Cumartesi günü Diyarbakır’da Antisiyonizm Kongresi’ne katıldım. Mekân olarak seçilen Deliller Hanı, tarihsel bir hafızanın da taşıyıcısıydı. Osmanlı döneminde karayoluyla hacca gidenlerin konakladığı bu han, yüzyıllar boyunca yolculukların, buluşmaların ve duaların kesiştiği bir durak olmuş.
Antisiyonizm Delegasyonu tarafından düzenlenen kongrede akademisyenler, kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, eğitimciler ve iş insanları bir araya geldi. Farklı şehirlerden ve çevrelerden katılımcılar, siyonizmin küresel etkilerini ve buna karşı geliştirilebilecek mücadele yöntemlerini ele aldı. Ben de davetli olarak bir sunum gerçekleştirdim ve sivil toplum perspektifinden değerlendirmelerimi paylaştım.
Kongre, ortaya koyduğu fikri iddia itibarıyla önemli bir duruşu temsil ediyor. Ancak aynı zamanda bu çalışmanın henüz gelişim aşamasında olduğu ve olgunlaşma sürecini tamamlamadığı da görülüyor. Meseleye yüklenen anlam ve hedeflerin büyüklüğü, daha sistemli bir kurumsallaşmayı ve daha derinlikli bir metodolojiyi zorunlu kılıyor. Bu gözlemlerimi kongre sürecinde doğrudan ifade ettim ve değerlendirmelerimi içeren bir raporu delegasyonla paylaşacağımı belirttim.
Kongre boyunca zihnimde netleşen en temel hususlardan biri şuydu. Siyonizmle mücadele, esas itibarıyla Filistinli Müslümanların ağır bedeller ödeyerek sürdürdüğü son derece kıymetli bir direniş hattına dayanmaktadır. Ancak İslam dünyası açısından meseleye bakıldığında, bu direnişi tamamlayacak bütüncül bir yol haritasının ve kurumsallaşmış stratejik yaklaşımın yeterince gelişmediği görülmektedir.
Özellikle sivil alanın organizasyonu, akademik, uluslararası kamuoyu oluşturma ve alternatif kurumlar geliştirme noktasında ciddi eksiklikler bulunmaktadır. Dolayısıyla mesele yalnızca sahadaki direnişi desteklemek değil, bu direnişi küresel ölçekte etkili hâle getirecek stratejik aklı da inşa edebilmektir.
Siyonizmin küresel etkisi yalnızca siyasi bir başlıkla açıklanabilecek bir alan değildir. Sanattan akademiye, finanstan sinema endüstrisine, eğitimden medyaya kadar uzanan çok katmanlı bir etki alanından söz ediyoruz. Buna rağmen çoğu zaman sonuçları konuşuyor, yaşanan mağduriyetleri anlatıyor ve tepkilerimizi dile getiriyoruz. Oysa sebepleri, yöntemleri ve uzun vadeli çözüm yollarını yeterince tartışmıyoruz.
Kongrede yapılan sunumlar, mücadelenin yalnızca siyasi bir alanla sınırlı olmadığını açık biçimde ortaya koydu. Eğitimden finansa, medyadan toplumsal etki alanlarına, akademiden uluslararası lobi faaliyetlerine kadar geniş bir mücadele sahası tarif edildi. Çünkü günümüzde güç ilişkileri yalnızca askeri ve siyasi araçlarla değil, bilgi, medya, ekonomi ve kültürel alanlar üzerinden de şekillenmektedir.
Bu çerçevede Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Özcoşar’ın değerlendirmeleri de dikkatimi çekti. Özellikle Gazze meselesi bağlamında üniversitede yürütülen çalışmalar ve bu konudaki akademik hassasiyetler üzerine yaptığı vurgu, üniversitelerin toplumsal meseleler karşısında üstlenebileceği role dair önemli bir perspektif sundu.
Filistin meselesinde duyarlılık önemlidir ancak bu duyarlılığın kurumsal kapasiteye ve toplumsal karşılık üretebilen yapılara dönüşmesi çok daha kritik bir noktadır. Sadece haklı olmak yetmez, haklılığın etkili biçimde anlatılması da gerekir.
Filistin davasının kültürel hafızasında en güçlü sembollerden biri kuşkusuz Hanzala’dır. Karikatürist Naci Ali’nin 1970’lerde ortaya koyduğu bu figür, aradan geçen onlarca yıla rağmen halâ Filistin direnişinin en bilinen sembollerinden biridir. Ancak yarım asra yakın bir sürede bu davayı küresel ölçekte temsil edecek kaç yeni sembol, kaç güçlü anlatı ve kaç kalıcı kültürel eser üretebildik?
Bugün algılar yalnızca konferans salonlarında değil sinema filmlerinde, romanlarda, dijital platformlarda ve sosyal ağlarda şekillenmektedir. Filistin davasının da hamasi söylemlerin ötesine geçerek evrensel bir anlatı dili geliştirmeye ihtiyaç var. Gazze’de yaşananları, sürgünü, direnişi ve insan hikâyelerini dünyaya taşıyacak güçlü kültürel çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü mücadele artık sadece meydanlarda değil, kültürel ve entelektüel alanlarda da verilmektedir.
Kongre çalışmaları henüz yeni bir alan. Kısa bir geçmişe sahip olmasına rağmen ciddi ve düşünülmüş bir girişim olduğu kanaatindeyim. Farklı alanları bir araya getirme çabası ve kurumsal bir zemin oluşturma iradesi önemli bir başlangıçtır.
Filistin davasının en temel sorunlarından biri, uzun yıllardır ağırlıklı olarak duygusal refleksler üzerinden konuşulan bir mesele hâline gelmiş olmasıdır. Elbette acıyı hissetmek ve tepki göstermek gerek. Ancak bunun yanında çözüm üreten, plan yapan ve geleceğe dair perspektif geliştiren bir yaklaşım da zorunludur.
Antisiyonizm Kongresi’nin en önemli katkısı da burada yatıyor. Meseleyi yalnızca sonuçları üzerinden konuşmak yerine sebepleri, yöntemleri ve çözüm yollarını tartışmaya açması bakımından önemli bir başlangıç niteliği taşıdığını düşünüyorum.
Aslında meseleyi yalnızca Filistin ekseninde okumak da yeterli değildir. Filistin, bugün siyonizmin yol açtığı adaletsizliklerin en görünür ve en ağır sonuçlarının yaşandığı coğrafyamızdır. Ancak mesele bundan daha büyüktür.
Siyonizmle mücadele, aynı zamanda dünyayı şekillendiren haksız güç ilişkilerine, çifte standartlara ve insanlığı krizlere sürükleyen anlayışlara karşı da bir itirazdır. Bu nedenle ortaya konulacak her fikir, her alternatif model ve her çalışma yalnızca Filistinlilerin değil, başta ülkemiz olmak üzere bölge halklarının ve tüm insanlığın yararınadır.
Sorulması gereken soru sadece “Filistin için ne yapabiliriz?” değildir. Asıl soru, daha adil bir dünyayı nasıl inşa edebileceğimizdir. Mevcut küresel sistemi yalnızca eleştiren bir yerde mi duracağız, yoksa kendi değerlerimizden beslenen yeni modeller mi üreteceğiz? Filistin davasının geleceği de büyük ölçüde bu sorunun cevabına bağlıdır.
Kongre boyunca zihnimde kalan en güçlü düşünce, bu meseleye artık yalnızca duygusal değil, aynı zamanda stratejik bir bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğiydi.
Bu yazım, Diyarbakır’da gerçekleşen kongreye dair gözlemlerimin bir özetidir. Yarın ise kongrede yaptığım sunum metnini bu köşemde paylaşarak tartışmanın daha somut boyutlarını okurlarla buluşturacağım.