı dersek yeridir. Keza ABD'nin çekilmesi, Suriye krizinde TARAF OLMAYACAĞI anlamı taşımadığı gibi Suriye'ye ASKERİ MÜDAHALE ETMEKTEN DE GERİ DURACAĞI manasına gelmiyor.
Bu açıdan nasıl bir oyun kurguladıkları ile alakalı, türlü senaryoların yazılıp-çizildiğini görüyoruz. Mesela Trump'un; "Türkiye'nin de içinde olduğu diğer bölge ülkeleri DEAŞ'ın çaresine bakmalı" ifadeleri bu senaryoların üretim noktası. Zira "diğer bölge ülkeleriyle" Rusya, İran, Irak, Suriye, Arabistan, BAE ile BOŞLUK DOLDURMAK isteyen bazı batılı güçlerin kast edildiği net. Hal böyle olunca bu ülkelerin sahada karşı karşıya gelme ihtimalini kesinlikle yadsımamak gerekiyor. Nitekim Askerlerimizin Münbiç'e hazırlandığı bir dem, rejim güçlerinin Arimah beldesine girmesinin aynı izlere sahip olduğu tartışılmaz.
Stratejistlerin ön gördüğü diğer bir senaryo da, direk ASTANA MUTABAKATINA YÖNELİK seyrediyor. Bu açıdan Türkiye'nin Suriye'de bulanan askeri varlığının, ABD'nin sahadan çekilmesiyle yeniden gündeme taşınması hiçte olasılık dışı görülmüyor. Ne var ki İran'ın, Rejimin hatta Rusya'nın, değişik zamanlarda "Afrin'in kontrolü Suriye hükümetine devredilmeli" şeklinde kurdukları cümleler, hala hafızalardaki yerini korumakta. Bu ise İLERİDE "Fırat Kalkanı", "Zeytin Dalı" ve "İdlib" mevzularının, TARTIŞMAYA AÇILMASI gibi şüpheli bir hususu akıllara getirmiyor değil. Yani Jeffrey'in; "Astana'nın fişini çekme vakti" ifadesiyle tarif ettiği bir durumun en bariz sonucu…
Tabi tüm anlatılanların dışında, ABD'nin G. Kıbrıs'ta bir askeri üst kurma çabasını da unutmamak elzem. Elbette Rum kesiminin garantörü İngiltere'nin, buna ne derece rıza göstereceğini tahmin etmek güç değil. Lakin Suriye'den çekildiğini söyleyen ABD'nin, Akdeniz'e yoğunlaşması ve özellikle de İsrail, G.Kıbrıs ve Yunanistan ortaklığını savunabilmesi için burada bulunması ZORLAYICI BİR UNSUR. Öyle ki Hazirandan beri bu temasların hız kazandığı da biliniyor. Böylece ABD'nin bahsi geçen ülkelerin VEKÂLETLİĞİNDE, perde ardından varlığını sürdürmesi de söz konusu.
Hülasa Netanyahu'nun, ABD'nin önceden kendisini bilgilendirdiğini ve Washington yönetiminin bölgede nüfuzunu göstermek için "başka yollara sahip olduğunu" söylemesi, farklı bir oyuna hazırlandıklarını ispatlıyor. Takdir edersiniz ki Suriye konusuna nokta konacak CENEVRE GÖRÜŞMELERİNE kadar da, neler olacağını şimdiden kestirmek imkansız. Ama SAHADAKİ FOTOĞRAF, MASADA EN ÇOK KİMİN ELİNİN KUVVETLENECEĞİNİ TAYİN EDECEK. Dolayısıyla avantajı da o tarafın göğüsleyeceği kesin. O cihetle Devletimizin Mümbiç ve Fırat'ın doğusu planlarını, vakit kaybetmeden uygulaması büyük önem arz ediyor. Zaten hazırlıklar da bu yönde. Anlayacağınız sıcak gelişmelerin yaşanması an meselesi…
Vesselam…