Eğitim niçin vardır? Bir ülke, eğitim sistemini neye göre planlar? Eğitim yalnızca bireye bilgi aktarmak, onu belli davranış kalıplarına sokmak, sosyal hayata uyumlu hâle getirmek için mi vardır yoksa insanı hayata hazırlayan, üretime katan, kendi geleceğini kurabilecek donanıma ulaştıran büyük bir inşâ süreci midir? Asıl soru budur.

Eğitimin hayatta karşılığı olmayan bir öğrenme sürecinin, birey ve toplum açısından ne kadar anlam taşıdığı ciddi biçimde sorgulanmalıdır. Sadece “iyi birey” yetiştirmek yeterli değildir, çocuğun hayatta kalabilmesi, kendi geleceğini inşâ edebilmesi, ülke ekonomisine katkı sunabilmesi için aldığı eğitimin yaşamda gerçek bir karşılığı olmalıdır. Aksi hâlde insan ömrünün yaklaşık dörtte birine denk gelen o uzun eğitim süreci, formal kalıplar içinde boşa harcanmış bir zamana dönüşebilir.

Bugünün dünyasında çocukların yalnızca bilgiyle değil, yetenekleri ve yaratılışlarında var olan potansiyelleri doğrultusunda üretime dâhil edilmeleri gerekmektedir. Her çocuk, içinde işlenmeyi bekleyen bir cevher, keşfedilmeyi bekleyen bir istidat taşır. Yaratıcı tarafından insanın özüne yerleştirilmiş bu potansiyelin eğitim yoluyla teknik bilgiyle buluşturulması, aslında eğitimin en temel amaçlarından biri olmalıdır. Eğitim; çocuğun içindeki icadı, fikri, beceriyi ve üretme kapasitesini ortaya çıkarmalıdır. Ancak ne yazık ki ülkemizde eğitim sistemi, çoğu zaman ideolojik ve politik müdahalelerle asıl mecrasından uzaklaştırılmakta ve çocukların kabiliyetlerini geliştiren bir yapıdan çok, onları edilgenleştiren bir yapıya dönüştürülmektedir.

Bu nedenle pek çok genç, kendi yeteneğini keşfedemeyen, iç dünyasında taşıdığı gücü açığa çıkaramayan, toprağın altında kalmış ama işlenmediği için değere dönüşemeyen madenler gibi beklemektedir. Oysa işlenmeyen maden nasıl ekonomik değer üretmezse işlenmeyen insan potansiyeli de toplumsal kalkınmaya katkı sunamaz. Bugünün gençliğinde gözlemlenen temel sorunlardan biri de tam burada ortaya çıkar. Üretmek yerine tüketmek; inşâ etmek yerine yıkmak; sorumluluk almak yerine konfora yönelmek. Ben merkezli büyüyen, disipline mesafeli, yönlendirilmek istemeyen bir nesil, zamanla istihdam edilmesi zor, kontrolsüz, âsî ve amaçsız bir yapıya dönüşebilmektedir.

Bu tablo yalnız ekonomik değil, psikolojik ve manevî açıdan da ciddi riskler taşımaktadır. Üretimden uzak, hedefsiz, yalnızca tüketim kültürü içinde yetişen genç; çoğu zaman mutsuz, içe kapanık, depresif ve öfkeli bir ruh hâline sürüklenebilir. Üstelik manevî boşluk da buna eklendiğinde, insanın kendisinden büyük bir değere, ahlakî zemine, saygı duyacağı bir otoriteye ya da sığınacağı bir hakikate sahip olmaması, bireyi yalnızca kendi egosunun emrine bırakabilir. Oysa insan, nihayetinde dayanacağı, yön bulacağı, kendisini aşan bir anlam ve kudret arar. Bu anlamdan yoksun birey, kendi gücünü tek otorite sandığında kırılma anlarında daha büyük yıkımlarla karşılaşabilir. Yok oluşun eşiğine sürüklenir ve böyle bir insan da mutlu olamaz.

Bu yüzden eğitim, insanın yalnızca zihnini değil, karakterini, üretim becerisini ve yaşamla bağını da inşâ etmelidir. İnsan, yaptığı işle tanınır. Üretimden uzak bir eğitim sistemi, boşa çekilen kürek, havanda su dövmek gibidir. Bu noktada eğitim politikalarının merkezine üretim yerleştirilmelidir. Özellikle meslek liseleri yeniden yapılandırılmalı, güçlendirilmeli, sanayi kuruluşlarıyla doğrudan iş birliği içinde çalışmalıdır. Bu okullar yalnızca alternatif değil, ülkenin kalkınma merkezleri hâline getirilmelidir. Meslek liselerinde eğitim gören öğrenciler burslarla desteklenmeli, öğrenciler sınavla seçilmeli, teknik beceri itibarlı hâle getirilmelidir. Öğrencilere sunulan stajlar daha iyi planlanmalı, işletmelerin yeterlilikleri gözden geçirilmeli, staj sonrasında ise çocuklar becerilerini geliştirdikleri alanda istihdam edilmelidir.

Eğitimi planlamak, ülkenin geleceğini planlamaktır. Gençlerimiz bilinçsizce geleceğe yürümekteler. Bunun önüne geçmek için gençlerin eğitim hayatını iyi planlamak gerekir. Bunun yolu da özellikle ortaöğretimi iyi planlamak ve programlamaktır. Akademik başarı hedefleyen öğrenciler için fen liseleri; üretim için meslek liseleri; sanat ve spor alanında yetenekli bireyler için de özel eğitim modelleri geliştirilebilir. Liselerin türlerini azaltmak, bazı liselerin kaynağını ortaokuldan belirlemek gerekir. Bu sebeple ortaöğretimi üç ana kolda toplamak, gençleri hem daha doğru yönlendirecek hem de ülkenin ihtiyaç duyduğu insan kaynağını daha sağlıklı oluşturacaktır.

Eğitim, yazboz tahtası; çocuklar da denek değildir. Aksi hâlde milyonlarca genç boşu boşuna üniversite yollarına düşecek, diplomalar artacak fakat üretim, istihdam ve gerçek karşılık oluşmayacaktır. Sonunda diplomalı ama yönünü kaybetmiş, işsiz, edilgen ve umutsuz bir gençlik ortaya çıkacaktır ki bugün biraz da öyledir. Bu, sele kapılmış bir ağacın yönsüzlüğü, anlamsızlığı ve belirsizliğine benzer. Oysa gençlerimiz sürüklenmemeli, yönlendirilmeli, güçlendirilmeli, üretebilir hâle getirilmelidir.

Üretmek, pazarlamak, istihdam sağlamak, ekonomiye katkı sunmak olmadan geleceği planlamak beyhûde çırpınıştır. Üreten insan kendini keşfeder, kendini keşfeden insan da mutlu insandır. Asıl başarı da mutlu olmaktır.