0

Batı'nın darbe girişimine açık ve doğrudan desteği bir demokrasi ahlakı yoksunluğu ile izah edilemez. Batı'nın kendi insanı dışındaki dünyaya Kişi Hakları ve Demokrasi konusundaki çifte standardına alışık olduğumuz için bunu çok da garipseyen olmaz.

Çünkü zaten sosyal evrimci zihniyet üzerine kurlu son birkaç yüz yıllık Batı medeniyetinin bakış açısı bunu zorunlu kılar. Buna göre toplumlar gelişirler ve ilerlerler sürekli olarak. Batılı toplumlar ilerlemiştir demokratik rejim onlara göredir. Ama az gelişmiş toplumlarda demokratik hukuk ve rejim beklentileri zaten nafiledir, önce gelişmeleri gerekir.

O nedenle bu yaklaşımın ürünü olan Batının bu günkü medeniyetinden Doğu toplumlarının lehine bir demokratik tutum beklemek de nafiledir.

Tabi ki Batı'dabu gün de geçmişte de erdemi merkeze alan kişi ve kuruluşlar yok değil. Ama unutulmamalıdır ki bunlar hep muhalif hatta marjinal kesim olarak kalmıştı. Batılı ülkeleri yöneten anlayış başta AB'nin kurumlarını bu çifte standardın büyük oranda zihniyet temsilciliğini yapmaktadırlar.

Örneğin dindar bir kişinin veya grubun hak ihlallerini savunan bir çıkışı duyulmamıştır bu güne kadar. Ama Batı'nın bu süfli düşüncesini temsil eden bir seküler kişi veya gruba dair en ufak bir hak ihlali bütün Batı basını ve hükümetlerinin gündemini oluşturur.

Kürtlerin haklarını ancak ve ancak seküler Kürter üzerinden savunurlar. Amaçları aslında sekülerlik de değildir. Birini desteklemeleri için o kişinin veya grubun dini bir profili olmaması yeterlidir.

Çünkü asıl amaç Doğu toplumlarının demokratikleşmesi değil onların Batılı değerlere uygun yaşamalarıdır. Batılı değerler ne yazık ki Batılı düşünürlerin çoğunlukla sistemleştirdiği (ürettiği değil) evrensel ahlak ve hukuk değerleri değildir.

Bunun en güzel kanıtı bu gün demokrasiye karşı darbe girişiminde bulunmuş ve sivillerin üstüne ateş etmiş bir darbeci cuntayı bile destekleyebilmeleridir. Mısır'daki Sisi darbesini Mursi'nin hukuk dışına çıkması bahanesiyle desteklemeleri, Türkiye'de başını kapatan kadınları eğitim haklarından yoksun bırakmayı meşru kabul etmesi vs. bunu örnek verilebilir.

Amaç demokrasi veya kişi hukuku değil amaç Batılı Hıristiyan toplumların menfaatlerini sürdürülebilir kılacak düzeni korumaktır.

İslamofobia temelli bu yaklaşım gizli bir Hristiyan dayanışmasıdır aslında. Bunun için bu kadar kan döken bir darbeci cuntayı kınamaz, iade de etmez ve Türkiye'ye taziyede de bulunmaz.

Çünkü Batıda şöyle bir algı var: "Türkiye'ye giderseniz "Demokratik Darbe'yi bastıran "İslamcı faşistleri" desteklemiş olursunuz." Viyana hava limanındaki "Türkiye'ye gitmek Erdoğan'a destek vermektir" şeklindeki anlayış da bunun en güzel yansımasıdır. Peki acaba cinlerle ve mistik yönelimlerle bağlı olunan örgüt liderinin öncülüğünde yapılan bir darbenin daha demokratik ve sivil olacağını öngören bir stratejist var mıdır? Bu mudur desteklenmesi gereken taraf.

Birkaç metre yakınında duran sivil insana ateş edip sonra da "sünnete uygun" diye suyu üç yudumda ve oturarak içen bu hipnoze edilmiş cuntacıları cici ve mazlum gösteren söylemin bir ahlakı var mıdır?

Bu zihniyet ve yerli işbirlikçilerinin ahlak dışı tutumu ne insanidir ne de demokratik ve ne de diplomatiktir. Ancak ve ancak İslamofobiadan beslenen christo-faşist refleksin ürünü olabilir.